,

Brodie Vissers ile Söyleşi: Lezzet ile Hikâye Arasında

Kanadalı yönetmen ve hikaye anlatıcısı Broide Vissers ile Uluslararası Gastronomi Film Festivali Röportaj

Kanadalı yönetmen ve hikâye anlatıcısı Brodie Vissers, her içeceğin anlatılmayı bekleyen bir hikâyesi olduğuna inanıyor. Çalışmalarında yalnızca içecekleri değil; onların arkasındaki insanları, gelenekleri ve kültürleri keşfe çıkıyor. Uluslararası Gastronomi Film Festivali kapsamında gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide Brodie Vissers ile hikâye anlatıcılığını besleyen merakı, gastronomi ile sinemanın ortak dilini ve festivalden aklında kalan anları konuştuk.

TR | EN | English version here.

Çiğdem Beder: Sizi ilk kez tanıyacak birine, kameranın arkasındaki Brodie Vissers’i nasıl anlatırsınız?

Brodie Vissers: Benim için her şey merakla ve keşfetme isteğiyle başlıyor. Kanadalıyım; kaykay kültürüyle büyüdüm, dünyanın farklı yerlerini gezdim ve bugün Barselona’da yaşıyorum. Ürettiğim her proje, yeni deneyimler yaşama, insanlarla bağ kurma ve herkesin gitmediği yolları keşfetme arzusundan doğuyor. Geriye kalan her şey de bunun üzerine inşa ediliyor.

“Benim için her şey merakla ve keşfetme isteğiyle başlıyor.”

Denize karşı viski, şarap ve kokteyl alkol tatlarını gastronomik deneyimi

“Merakınızın peşinden gidin. Başkalarının ne düşündüğünü fazla önemsemeyin. Çünkü gerçek hikâyeler tam da orada hayat buluyor.”

Çiğdem Beder: Bir hikâyenin peşine düşmenizi sağlayan şey nedir? Bir fikrin gerçekten anlatılmaya değer olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?

Brodie Vissers: Bence anlatılmaya değer bir hikâye tamamen öznel bir mesele. Bir kişi için son derece etkileyici olan bir konu, bir başkası için dünyanın en sıkıcı hikâyesi olabilir.

Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte ilginç bir denge oluştu. Bir yandan algoritmalar en popüler içerikleri daha görünür hâle getiriyor, diğer yandan ise çok niş bir ilgi alanına sahip olsanız bile binlerce insana ulaşmanız mümkün oluyor.

Bu yüzden benim cevabım oldukça basit: Merakınızın peşinden gidin. Başkalarının ne düşüneceğine fazla takılmayın. Çünkü gerçek hikâyeler tam da orada ortaya çıkıyor.

Kanadalı yönetmen ve hikaye anlatıcı Brodie Vissers, dağ ve doğa ile iç içe fotoğraf.

Farklı coğrafyaların yeme-içme kültürlerini keşfederken, bir hikâye anlatıcısı olarak sizi en çok etkileyen şey ne oluyor?

Beni en çok etkileyen şey, o kültürü şekillendiren insanların taşıdığı tutku. İnsanların yaptıkları işe gerçekten inanması beni de heyecanlandırıyor ve hikâyeyi çok daha güçlü kılıyor.

Örneğin Türkiye’de insanların köklü kahve kültürleriyle gurur duyması ve bunu büyük bir tutkuyla anlatması beni daha derine inmeye teşvik ediyor. Ya da kariyerinin başındaki bir şefin tariflerini dünyayla ya da yaşadığı mahalleyle paylaşma heyecanı… İşte bu enerji hikâyeyi canlı hâle getiriyor.

Ama sanırım beni en çok cezbeden şey gelenekler ve kültürel miras. Çünkü onlar zamanın sınavından geçmiş, kuşaktan kuşağa aktarılmış değerler. Gürcistan’ın binlerce yıllık şarap üretim yöntemlerinin bugün hâlâ dünyayı etkilemesi ya da İtalya’da doğan tiramisunun küresel bir tatlıya dönüşmesi bunun en güzel örnekleri.

“Bir yemek deneyimini unutulmaz kılan şey, çoğu zaman aynı masayı paylaştığınız insanlardır.”

Kahve ve gastronomiyi bir arada buluşturan Brodie Vissers

Sizce bir yemek deneyimini unutulmaz kılan nedir? Peki bir filmi, yıllar sonra bile bizimle yaşamaya devam eden şeye dönüştüren ne oluyor?

