Bir Tiyatrocunun Hatıra Defteri, genç tiyatrocuların bir araya gelerek oluşturduğu bağımsız bir içerik platformu. Ekip; usta isimlerle söyleşilerden sahne arkasını görünür kılan programlara, oyunculuk yöntemlerinden uluslararası tiyatro festivallerine uzanan farklı alanlarda içerik üretiyor.
Platformun kurucusu Mete Toygar Durak, yaratıcı süreçleri ve yapım çalışmalarını yönetiyor. Buse Kulekci, “Usta” programında Türk tiyatrosunun farklı kuşaklarından isimlerle bir araya geliyor. Ilgın Çakır, oyunculuk bilgisini mizah ve popüler kültürle buluşturan içerikler hazırlıyor. Dilan Küçük, kulisin görünmeyen ve eğlenceli tarafını kendi anlatım diliyle ekrana taşıyor. Ali Akkök ise yönetmenlik, post prodüksiyon ve yürütücü yapım süreçlerinde görev alıyor.
Bu söyleşide Toygar, Buse, Ilgın, Dilan ve Ali’yle platformun ortaya çıkışını, ekip içindeki görev paylaşımını, usta isimlerle kurdukları ilişkileri, bağımsız içerik üretmenin zorluklarını ve gelecek planlarını konuştuk.
“Böylece birbirimize zarar vermeden, herkesin ihtiyacına ve üretme arzusuna alan açan bir yapı oluştu.”
“Bir Tiyatrocunun Hatıra Defteri”ni kurma fikri nasıl ortaya çıktı? Bu fikir başından beri kolektif miydi, yoksa ekip zaman içinde mi oluştu?
Toygar: Hepimiz için aslında ortak buluşma noktası, kendimizi ve yaptığımız işi görünür kılma isteğiydi. Ben yurt dışında çok sayıda oyun izliyordum. Buna karşılık yurt dışına gidemeyen, hatta kendi ülkesinde bile tiyatroya erişemeyen gençler vardı. “Dünyada neler oluyor, biraz da buradan anlatalım,” düşüncesiyle yola çıktım.
Buse’yle konuştuğumuzda, “Ben Haldun Hoca’ya ulaşırım,” demesiyle önemli bir kapı açıldı. Dilan, “Ben sana bir şey çekeceğim,” diyerek geldi; Ilgın da kendi bilgisini nasıl aktarabileceğini düşünmeye başladı. Ardından Büke, Ali Yiğit ve Sıla gibi yakın çevremden, tiyatroyu gerçekten dert eden insanlar ekibe katıldı.
Böylece birbirimize zarar vermeden, herkesin ihtiyacına ve üretme arzusuna alan açan bir yapı oluştu. Ekip, herkesin üzerine bir taş koymasıyla zaman içinde büyüdü.
“Oyunculuk bilgisini gençlere daha samimi bir dille ulaştırmak.”

Ekip içindeki görevleri, programları ve karar alma süreçlerini nasıl paylaşıyorsunuz? Her içerik üreticisi kendi programında tamamen bağımsız mı?
Ali: Bir program fikri ortaya çıktığında önce onu somutlaştırmaya çalışıyoruz. Örneğin Ilgın yeni bir program fikriyle geldiğinde Toygar, kreatif tarafta engel koymak yerine, “Yap, görelim; ortaya çıkan iş üzerinden ilerleyelim,” yaklaşımını benimsiyor. Deneme yapıldıktan sonra kurgu dili, görsel yapı ve çalışma biçimi üzerine birlikte karar veriyoruz.
Bazen hazırlanan işi veya kurgu stilini beğenmediğimiz için başka bir çözüm arıyoruz. Takvimimiz genellikle iki-üç ay önceden belli oluyor: Hangi programın ne zaman yayımlanacağı ve çekim sıklığı planlanıyor. Toygar’la tartışarak bu süreci zamanla bir sisteme oturttuk.
Bugün dışarıdan biri yeni bir içerik fikriyle gelse önce oturur, fikrin uygulanabilirliğini birlikte değerlendiririz.
Dilan: Ben, “Bir şey yapmak istiyorum,” diyerek gittim. Toygar’la bunun nasıl bir programa dönüşebileceğini uzun uzun konuştuk. İçerikte bir persona yaratmak, kulisteki kaosu ve dedikoduyu daha performatif bir dille aktarmak istiyordum. Mockumentary gibi farklı biçimleri de düşündük.
Bir deneme çekimi yaptık; kurgu diline, girişlere ve genel tona bu süreçte karar verdik. Sosyal medya tarafında Toygar’ın kritik yönlendirmeleri oldu. Dolayısıyla benim üretim sürecim, kişisel fikrimin ekip içindeki geri bildirimlerle biçimlenmesiyle ilerledi.

Ilgın: Ben de oyunculuk üzerine öğrendiğim farklı metotları daha anlaşılır ve eğlenceli bir dille paylaşmak istedim. Çünkü tek bir oyunculuk yönteminin her karakterde ve her oyuncuda aynı şekilde karşılık bulmadığını düşünüyorum. Oyuncunun farklı yöntemleri tanıması ve ihtiyacına göre kullanabileceği araçlara sahip olması gerekiyor.
Ben de bu bilgileri teorik biçimde aktarmak yerine mizah, taklit ve popüler kültür referanslarıyla birleştiriyorum. Burhan Altıntop gibi herkesin tanıdığı karakterlerden yararlanmamın nedeni de içeriği daha yakın ve ulaşılabilir kılmak.
BTHD’ye sunduğum en önemli katkının bu olduğunu düşünüyorum: Oyunculuk bilgisini gençlere daha samimi bir dille ulaştırmak. Konservatuvara hazırlanan veya oyunculuk hayali kuran birine küçük de olsa yol gösterebiliyorsak bu benim için çok değerli.
“Genco Erkal’ı kaybettikten sonra ismin onunla kurduğu bağ benim için ayrıca değer kazandı.”
“Bir Tiyatrocunun Hatıra Defteri” adı nasıl bulundu? “Bir Delinin Hatıra Defteri”yle kurduğunuz bağın özel bir anlamı var mı?
Toygar: Türk tiyatrosunu bilenlerin tanıyacağı, aynı zamanda kısaltması kullanılabilecek bir isim arıyordum. O dönemde Genco Erkal ve “Bir Delinin Hatıra Defteri” yeniden gündemimdeydi. “Bir Tiyatrocunun Hatıra Defteri olsa ve tiyatrocular kendi hatıralarını anlatsa nasıl olur?” diye düşündüm.
Başta “Hatıra Günlüğü” gibi başka seçenekler de vardı; fakat tiyatro tarihindeki bir eserden yankı taşıması daha anlamlı geldi. BTHD kısaltmasının da kullanılabilir olduğunu gördük.
Genco Erkal’ı kaybettikten sonra ismin onunla kurduğu bağ benim için ayrıca değer kazandı. Programların adlarında ise ekipteki herkesin kendinden bir şey kattığı ortak bir akıl var.
“Haldun Hoca’yla bir bölüm çektik, diyebilmek büyük bir güven sağladı; adeta bize altın bir kart verdi.”

Usta isimlerle iletişime geçerken veya röportajlar sırasında unutamadığınız anlar yaşadınız mı?
Buse: En büyük şansımız, Haldun Dormen’in daha yolun başındayken bize “Gelin,” demesiydi. Henüz kendimizi gösterebileceğimiz güçlü bir arşivimiz yoktu. Daha sonra başka isimlere ulaştığımızda “Haldun Hoca’yla bir bölüm çektik,” diyebilmek büyük bir güven sağladı; adeta bize altın bir kart verdi.
Arif Erkin’e ulaşma hikâyemiz de çok özeldi. Bir gün otobüs arızalanınca taksiye bindim ve aynı yöne giden bir hanımefendiyi de davet ettim. Sohbet sırasında Gaziantepli olduğunu ve Arif Erkin’in akrabası olduğunu söyledi. Numarasına böyle ulaştık.
Bu süreçte çok çalıştık ama tesadüfler de önümüze kapılar açtı. Usta isimlerle doğrudan konuşabildiğimizde çoğu bize son derece sıcak yaklaştı.
Haldun Hoca’yla ilk konuştuğumda o kadar heyecanlıydım ki verdiği numarayı iki kez yanlış yazdım. Arif Erkin’le buluşmayı çok istiyorduk; kendisi de bizi kabul etmişti ancak çekimi gerçekleştiremeden onu kaybettik.
Teknik bir aksaklık nedeniyle bir programı iki kez çekmek zorunda kaldığımız da oldu.
Bir de gittiğimiz evlerde o kadar güzel ağırlanıyoruz ki bazen çekime başlamadan önce keklere, böreklere dalıyoruz. Suna Keskin’in elmalı turta tarifini bile aldık.
“Bu deneyim bize çekimden önce ayrıntıları daha açık konuşmayı, planları karşılıklı olarak teyit etmeyi ve süreci daha sistemli yürütmeyi öğretti.”

Ustalarla kurduğunuz ilişkilerde her şey her zaman planladığınız gibi ilerlememiştir. Sizi zorlayan veya sonradan önemli bir ders çıkardığınız olumsuz bir deneyiminiz oldu mu?
Ali: İsmini vermeyeceğim bir isimle yaklaşık bir buçuk yıldır görüşüyoruz. Bazen uzun uzun konuşuyor, tarih belirliyoruz; ardından süreç erteleniyor ve bir süre yeniden ulaşamıyoruz. Hâlâ çekimi gerçekleştiremedik ama umudumuzu kaybetmedik. Bu işin bazen sabır isteyen, uzun bir iletişim süreci olduğunu gördük.
Toygar: Bir ustamızla gerçekleştirmek istediğimiz çekim için birkaç kez hazırlık yaptık. Oyununa gittik, küçük hediyeler götürdük ve buluşmak için planlamalar yaptık. Ancak çeşitli nedenlerle çekimi bir türlü gerçekleştiremedik. Bir süre sonra iletişim de kesintiye uğrayınca yaptığımız hazırlıklar karşılıksız kaldı.
O dönem bizim için hem maddi hem de manevi açıdan biraz yorucu oldu. Elbette kimseyi suçlamak istemeyiz; bazen takvimler, koşullar ve karşılıklı beklentiler örtüşmeyebiliyor. Yine de bu deneyim bize çekimden önce ayrıntıları daha açık konuşmayı, planları karşılıklı olarak teyit etmeyi ve süreci daha sistemli yürütmeyi öğretti. Bizim için zorlayıcı ama öğretici bir tecrübe olarak kaldı.
“Bu yolculuğun sürdürülebilmesi yalnızca gençlerin omuzlayacağı bir sorumluluk değil.”

Ustalarla yaptığınız uzun sohbetler, tiyatroya veya kendi oyunculuk serüveninize bakışınızı nasıl değiştirdi? “Bunu hiç böyle düşünmemiştim,” dediğiniz anlar oldu mu?
Buse: Konuklarımızı araştırırken videolarını, söyleşilerini ve geçmişlerini uzun uzun inceliyorum. Zamanla yalnızca nasıl düşündüklerini değil, duygularını ve hayatlarının belirli anlarında gösterdikleri cesareti de anlamaya başladım. Onlarla empati kurmak zihnimi ve duygumu açtı.
Aramızda bazen altmış yıla yaklaşan bir yaş farkı var. Buna rağmen iletişimimizin bu kadar buluşabilir ve birbirimize bu kadar yakın olabileceğini programdan önce düşünmüyordum. Aynı ortamda bulunduğunuz herkesten bir söz, davranış veya enerji alıyorsunuz.
Toygar: Nevra Serezli’nin karşıma oturup yurt dışında eğitim aldığım için beni kıskandığını söylemesi çok çarpıcıydı. Ben onun sanatına büyük hayranlık duyarken böyle bir cümle duymak insanın bakışını değiştiriyor.
Tarık Papuççuoğlu “Abin kurban olsun sana” diyerek kurduğu sıcak iletişim veya Zihni Göktay’ın hasta olduğu hâlde “Demir tavında dövülür, gelin; yoksa bu iş uzar,” demesi de başlı başına birer ders. İnsan ister istemez bu davranışlardan bir şeyler alıyor.

Dilan: Bir ustayla aynı projede çalışırken onun tiyatro yapma biçimiyle yeni kuşağın yaklaşımı arasında büyük farklar olduğunu gözlemlemiştim. Bunu iyi veya kötü diye değerlendirmiyorum; daha geleneksel bir çalışma biçimi var.
Bir aksesuarla kurulan ilişki bile bugünün oyuncusundan çok farklı olabiliyor. Kuşakların yalnızca düşünce bakımından değil, sahne pratiği açısından da ayrıştığını görmek benim için önemliydi.
Buse: Programı yürütürken bir yandan benden çok büyük ustalarla, diğer yandan drama derslerinde çocuklarla çalışıyordum. Hayatımın yaş aralığı bir süre yedi-sekiz ile yetmiş-seksen arasında gidip geldi. Bu deneyim, kuşaklar arası iletişimin iki taraflı bir emek istediğini gösterdi.
Gençlerin büyükleri anlamaya çalışması kadar, ustaların da gençlerin diline, mizahına ve dünyasına yaklaşması gerekiyor. Bu yolculuğun sürdürülebilmesi yalnızca gençlerin omuzlayacağı bir sorumluluk değil.
“Hepimizin ortak hayali, BTHD’nin bir gün tüm ekibine hak ettiği karşılığı sunabilen sürdürülebilir bir yapıya dönüşmesi.”

Bağımsız üretim size büyük bir özgürlük sağlıyor; fakat ekonomik ve teknik yükü de beraberinde getiriyor. Bu yapıyı nasıl sürdürüyor, gelecekte nasıl bir modele dönüştürmek istiyorsunuz?
Toygar: Bugün finansal yükün önemli bir kısmını ben üstleniyorum. Ancak bu, tek başıma yürüttüğüm bir süreç değil; hepimiz elimizi taşın altına koyuyor, gerektiğinde fedakârlık yapıyoruz. İçerik üreticilerimiz bugün için bu platformdan bir gelir elde edemiyor. Bununla birlikte, emeğin karşılığını almasını çok önemsediğimiz için kamera ve teknik ekibimizin çalışmalarını mümkün olduğunca karşılamaya özen gösteriyoruz. Hepimizin ortak hayali, BTHD’nin bir gün tüm ekibine hak ettiği karşılığı sunabilen sürdürülebilir bir yapıya dönüşmesi. O güne kadar da bu üretimi bunun bilinciyle sürdürmeye devam ediyoruz.
Yurt dışında festivallerden medya akreditasyonu ve davet alırken Türkiye’de tiyatro alanındaki kurumlardan aynı ilgiyi görememek düşündürücü. Futbol veya müzik içeriği üretiyor olsaydık ekonomik olarak başka bir noktada olabilirdik.
Buna rağmen değirmeni ekipteki herkesin fedakârlığıyla döndürüyoruz. Ortaya çıkan işle gurur duyduğumuz için devam ediyoruz.
Buse: “Usta” için sponsor aradık ve birçok ajansla iletişime geçtik; çoğu geri dönüş yapmadı. Bir aşamada programı dijital bir platforma satıp satmayacağımız soruldu.
Fakat konuklarımız bize bu bağımsız çabaya inanarak kapılarını açtı. Daha sonra yaptığımız söyleşiyi ücretli bir platforma koymak, onlarla kurduğumuz güvene ve programın başlangıçtaki anlamına ters gelebilirdi.
Ali: Ekonomik kaynak elbette teknik kaliteyi yükseltir ve ekibi rahatlatır. Fakat bizi bir araya getiren şey birlikte üretme duygusuydu. Programların önce BTHD’ye ait olması gerektiğini düşünüyorum; çünkü emek ve başlangıçtaki motivasyon burada.
İleride başka iş birlikleri doğabilir ama içeriğin dokusunu ve bağımsızlığını korumak önemli.

Dilan: Finansman sağlandığında ödeme yapan tarafın söz söyleme hakkı da doğabilir. Burada ise bize çok geniş bir alan veriliyor; kendimize sansür uygulamadan üretim yapabiliyoruz.
Hepimizin başlangıçtaki temel motivasyonu kendimiz gibi bir şey üretebilmekti. Bu özgürlük, maddi desteğin yaratabileceği olası sınırlamalarla birlikte düşünülmeli.
“Şikâyet etme, o zaman kalk ve yap.”
Ekibi yeni içerik üreticilerine açıyor musunuz? BTHD’ye katılmak isteyen birinde ne arıyorsunuz?
Toygar: Yeni insanlara kapımız her zaman açık. Yakın zamanda Ezgi, Avignon Festivali’ne gideceğini ve içerik üretmek istediğini söyledi. Bir deneme hazırladı; geri bildirim verdik ve bugün onun Avignon içeriklerini görüyoruz.
Yeni katılmak isteyen kişinin bir fikrinin ve çalışma isteğinin olması önemli. En önemlisi de derdinin gerçekten tiyatro olması. Amaç yalnızca kendini göstermek değil, tiyatroya dair bir şey anlatmak ve üretmek olmalı. Böyle bir niyetle gelen herkese elimizden geldiğince destek oluruz.
Dilan: BTHD’ye katılmadan önce şikâyet etmeye daha eğilimliydim. Toygar’ın bu yapıyı başlatmasına, Buse ve Ali’nin emeğine tanık olmak; ardından ekibe katılmak bana “Şikâyet etme, o zaman kalk ve yap,” duygusunu verdi.
“Başka oluşumlarla değil, önceki hâlimizle yarışıyoruz.”
Bundan sonrası için hem bireysel kariyerlerinizde hem de ekip olarak nasıl bir rota çiziyorsunuz? BTHD’nin sizden bağımsız yaşayabilen bir kültüre dönüşmesi gibi bir hayaliniz var mı?
Toygar: Yeni sezonda mevcut programları geliştirmeye devam edeceğiz. “Usta”nın ikinci sezonu geliyor; Ilgın’ın programını da yeni bir biçime evrilterek sürdürmek istiyoruz. Ali Yiğit’in “Eski Sahneler”i ikinci sezona devam edecek.
BTHD’nin zamanla benden bağımsız biçimde içerik üretilen, farklı insanların tiyatroya dair bir şeyler anlattığı yapıya dönüşmesini isterim. Şimdilik sistem bizim emeğimizle ilerliyor.
En somut hedefimiz her içerikte kaliteyi bir öncekinin üzerine çıkarmak. Başka oluşumlarla değil, önceki hâlimizle yarışıyoruz.
“Bir içeriğe inanıyorsak onu beş kişi izlese de üretmeye devam ederim.”

Bir içeriğin başarılı olduğuna nasıl karar veriyorsunuz? İzlenme sayıları mı, seyirciden gelen karşılık mı, yoksa başka ölçütler mi belirleyici?
Toygar: Bir içeriğe inanıyorsak onu beş kişi izlese de üretmeye devam ederim. Başarıyı yalnızca rakamla ölçmüyorum. Ekipten biri inandığı bir fikirle geldiğinde, az izleneceğini düşünsek bile o fikri sonuna kadar götürmek önemli.
Kars’tan Muş’tan mesajlar alıyoruz. Bir öğretmenin öğrencilerine sayfamızı takip etmelerini önermesi veya genç bir oyuncunun sahneye çıktığında bizi haberdar etmesi, yaptığımız işin birine gerçekten dokunduğunu gösteriyor. En değerli başarı bu.
Ilgın: “Konservatuvara girdim,” diye mesaj atan birinin olması benim için dünyanın en güzel karşılıklarından biri. Yorumlara ve mesajlara cevap veriyoruz; insanlar hayatlarındaki dönüm noktalarını bizimle paylaşıyor.
Ali: Ben yorumları, olumsuz olanları bile değerli buluyorum. Birinin eleştiri yazması, içeriği izlediğini ve bir tepki geliştirdiğini gösteriyor.
Teknik tarafta ise işin doğru görünmesi, doğru anlatılması, süresinin iyi ayarlanması ve seyircinin kaybedilmemesi benim için önemli. Nihai ürünü gördüğümde “Bu insanlara keyif verecek,” diyebilmek başlı başına bir başarı ölçütü.
“İstanbul’un dışına çıkmak istiyoruz.”

İstanbul merkezli başlayıp yurt dışındaki ekip üyeleriyle çalışmaya yöneldiniz. Uluslararası ve şehirler arası bu yapı size hangi fırsatları ve zorlukları getiriyor?
Toygar: Ezgi, Büke ve Duru şu anda yurt dışındaki işlerimizi üstleniyor. En büyük zorluk, fiziksel olarak yanlarında olamamak ve onlara ekipman, kamera, ışık veya ses desteği sağlayamamak. Kendi imkânlarıyla, bu yapıya inandıkları için içerik üretiyorlar; biz de burada Ali’yle birlikte kurgusal ve teknik düzenlemeleri yapıyoruz.
İstanbul’un dışına çıkmak istiyoruz. Ekibimiz bugün Amerikan, İngiliz ve Türk tiyatrosuna daha yakın; fakat Rus tiyatrosu veya Uzak Doğu tiyatrosu gibi alanlardan da içerik üretmeyi çok isterim.
Aynı şekilde Diyarbakır’da, Antalya’da ve başka şehirlerde üretim yapan insanlarla buluşmak istiyoruz. Fikri olan herkese kapımız açık.
Buse: Usta isimlerle konuşurken en sık kurduğum cümle şu: “Nerede ve ne zaman isterseniz oraya geliriz; çok vaktinizi almayız.”
Şehir dışında çekim yapma ihtimallerimiz oldu ve bunlardan birini gerçekleştirdik. Ankara’ya giderek iki ustamızla program çektik. Gerektiğinde arabaya atlayıp başka bir şehre gitmekten çekinmiyoruz; çünkü programın doğası biraz da konuğun bulunduğu yere ulaşmayı gerektiriyor.
Fatih Tuncay: Neredeyse iki saattir konuşuyoruz ama zamanın nasıl geçtiğini gerçekten anlamadım. Bütün sorularıma içtenlikle cevap verdiğiniz ve bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederim. BTHD’yi ve yeni sezonda yayımlanacak içeriklerinizi takip etmeye devam edeceğiz.
BTHD: Biz teşekkür ederiz. Çok memnun olduk, ağzına sağlık.


Bir Cevap Yazın