, ,

Dalya Keleş ile Yerçekimi (2026) Filmi Üzerine Söyleşi

Yerçekimi filminin yönetmeni Dalya Keleş

Dünya prömiyerini Berlinale’de gerçekleştiren ve İstanbul Film Festivali’nden En İyi Kısa Film Ödülü’yle dönen Yerçekimi, çocukluktan ergenliğe geçişin kırılgan sınırını, toplumsal cinsiyet kalıplarını ve yitirilen çocukluk evresi yasını odağına alan etkileyici bir büyüme hikâyesi. Çalı Köy Filmleri Festivali finalistlerinden Dalya Keleş ile Yerçekimi, filmi hakkında konuştuk.

Hoş geldin Dalya. Yerçekimi (2026) filmiyle bu yıl Çalı Köy Filmleri Festivali finalistlerden birisin. Öncelikle seni tekrar tebrik etmek istiyorum. Yerçekimi, dünya prömiyerini Berlinale’de gerçekleştirdi ve İstanbul Film Festivali’nde En İyi Kısa Film Ödülü’nü kazandı. Genç bir sinemacı olarak filminin dünya prömiyerini en gözde festivallerden birinde yaptın. Bence bu bilgiler seni takip eden, filmini izleyen, filmografini araştıran biri için çok değerli. Aynı zamanda yaptığın çalışmalarla genç sinemacılara önderlik ettiğini düşünüyorum. Bize bununla ilgili duygularından bahsedebilir misin?

Öncelikle teşekkür ederim. Gerçekten çok güzel bir duygu. Üniversiteden yeni mezun oldum; filmi de henüz mezun olmadan önce çektim. Yerçekimi, bir okul filmi değildi ama uzun zamandır üzerine çalıştığım bir projeydi. Açılışı Berlin’e giderek yapmak tabii ki hepimiz için çok şaşırtıcı oldu. Bir yandan çok gurur vericiyken öte yandan insanın tahmin edemeyeceği şeylerin başına gelebildiğini bize gösterdi. Bu süreç bizlere aslında hiçbir şeyin imkânsız olmadığını gösterdi aynı zamanda filmin temasıyla da çok uyumlu bir süreç oldu. Çünkü sette herkes gönülden çalıştı ve hikâyeye inanarak dahil oldu. Sette sürekli  mucizelerden bahsediyorduk, filmin bize getirdiği mucize de bu oldu. Tüm ekip olarak çok mutluyuz. Ben de elimden geldiğince diğer genç sinemacılara destek olmaya ve onlarla birlikte bir şeyler yapmaya çalışıyorum.

Senin adına çok sevindim. “Gönülden dâhil olmak” dediğimiz şey, benim de kendi hayatımda takip etmeye ve desteklemeye çalıştığım bir durum. Mucizeden bahsettin; bence senin gibi düşünen insanlarla ortak bir şey hayata geçirmek asıl mucizenin kendisi diyebiliriz. Her şeyin temelinde buna duyulan inanç var. Sinema sanki inanç olmadan yapılamazmış gibi geliyor bana. Hayallerimizi gerçekleştirmenin komün bir paylaşım olduğunu düşünüyorum ve Yerçekimi filminde de bazı noktalarda bu komüniteyi hissedebiliyoruz.

İzninle yavaş yavaş filme geçmek istiyorum. Filmin bütününe baktığımızda karşımıza şöyle bir özet çıkıyor: “Çocukluk hayallerimiz gerçek olsa ne olurdu?” Masallardan ve halk söylentilerinden bildiğimiz çok fazla çocuk hikâyeleri var. Gerçekten çocuk kahramanların olduğu filmlere de yabancı değiliz. Ancak ne yazık ki gelişmemiş ülkelerde çocukların sorunları çok fazla göz önüne alınmıyor ve “Çocuktur, olur” denip geçiliyor. Oysa bir insanın kendi hayat yolculuğunda kendisini tanıyabilmesinin en önemli duraklarından biri çocukluk evresidir. Bu noktada şunu merak ediyorum, eğer çocukların düşüncelerine hak ettiği değer verilir ve bir çocuğun hayali gerçek olursa, sence bu durum yetişkinlik dönemlerine nasıl yansır?

Aslında filmi yazıp festival süreçlerine başvurduktan sonra yönetmen görüşüne yazdığım ilk cümle şuydu: “Çocukluk hayaliniz gerçek olsaydı ne olurdu?”  İzleyenlerin filmde ilk zamanlarda bu soruyu düşünmelerini amaçlamıştım. Yani yola çıkış noktam bu sorunun sorgulanmasıydı.  Sen de yönetmen görüşü kısmından mı okudun, yoksa gerçekten böyle mi düşündün bilmiyorum.