Benim için unutulmaz yemek deneyimleri her zaman birlikte olduğum insanlarla ilgili. Zaten bir araya gelip yemek yememizin en önemli nedeni de bu. Elbette bulunduğunuz ortam, müzik, size eşlik eden servis ekibi ya da şefler ve iyi seçilmiş bir içecek eşleşmesi de deneyimin önemli parçaları.

Filmlerde ise durum biraz farklı. En sevdiğim filmler her zaman en büyük gişe başarıları ya da en kusursuz senaryoya sahip yapımlar olmuyor. Bazen küçük kusurların bir araya gelerek ortaya çıkardığı o eşsiz bütün daha kalıcı olabiliyor. Akıldan çıkmayan bir müzik, yıllarca tekrar ettiğiniz bir replik, filmin renk dünyası ya da karakterin geçirdiği dönüşüm… Kendimizden bir parça bulabildiğimiz filmler bizimle yaşamaya devam ediyor.

Brodie Vissers sunum yapıyor ve soruları cevaplıyor.

Festival sırasında insanlara, “Bir içecek için ne kadar uzağa giderdiniz?” diye sordunuz. Bana bu soru aslında tutkunun peşinden gitmekle ilgili geldi. Sizin için bu bir içecek olabilir, benim içinse sinema. Sizce tutkularımızın peşinden gitmek bize ne kazandırıyor?

Bence mesele derinleşebilmek. İnsanlığın en büyük keşifleri ya da en önemli ilerlemeleri hiçbir zaman yüzeyde kalarak veya kalabalığı takip ederek gerçekleşmedi. İnsanlar gerçekten ilgilerini çeken bir konuya yönelip onun peşinden sonuna kadar gittikleri için yeni şeyler ortaya çıktı.

Bu her zaman en verimli ya da en kolay yol olmayabilir. Ama sonunda kim olduğumuzu belirleyen şey de bu oluyor.

“Bizi gerçekten dönüştüren şey, kalabalığı takip etmek değil; ilgimizi çeken bir konunun peşinden sonuna kadar gitmek.”

Uluslararası Gastronomi Film Festivali boyunca izleyicilerle oldukça sıcak ve samimi bir bağ kurduğunuzu gözlemledik. Bu karşılaşmalar ve sohbetler sizin için ne ifade ediyor? Üretim sürecinizi ya da anlatmayı seçtiğiniz hikâyeleri etkiliyor mu?

Bunu duymak beni gerçekten mutlu etti, teşekkür ederim.

İnsanlarla kurduğum her iletişimden mutlaka yeni bir şey öğreniyorum. Daha önce de söylediğim gibi, insanların neye tutkuyla bağlı olduğunu keşfetmek benim için çok önemli. Bu sayede daha önce hiç düşünmediğim şeyleri fark edebiliyor ya da birbirinden tamamen farklı görünen konular arasında bağlantılar kurabiliyorum.

Bana göre en iyi hikâyeler, insanı düşünmeye devam ettiren hikâyelerdir. İşte bu beklenmedik bağlantılar da çoğu zaman en heyecan verici fikirlerin ortaya çıkmasını sağlıyor.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nde geçirdiğiniz iki günü bizimle paylaşır mısınız? Gastronomi ile sinemayı aynı çatı altında buluşturan bu etkinlik sizde nasıl bir izlenim bıraktı?

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nde gerçekten çok keyifli iki gün geçirdim. Mekân harikaydı ve herkes ürettiği işi büyük bir heyecanla paylaşıyordu. İster yemek üretiyor olsun ister film, orada bulunan herkes aynı tutkuyu taşıyordu.

Aslında gastronomi ile sinemanın ya da yemek odaklı içeriklerin bir araya gelmesi yeni bir fikir değil. Ama bu iki alanın çok daha deneyim odaklı biçimlerde buluşturulabileceğine inanıyorum. Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin de bu yönde atılmış çok önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.

“Bence en iyi hikâyeler, insanı düşünmeye devam ettiren hikâyelerdir.”

Festivalde geçirdiğiniz iki günün ardından, gelecekteki bir hikâyenize ya da projenize ilham verebileceğini düşündüğünüz bir karşılaşma ya da deneyim oldu mu?

Beni en çok etkileyen deneyim kesinlikle Tasty Cinema oldu. İki farklı oturumda film sahnelerinin bira ve şarap eşleşmeleriyle, küçük atıştırmalıklarla birlikte sunulması gerçekten çok heyecan vericiydi.

Bu fikrin büyük bir potansiyel taşıdığına inanıyorum. Sinema ile gastronomiyi yalnızca aynı etkinlikte buluşturmak yerine, izleyicinin bütün duyularına hitap eden ortak deneyimler tasarlamanın gelecekte çok daha fazla karşılık bulacağını düşünüyorum.

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir Cevap Yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin