Rah belgeseli, Sille’de keşfedilen bir sembolün peşinden giderek İstanbul’dan Konya’ya uzanan Sufi Yolu’nu ve bu yolda kesişen hayatları odağına alan özel bir yapım. Yola müdahale etmek yerine anlatıyı yolun kendisine bırakan film; yas tutan bir kadının ruhsal iyileşmesinden, kendi sınırlarını zorlayan yalnız yolculara kadar insanlığın ortak arayışını görünür kılıyor. Genç yönetmen Beyza Nimet Emişen ile Rah belgeselinin yapım yolculuğunu, Sufi Yolu’nun birleştirici gücünü ve genç sinemacıların sektörde karşılaştığı dinamikleri kapsayan içten bir söyleşi gerçekleştirdik.
Rah (2025) filminin son derece ilgi çekici bir yapım olduğunu düşünüyorum. Tasavvuf ve sufizme ilgi duyan pek çok insan olmasına rağmen sinema sektöründe, özellikle de belgesel türünde bu konunun işlendiği örneklere ne yazık ki fazla rastlayamıyoruz. Bu noktada filmin konusu doğrudan benim ilgi alanıma hitap ediyor. Ben de kişisel yaşamımda sufizm ve tasavvufla yakından ilgileniyorum. Filmi ilk izlediğimde Beyza ile mutlaka konuşmam ve kendisine sormak istediğim soruları yöneltmem gerektiğini düşündüm. Burada olduğun için kendi adıma oldukça heyecanlıyım. Sözü fazla uzatmadan doğrudan sana devretmek istiyorum. Rah filmini, filmin oluşturduğu evreni ve bu konunun neden ilgini çektiğini sormak isterim.
Memnuniyetle. Öncelikle kendimden kısaca bahsedeyim. Ben Beyza, 23 yaşındayım. Selçuk Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümünden 2025 yılında mezun oldum.
Değerli yorumlarınız için teşekkür ederim. Rah, bizim için kesinlikle çok özel bir çalışma oldu. Filmin nitelikli bir eser olmasının en büyük sebebi, tamamen içimden gelen, kaleme alarak başladığım ve sonrasında gerçeğe dönüşen bir proje olmasıydı. Bu nedenle benim için anlamı oldukça büyüktü.
2023 yılında çektiğim bir belgesel filmle ilk yönetmenlik deneyimimi yaşamıştım. Yönetmenlik kavramıyla yeni tanıştığım o dönemde yine benzer bir temaya sahip bir hikâye anlatmak istemiş, fakat hedeflediğim sonuca ulaşamamıştım. Metin henüz yetkinleşmemiş ve içerik olarak olgunlaşmamıştı. Kurgu aşamasında kendimden bir şeyler katarak bunu telafi edebileceğimi düşünsem de dilediğim sonucu elde edemedim. Bu tecrübenin ardından, senaryosunu bizzat kaleme alacağım bir projenin hislerimi ve derdimi tam anlamıyla aktarmama imkân tanıyacağına karar verdim.
Konya’nın Sille beldesinde bulunan Şeytan Köprüsü mevkiinde bir sembol keşfettik. Turistik bir gezi sırasında arkadaşımızın fark ettiği bu sembolün ne anlama geldiğini araştırdığımızda, işaretin tarihi Sufi Yolu güzergâhını simgelediğini öğrendik.
Bu keşfin ardından yolun nereden başlayıp nerede sona erdiğine, rehberliğinin kimler tarafından yapıldığına dair kapsamlı bir araştırma sürecine girdik. Projenin kurgusunu oluştururken ve araştırmalarımı derinleştirirken, kâğıda döktüğüm kurgusal hikâyenin gerçek hayatta birebir karşılığı olduğunu fark ettim. Gittiğimiz her yerde, yazdığım detayların benden bağımsız bir şekilde yıllardır gerçek yaşamda varlığını sürdürdüğüne şahit oldum. Bu durum projenin benim için taşıdığı anlamı daha da derinleştirdi.
Filmi çekimlerini aslında 2024 yılında gerçekleştirmeyi hedefliyorduk; ancak yapım desteği, maddi ve manevi imkânsızlıklar derken projeyi bir süre ertelemek zorunda kaldık. 2025 yılında zorluklara rağmen belgeseli hayata geçirmeyi başardık.

Anladığım kadarıyla Rah filmi, ne zaman ortaya çıkacağına kendisi karar veren, özgün bir karaktere sahip. Bu durumu bir “demlenme süreci” olarak yorumlamak mümkün. Nitekim sufizm felsefesinde de her şeyin kendine ait bir zamanı, bilinci ve bereketi vardır. İnsan, yalnızca buna tanıklık etmekle mükelleftir. Bence işaretleri takip edebilmek ve onları doğru okuyabilmek son derece kıymetli. Sufi Yolu’na ait o sembol sizi muazzam bir yolculuğa çıkarmış. Bu bakımdan filmin sizinle bir bağ kurarak “Beyza tarafından çekilmem ve anlatılmam gerekiyor,” dediğini söyleyebiliriz. Filmin de bu misyonu gayet başarılı bir şekilde yerine getirdiğini düşünüyorum.
Kesinlikle katılıyorum. Çekim sürecine dair küçük bir detay eklemek isterim: Çekimler başladığında ekip olarak büyük bir endişe yaşadık. Sürecin başında elimde yazılı bir plan vardı ve çekimleri bu plana sadık kalarak gerçekleştirmeyi hedefliyorduk. Ancak kırk gün sürecek yolculuğun ilk gününden itibaren kurguladığımızdan bambaşka bir gerçeklikle karşı karşıya kaldık. Sürecin henüz başında elimizde yeterli veri yokken ve kurgu planımızın gerçekleşmediğini gördüğümüzde derin bir hayal kırıklığı ve endişe hissettik.
Ancak ekip arkadaşlarım projenin ruhuna son derece uygun ve anlayışlı insanlardı. Görüntü yönetmenimiz Cemrecan ile ekip arkadaşımız Yusuf bu süreçte bana çok destek oldular. Çekimlerin en kritik anında Cemrecan bana, “Hocam, müdahale etmeyi bırakalım ve anlatımı yola terk edelim. Bir kurgu çıkarmak için çabalıyoruz ancak süreç kendiliğinden akmıyor. Bırakalım, yol kendi hikâyesini anlatsın,” dedi.
Gerçekten de öyle oldu. Bir süre sonra Rah gözümüzde adeta somut bir kimlik kazandı ve dışarıdan hiçbir müdahaleyi kabul etmeyen özgün bir anlatı oluşturdu. Biz ona şekil vermeye çalıştıkça o müdahaleye izin vermeyerek kendi doğal formuna büründü. Hikâyesinin güçlü yapısı ve kendisini var eden içeriği sayesinde benim için son derece özel bir çalışma hâline geldi.
Filmi izlediğimde Sufi Yolu’nu zihnimde hep biliyormuşum hissine kapıldım ve bu yolculuğa dâhil olma arzusu duydum. Bu noktada Sufi Yolu’nun hak ettiği değeri de teslim etmek gerek. Belgeselde son derece nitelikli insanlarla tanışıyoruz; rehberler ve yolcular derin bir birikimle bu deneyimi paylaşıyorlar. İnsan orada barışı, kardeşliği ve birlik duygusunu güçlü bir şekilde hissediyor. Farklı görüşlerden, farklı kültürlerden insanların ve canlıların aynı evrensel döngüyü birlikte tecrübe etmesi filmin temel özeti olarak okunabilir. Sufi Yolu’nun nitelikleri ve katılım koşulları hakkında bilgi verebilir misin? İstanbul Fatih’ten başlayıp Konya’ya kadar uzanan bu rotanın fiziksel bir yürüyüşün ötesinde anlamlar taşıdığı aşikâr.
Sufi Yolu’nun Türkiye güzergâhına arzu eden herkes katılabilir. Katılım için maddi veya manevi herhangi bir ön şart ya da kısıtlama bulunmuyor.
Yalnızca merak ve ilgi duymak yeterli yani.
Ayrıca herhangi bir inanç sistemine mensup olma zorunluluğu da yok. Belgeselde özellikle vurgulamak istediğimiz hususlardan biri de buydu. 2025 yılındaki çekimler sırasında kaydettiğimiz katılımcıların büyük bir kısmı İslam dinine mensup değildi. Bizim aktarmak istediğimiz temel unsur; düşünce yapıları veya inançları ne olursa olsun insanların her sabah aynı saatte uyanarak aynı rota üzerinde birlikte yürümeleri, konaklamaları ve aynı ekmeği paylaşmalarıydı. Bu mesajı yalnızca Sufi Yolu özelinde değil de tüm insanlık düzleminde ifade etmeyi amaçlamıştık.
Belgeselde farklı ülkelerden ve inançlardan gelen yaklaşık on üç kişi yer alıyor. Bu kişilerin rota üzerindeki yerel halk ile köy sakinleriyle kurdukları samimi diyalogları aktarmak istedik. Örneğin Hollanda’dan gelip Bursa’nın bir köyünden geçen katılımcıların, orada tek başına yaşayan 70-80 yaşlarındaki Ahmet Amca ile ortak bir dil konuşmamalarına rağmen saatlerce oturup çay içebilmeleri ve iletişim kurabilmeleri bizim için çok kıymetliydi.
Sufi Yolu yürüyüşü her yaştan katılımcıya açık bir deneyim. Yürüyüş programı yılda iki kez düzenleniyor. İlki genellikle mayıs ayının ilk haftasında başlayıp haziran ortasına kadar süren kırk günlük bir yürüyüş diyebilirim. İkincisi ise temmuz, eylül veya ekim aylarında gerçekleştirilen bisiklet rotasından oluşuyor. Bisiklet güzergâhı, Konya’nın farklı ilçelerine de uzanan daha geniş bir alanı kapsıyor.
Sufi Yolu’nun kurucusu ve rehberi olan Sedat Bey, 2013 yılından bu yana bu yürüyüşü düzenliyor. Katılımcıların büyük bir kısmı uzun yıllardır yürüyüşü bir yaşam tarzı olarak benimsemiş kişilerden oluşuyor. Ancak belgeselde öne çıkardığımız Ana Tahooda ve Ramtin isimli iki karakter bizim için son derece farklı bir yere sahip.
2025 yılı katılımcıları arasında hikâyesiyle bizi en çok etkileyen kişi Ana oldu. Yakın zamanda önce eşini, ardından en yakın arkadaşını kaybeden Ana, yaşadığı derin acıyla baş edebilmek amacıyla bu yolculuğa çıktığını ifade etmişti. Nitekim bu yolculuğun kendisine sağladığı ruhsal şifa nedeniyle 2026 yılındaki Sufi Yolu yürüyüşüne de katıldı. Ana, belgesel tamamlandıktan sonra filmi izlediğinde gözyaşlarını tutamadı. Aslında Ana’ya onun acısını bir araç olarak kullanma amacında olmadığımı söyledim. Yalnızca kendisine anlamlı bir anı bırakmak istediğimi belirttim.
Ramtin ise rotayı rehbersiz ve tek başına katetmesiyle öne ilgimizi çekmişti. Rota üzerinde kaybolma, iletişim imkânlarının kesilmesi, olumsuz hava koşulları ve yaban hayatı gibi riskler bulunduğundan grup hâlinde hareket etmek gerekir. Ancak Ramtin, kişisel dünyasında bir dönüşüm gerçekleştirmek amacıyla tek başına yola çıkmış; tehlikelere, sakatlanmalara, açlık ve susuzluğa rağmen kırk günlük süreci tamamlayarak Konya’ya ulaşmayı başarmıştır Yol adeta onu kendi akışına kabul etmişti.
Rehberimiz Sedat Bey’in, çekimler sırasında ifade ettiği ancak belgeselde yer veremediğimiz şu sözlerini de eklemek istiyorum: ”İnsan bu yolculukta kendi benliğiyle yüzleşir. Zihinsel kaygıları geride bıraktığınızda, kendinizi dinleyebileceğiniz ve iç dünyanızla hesaplaşabileceğiniz bir terazi kurulur.”
Söz ettiğiniz bu içsel dönüşüm ve yüzleşme hâli eminim Ramtin’in ifadelerine de yansıyordur. Yolun insanı eğiten, düşündüren ve dönüştüren bir yapısı olduğu açıkça görülen bir şey.
Kesinlikle. Yolculuğun sonunda insan, kendi zayıflıkları ve hatalarıyla yüzleşme fırsatı buluyor. Günlük yaşamda ego ve beklentiler sebebiyle karmaşık hâle getirdiğimiz pek çok hususun aslında ne kadar zahmetsizce çözülebileceğini fark ediyoruz. İnsan içsel mücadeleler yaşasa da yol kendi akışını sürdürmeye devam ediyor.

Ana Tahooda’nın hikâyesi gerçekten son derece etkileyiciydi. Eşini ve dostunu kaybeden bir insanın, hayat yolculuğunu sürdürebilmek adına kendisine yeni bir patika inşa etmesi takdire şayan bir davranış. Bu aktarımı yaparken sergilediğiniz naif ve huzurlu yaklaşımı da ayrıca belirtmek isterim.
Teşekkür ederim. Şunu da eklemek isterim ki inanç kavramı yalnızca dini bir çerçeveye ya da kurallara sıkıştırılmamalı. İnsanın yola, doğaya veya bir kavrama inanması ve bundan motivasyon alması son derece değerli. Zaten biz de katılımcıların kişisel inanç dünyalarını sorgulamayı hiç hedeflemedik. Odak noktamız birliktelik, barış, sevgi ve hoşgörü kavramlarını işlemekti. Örneğin Yalova’da karşılaştığımız yabancı bir katılımcı, herhangi bir inanca mensup olmadığını, yalnızca yürümeyi sevdiği için yola çıktığını ifade etmişti. Ancak sürecin sonunda anladık ki her gün kilometrelerce yol yürümeyi göze almak da kendi içinde özgün bir inanış ve motivasyon barındırmakta. Bu da bir nevi inanç olarak özetlenebiliyor.
Genç bir belgesel yönetmeni olarak sinema alanında nitelikli bir duruş sergiliyorsunuz. Gelecekte belgesel sinema alanında yetkin eserler vereceğinize inanıyorum. Belgesel sinemanın mevcut durumu ve geleceği hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Belgesel sinema, meşakkatli bir alan olmasına rağmen ne yazık ki hak ettiği değeri yeterince göremiyor. Buna karşın bu alanın gelişmesi için mücadele eden nitelikli bir kitle de hatırı sayılır derecede mevcut. Sinemanın tüm disiplinlerini sevmekle birlikte, belgesel türünün benim için her zaman özel bir yeri olmuştur.
Sektörde ve festivallerde değerlendirme kriterlerinin yeniden ele alınması, genç sinemacıların projelerine daha fazla erişilebilirlik ve imkân tanınması gerektiğine inanıyorum. Rah filmini kısıtlı imkânlar ve büyük bir özveriyle tamamladık. Alanında uzman isimlerden olumlu geri bildirimler almamıza rağmen yarışma süreçlerinde genç üreticilerin desteklenmesi konusunda eksiklikler yaşandığını gözlemliyoruz. Mesleğe yeni adım atan genç sinemacıların ve akademisyenlerin emeklerinin korunması ve projelerine kıymet verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu noktada Çalıköy Film Festivali gibi bağımsız platformların kısa film ve belgesel üreticilerine sunduğu destek ayrı bir önem taşıyor. Çalıköy Film Festivali hakkındaki duygu ve düşüncelerini dinlemek isterim.
Açıkçası Çalıköy Film Festivali, benim ilk kez katılım sağlayacağım ve heyecanla beklediğim bir festival. Festivale henüz katılmadan önce dahi festival ekibinin yaklaşımı, emeğe gösterilen saygı ve yönetmenlere sağlanan telif desteği gibi uygulamalar bağımsız sinemacılar için son derece kıymetli. Buradaki temel husus, maddi karşılıktan ziyade üretilen emeğin takdir edilmesi diyebilirim.
Ben de kendi adıma gelecekte daha özgür ve olanakların elverişli olduğu koşullarda düzenlenen nice organizasyonda görüşebilmeyi diliyorum. Filminizin geniş kitlelere ulaşmasını ve sanat yolculuğunuzun başarıyla devam etmesini isterim. Davetimizi kabul ettiğin için teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim; projeme değer verilerek bu imkânın tanınması benim için son derece anlamlıydı.


Bir Cevap Yazın