İtiraf etmek gerekirse ikisi de etkili oldu. O cümlen gerçekten filmin kısa bir sinopsisi gibi. Karakterlere de yavaş yavaş girmek istiyorum. Yanlış hatırlamıyorsam isimleri Deniz ve Umut’tu. İkisi de bana çok hüzünlü karakterler gibi geldi. İzlerken kendime, bu çocukların gerçekten bir akran zorbalığına maruz kalıp kalmadığını sordum. Çünkü üzerlerinde kız çocuk ya da erkek çocuk gibi tanımlanmış cinsiyet rolleri var; ama onlar sadece çocuk olma deneyimini yaşamak istiyorlar. Biri futbolu seviyor, diğerinin en yakın arkadaşı ise erkek çocuklar yerine bir kız çocuğu oluyor. Aydın olduğumuzu iddia etsek de her zaman kalıp yargılara sıkışmak zorunda kalıyoruz. Bizi kısıtlayan bu durumlardan kendi adıma çok rahatsızım. Toplumsal cinsiyet faktörünün çocuk düzeyine inmemesi gerektiğini düşünüyorum. Yerçekimi de bu kalıp yargıları yıktığı ve bir farklılık yaratmaya çalıştığı için çok değerli. Çocukluğu tamamen özgür bir şekilde yaşayabilseydik ne olurdu? Bence şu an gazetelerde okuduğumuz sorunların, homofobinin ya da baskıların temelinde, insanların çocukluklarını ve hayallerini yaşayamamış olmaları yatıyor. Yetişkinlerin dünyasına uyum sağlamak için kendimizi çok sert bir şekilde inşa ediyoruz ve bu noktada artık bazı şeylerin kırılması gerekiyor. Hepimizin yerçekimine uygun şekilde ayaklarının yere basması gerektiğini düşünüyorum. Filmde böyle bir metafor varmış gibi hissettim.

Evet, katılıyorum. Film bir yandan da metaforlar üzerine kurulu. Alt metin olarak işleyen ve söylediğin her şeye kesinlikle katılıyorum. Çocukluk hayalimiz gerçekleşmiş olsaydı bence hepimiz daha mutlu yetişkinler olurduk. Elbette bu durum sadece bireysel değil, toplumsal olarak da mutlu bir farkındalık yaratmış olurdu. Mesela toplumsal cinsiyet rollerinin en erken inşa edildiği dönem çocukluktur. Çocuklar cinsiyetlerinin farkına 11-12 yaşlarında varır, hatta çevre faktörüyle bu daha erken yaşlarda bile başlayabilir. 

6 yaşında bir erkek kardeşim var. Kardeşime okulda neler olduğunu ve çocukların kendi aralarında ne konuştuğunu sorduğumda bazı şeyler söylüyor. Fikirler gerçekten de çok erken yaşta inşa edilmeye başlıyor. Bu fikirleri yaratan çocuklar değil; maalesef çevreleri, ebeveynleri ve maruz kaldıkları sosyal medyadaki heteronormatif söylemler. Bazen çocuklar kendi odaklarında olmayan bir şeyi başkasında görünce akran zorbalığı yapabiliyor. Amaçları o çocuğun kalbini kırmak olmasa bile, neyin normal neyin anormal olduğu çocuklar için muallak bir alan. O alana girildiğinde bazı çocuklar toplum tarafından mutsuz bir şekilde ayrılmak zorunda kalıyor. 

Filme gelecek olursak Deniz ve Umut’u ben de hüzünlü karakterler olarak kurguladım. Çünkü bu benim için çocukluğun bitişini, en yakın arkadaşını kaybetmeyi anlatan bir yaz hikâyesiydi. Film bunlara yerçekimiyle birlikte daha umutlu ve naif bir yerden bakıyor; ancak temelindeki duygu yine de yas olarak ağır basıyor. Bu yası da maalesef bizler inşa ediyoruz. Hayallerimiz gerçek olsaydı inşa ettiklerimiz bambaşka olurdu ama bunun için hâlâ geç değil. Hayallerimize devam edebiliriz.

Yerçekimi (2025) kısa filminde çocuk karakterler oyun oynuyor.

Kesinlikle katılıyorum. Çocukluk hayalini gerçekleştiremeyen tüm yetişkinlerin içinde hâlâ bir çocuk olduğuna inanıyorum. Öte yandan Yerçekimi, ismiyle çok özel bir film ve yer yer pedagojik veriler barındırıyor. Az önce yastan bahsettin; bence çocukluktan çıkıp ergenliğe girmek oldukça zor bir süreç. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı farkındalığı oluşuyor. Ancak bunun öznesi biz değiliz; yine toplum ve toplumun bize yüklediği beklentiler. Bazı kültürlerde “bekârete zarar verme” endişesiyle kız çocuklarının bisiklet sürmesine izin verilmezken, erkek çocukların da çoğu oyunlarına “kız oyunu” görüşüyüle izin verilmiyor. Bu zorbalığı ortadan kaldıracak olan sanat mıdır, sinema mıdır yoksa yönetmenler midir tartışılır; ama konunun kesinlikle insani boyutlarda ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Keza sinemada bu tarz konuların işlenmesi takdire şayan.

Filmin sinematografisini de çok beğendiğimi belirtmek istiyorum. Deniz’in doğum günü partisinde ruj sürdüğü sahne fotoğrafik olarak muazzam bir açıya ve renk tonuna sahipti. Hiç konuşmasalar bile orada pek çok şey anlaşılıyordu. Küçük bir kız çocuğuna makyaj yapıldığı için bir sorun yaşayıp yaşamadığınızı merak ettim. Film hakkındaki yorumlardan bahsetmek ister misin? Nasıl eleştiriler alıyorsun?

Makyaj özelinde bir eleştiri aldığımı hatırlamıyorum. Çekimlere başlamadan önce bu konuyu ebeveynleriyle ve oyuncumuz Sude ile konuştuk. Kendisi daha önce makyaj yapmamıştı ama herhangi bir sorun yaşanmadı. Seyircilerden genellikle metaforlar ve havuzun dolu olmasıyla ilgili sorular geliyor. Keşfettiğim kadarıyla insanlar filmi anlayarak ve hissederek salondan çıkıyor. Benimle konuşmak isteyenler de genelde bu hissiyatla yanıma geliyor. Bu yüzden açıkçası büyük eleştirilere veya sorgulamalara maruz kalmadım. Sadece filmin geçtiği dönemin belli olmamasına dair bir eleştiri okumuştum. Hikâye 2000’lerde geçiyor ama filmde buna dair açık bir belirteç yok. Geçmişe yönelik hafızayla çalışmayı ve o atmosferi kurmayı sevdiğim için tarihi ve dönemi belirtme gereği duymadım. Çünkü bu hikâye günümüzde de 90’larda da yaşanabilecek bir konu.

Dalya Keleş'in yönettiği yerçekimi  kısa filminde çocuk karaktere banyoda makyaj yapılıyor.

Kesinlikle. Çevrendeki insanlardan farklı olunca kendine yeni bir dünya yaratarak orada mutlu olmaya çalışıyorsun. Gerçeklikten kopmak demeyelim ama yaşadığın gerçeklik ilgini çekmemeye başlıyor. Deniz de hayran olunası, çok zeki bir karakter. Onu izlerken herkes kendinden bir şeyler bulabilir gibi geliyor bana. Kendine ait bir mekânı var. Senin de bahsettiğin gibi havuz bu konfor alanlarından biri. Aslında filmi izlerken havuzu, sonrasında havuzun dolmasını ve uzamın dağılışını artık oyun evrenine ve o yaşa geri dönülemeyeceği gerçeğinin bir yası olarak yorumlamıştım. Aslında eğlenceli bir film olması gerekirken neden bu kadar üzüldüğümü ve gerildiğimi anlayamadım.

Böyle hissetmene sevindim. Üzülmene değil elbette, ama yazma ve çekim sürecinde hissettiğim duyguların seyirciye geçmiş olmasına seviniyorum 🙂  Elbette çok farklı tepkiler de geliyor; umutlu hisseden de oluyor, ağlayan da. Herkesin farklı bir bakış açısı var. Sen durumu bu şekilde sorgularken, başkalarının nasıl bu kadar pozitif çıkabildiğini düşündüğüm anlar da oluyor. Zamanla o bakış açısını da benimsedim ve bu bana güç vermeye başladı.

Çocukluk hayalleri yarıda kalan karakter doğum gününde mutsuz.

İnsanın kendisini güvende hissetmesi ve yalnız olmadığını bilmesi bence çok önemli. Örneğin ailesiyle ilişki kuramayan veya cinsiyet rollerini benimsemeyen pek çok insan aynı zorlukları yaşıyor, benzer şeyleri deneyimliyor olabilir. Farklı olmak insanı yalnız hissettiren zor bir duygu. Benzer kişilerin olması bir yerlerde varlığını bilmek umut vadediyor. Duygular haricinde gözlem yeteneğin de dikkat çekici. Çocukların dünyasında popüler kültürü çok iyi yakalamışsın. Gökçe’nin “Tuttu Fırlattı” şarkısı dönemin önemli bir motifiydi. Her doğum günü partisinde, kızlar gecesinde çalardı. Bu müzik seçimini özellikle sormak istedim. Bence bu şarkı filmin kilit noktalarından biriydi.

Ben detaylarla oynamayı seviyorum. Aslında film üzücü bir durumu veya bir dönüşümü anlatıyor olabilir; ancak toplumun hafızasından gelen unsurları eklemek keyif verici oluyor. O sahne için kızları dans ettirecek pop bir şarkı arıyorduk. Gökçe’nin şarkısı aklımıza geldi ve Tuttu Fırlattı’yı filmde kullanabildik. Şarkıyı seçmeden önce çevremdeki kız arkadaşlarıma kendi doğum günlerinde hangi şarkıların çaldığını sorarak aylarca süren bir araştırma süreci geçirdim.

Geçmişten günümüze, farklı cinsiyetteki insanların arkadaş olamayacağının küçük yaşta toplumsal olarak empoze edilmesi veya çocukların ilgi alanları yüzünden ötekileştirilmesi her dönem yaşanıyor. Bu noktada insan neden istediği şeyi yapamadığını sorguluyor. Bazı hikâyelerin farklılıkları görünür kılması çok değerli. Sanırım hikâyeni şekillendirirken senaryo danışmanlarının da emeği büyük, değil mi? Jenerikte Ali Vatansever’in ismini gördüm. Filmin proje danışmanı olduğunu biliyorum, süreçten bahsedebilir misin?

Ali Hocanın hem hikâyeme hem de bana insani anlamda çok büyük katkısı oldu. Kendisini çok seviyorum. Senaryoyu üniversite ikinci veya üçüncü sınıftayken yazmıştım. İlk geliştirmeye Ali Hoca ile başladık. Senaryo bittiğinde bir süreliğine rafa kaldırdım; çünkü büyük bir prodüksiyon gerektiriyordu ve henüz bir ağım yoktu. Ancak Ali Hoca’nın desteği senaryonun raf sürecinde bile hep devam etti. Senaryoyu iki-üç yıl boyunca sürekli yeniden yazdım. Hangi taslağı gönderdiysem okudu. Artık Yerçekimi’ni ekranda izlemek istediğini söyledi. Gerçekten Ali Vatansever’in çok büyük emeği var.

Bu durum filme de yansıyor; üzerinde titizlikle çalışıldığı hissediliyor. Yerçekimi, sınırları olan ve o sınırlara rahatça girilemeyen bir film. Sınır bağlamında filmdeki ailesizlik durumu da kilit bir noktaydı. Bazı çocuklar yaşadıklarını aileleriyle paylaşamayıp içine kapanabiliyor.

O ailesizlik durumunu bu yüzden tercih ettim. Eğer o çocuk ailesiyle paylaşımda bulunabiliyor olsaydı, yaşadıklarından sonra ebeveynlerinin yanına giderdi. Ama öyle bir alanının olmadığını göstermek istedim.  Aile hakkında ekstra bilgi verip açıklama yapmaktansa, bunu anne babanın yokluğuyla hissettirmeyi tercih ettim. Çocukların yarattığı oyun alanında yetişkinlerin yer almasını istemedim açıkçası.

Deniz ve Umut Yerçekimi kısa filminde konuşuyorlar.

Çünkü bu Deniz ve Umut’un hikâyesi. Bu hikâyede yetişkinlere yer yok. Aile her zaman güvenli bir alan olmak zorunda değil. Aile dediğimiz kavram bazı çocukların dramı hâline gelebiliyor. Yerçekimi sadece bir büyüme hikâyesi değil bence, toplumsal yapıya bakış atan sert bir film.

Evet, karakterlerin içsel çatışmalarını işlemeyi seviyorum. Bir insan içten yalnız hissediyorsa bunun sebebini kendi içinde arayan karakterler araştırmak isterim. Bu yüzden filmde ailenin tutumunu öne çıkarma gayesine düşmedim. Deniz’in ailesi destekleyici olsa bile, çocuk kendi içinde yalnızlaştıysa tekinsiz bir dünyada yaşıyor demektir. Karakterin yaşadığı iç duyguları ve bireyselliği bu şekilde dile getirmek istedim.

Karakterlerin kendi varlıklarına değer verdiğini düşünüyorum. Bir kurtarıcı aramadan var olma deneyimi yaşıyorlar. Çocuk olmak yetişkinlerin dünyası ile kendi alanları arasında kalan karmaşık bir süreçtir. Önemli olan bu yolda olmaktır.

Kesinlikle. Çocukluk, büyük sorunlar olmadığı sürece insan hayatının en keyifli, en saf ve hayallerle dolu dönemidir.

Evet. Bu anlamda çok kıymetli bir süreç. Eklemek istediğin başka bir şey var mı?

Çok teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim, çok keyifli bir söyleşi oldu.

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir Cevap Yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin