,

Ege Yılmaz ile Liminal (2025) Filmi Üzerine Söyleşi

Yönetmen Ege Yılmaz söyleşi kapak fotoğrafı

Varşova Film Okulu’nda yönetmenlik eğitimi alan Ege Yılmaz ile Çalı Köy Filmleri Festivali finalistlerinden Liminal (2025) filmini konuştuk. İki kız kardeşin geçmiş, ev ve hafıza üçgenindeki gerilimli yüzleşmesini odağına alan film Lehçe dili, siyah-beyaz sinematografisi ve zaman-mekân sınırlarını esneten evrensel anlatısıyla dikkat çekiyor. 

Öncelikle hoş geldin Ege. Filmin Liminal ile bu sene Çalı Köy Filmleri Festivali finalistlerinden biri oldun, tebrik ederim.

Teşekkür ederim İrem.

Umarım tüm bu festival süreci senin için de çok güzel geçiyordur. Filmini izlediğimde üzerine detaylıca düşünme gereği duydum çünkü gerçekten etkileyici bir yapım. Her ne kadar Liminal’ın Türk sinemasına dahil edilebilirliği tartışılsa da Türk bir yönetmen tarafından sinema ile buluştu. Filmin özellikle siyah-beyaz tercihi, kadraj planları ve oluşturduğunuz sinematografik kod oldukça dolu ve tatminkar bir izlek sunuyor. Bunu biraz Polonya sinemasının estetiğine de bağlıyorum. Bize sunduğun ve tabiri caizse hediye ettiğin bu nitelikli dil için tekrar teşekkür etmek isterim. Filmin, senaryon ve oyuncuların üzerine konuşmayı çok istiyorum. İzninle yavaş yavaş başlayalım. Dilersen önce seni tanıyalım, ardından filmin yapım sürecine geçelim.

Güzel yorumların için teşekkür ederim. Kısaca kendimden bahsedeyim. Ben Ege Yılmaz, 28 yaşındayım. Koç Üniversitesi Medya ve Görsel Sanatlar Bölümü mezunuyum. Sinemayla tanışmam lisans eğitimim sırasında aldığım derslerle oldu. Bu dersler beni daha çok art house ve auteur sinema üzerine çalışmaya yöneltti. Tam geleceğime dair “Ne yapmalıyım?” sorusunu sorduğum bir dönemde, sinemaya olan ilgimi bir üst noktaya taşıma kararı aldım ve Varşova Film Okulu’nda yönetmenlik okumaya başladım. Liminal da buradaki eğitimimin ilk yılının sonunda çektiğim öğrenci filmim. Yapım ekibinden oyuncularına kadar filmde emeği geçen herkes öğrencilerden oluşuyor.

Türk sinemasına dahil edilebilirliği üzerine önemli bir noktaya değindin; bunu katıldığımız diğer festivallerdeki söyleşilerde de sıkça konuştuk. İzleyicilerden genellikle görsel dili ve sinematografik yapısı sebebiyle “Tam olarak Türkiye’ye ait değilmiş gibi” tarzında geri dönüşler geliyor. Ancak bir yandan da duygusal atmosferinin çok “bizden” hissettirdiğini belirtiyorlar. Bu yüzden ben de filmi tek bir kalıba oturtmakta zorlanıyorum. Birçok festivalde filmin menşei konusunda kararsızlık yaşanabiliyor. Teknik olarak üreten ekip biziz; ancak çekimleri Varşova’da gerçekleştirdik ve filmin dili Lehçe. Bu anlamda Liminal’ın kendi içinde hibrit ve kaotik bir kimliği var diyebilirim.

Liminal filminde ana karakter olan iki kardeş

Filmin adıyla müstesna bir durumu var; adeta liminal (eşikte) mekanlar gibi tam sınırda duruyor. Ayrıca işlediğin konu evrensel bir çıkmazı odağına alıyor. İki kız kardeş arasındaki çatışma, Habil ile Kabil’den günümüze insanlık tarihinin en güçlü anlatı damarlarından biri. Kardeş olmak ya da doğası gereği sana benzemesi beklenen bir varlıkla çatışmak büyük bir problem. Sinema da bu ikiliklerden ve ambivalans düzlemden sıkça beslenir. Filmin Varşova’da çekilmesi veya yönetmeninin Türkiye kökenli olması, etnik bir etiketten ziyade evrensel bir sinema dilinin paylaşıldığını gösteriyor.

Bunu bu şekilde ifade etmene çok sevindim. Senaryonun ilk satırlarını yazarken kafamda belirli kodlar oluşturmak istiyordum. Sinema eğitimi almaya “Kendi sinema dilimi inşa etmek istiyorum.” fikriyle başlamıştım. İnanıyorum ki belli duygular zamandan ve coğrafyadan bağımsız olarak evrenseldir; kimlikler ve milletler üstü bir nitelik taşır. Liminal‘ı kaleme alırken temel gayem şuydu: Dili Lehçe olan bir film çekeceğiz ama dünyanın neresinde izlenirse izlensin, her insan bu duyguyu kavrayabilsin ve karakterlerle empati kurabilsin diye düşünmüştüm. Siyah-beyaz görsel tercih, dönemin ve zamanın belirgin olmaması gibi kararların tamamı bu evrensel atmosferi yaratma fikrinden doğdu.

Bence film seyirciyi eşikte ve tarafsız bir noktada bırakıyor. Sinemanın özünde tek bir milliyete veya dile sıkıştırılamayacağına inanıyorum. Zamanın ve mekânın muğlaklığı bir noktadan sonra önemini yitiriyor. Coğrafyadan bağımsız olarak ortada köklü insani problemler var. Örneğin, kaçıp gitme arzusu; cinsiyetten, dini veya etnik kimlikten bağımsız olarak herkesin ortak çıkmazlarından biridir. Yaşadıkların seni boğduğunda oradan kurtulmak istersin. Bunun belirli bir coğrafyası yoktur.

Kesinlikle katılıyorum. Eğitim sürecinde bize öğretilen en temel ilke şuydu: Bir film en nihayetinde izleyiciye bir duygu aktarma sanatıdır. Günün sonunda kimliklerimizden bağımsız olarak insani hisler evrenseldir. Sinemayı büyüleyici kılan da budur. Dünyanın öbür ucundaki bir hikâyede kendimizden bir parça bulabilmemiz duyguların bu evrenselliğinden kaynaklanır.

Sinemanın bu mucizevi dili yedinci sanatı ayakta tutan ana unsur bence. Tabii ki filmleri toplumsal ve estetik bağlamından ayrı düşünemeyiz. Polonya sineması estetiğinden ve auteur yönetmenlerden bahsettik. Bir Żuławski hayranı olarak adını anmak isterim; filmde bu geleneksel etkiler hissediliyor. Mesela akademik camiada sıklıkla sanat filmi kavramı tartışılır. Doğrudan böyle bir tür olmamasına rağmen, Avrupa ve bağımsız sinemada sanatsal ögelerin öne çıktığı yapımlar ne yazık ki bu etiketle anılıyor. Liminal bu bağlamda değerlendirilebilir mi? Bir yönetmen olarak bu kavrama nasıl bakıyorsun?

Sanat filmi kavramı benim de mesafeli yaklaştığım bir ifade. Filmleri değerlendirirken şöyle bir ayrıma gidiyorum: Bazı filmler bizi gerçekliğimizden uzaklaştırarak büyülü bir dünya sunar, gündelik dertlerimizden arındırır. Buna escapism yani kaçış sineması diyoruz ve daha çok eğlence odaklı yapımlarda karşımıza çıktığını görüyoruz. Diğer tarafta ise “sanat filmi” olarak etiketlenen yapımlar bu uzaklaştırmanın aksine, bizi insani dertlerimiz ve gerçekliğimizle yüzleştiriyor. Terimsel olarak bu ayrımları yapay bulsam da üretim kaygılarının farklı olduğunu kabul etmek gerek. Liminal gibi filmlerin temel kaygısı, seyirciyi eğlendirmekten ziyade onu kendi hisleriyle yüzleştirecek somut bir insani deneyim sunmak.

Liminal filminde iki kız karde birbiriyle yuzlesiyor

O hâlde Liminal’ın izleyiciye böyle bir yüzleşme deneyimi vaat ettiğini söyleyebiliriz. Peki, bu iki kız kardeşin yıllar sonraki yüzleşmesi hikâyenin odağına nasıl yerleşti? Seni “Bu anlatı bir filme dönüşmeli!” düşüncesine götüren süreç ne oldu?

Senaryoyu yazmadan önce zihnimde üç ana kavram vardı: Ev, geçmiş ve hafıza. Bu temeller üzerine kurulan ve liminal alanları keşfeden bir hikâye kurgulamak istedim. Sinemada bilinen bir düstur vardır. Hikayeler ya bir karakterin yolculuğa çıkmasıyla ya da bir yabancının eve geri dönmesiyle başlar. Yönetmenliğe adım attığımdan beri bir karakterin geçmişine veya evine döndüğü anlatılar ilgimi çekmiştir. Liminal’da da zaman, ev ve hafıza kavramlarını bu geri dönüş motifi etrafında birleştirdim. İki kardeşin geçmişte paylaştığı ortak bir anı ve bu anının getirdiği yüzleşme var. Aralarındaki sevgi ve nefret ilişkisinin detayları muğlak bırakılsa da aralarında çözülmemiş ağır bir problemin olduğu ilk sahnelerden itibaren hissediliyor.

Karakterlerin kişisel bencilce çıkarları doğrultusunda hareket ettiği düşünülebilir; fakat ben iki karakterin de kendi dünyasında haklı sebepleri olduğunu düşünüyorum. Karşımızda çocukluklarında yaralanmış, hayata kırık dökük başlamış ve kendi yollarını çizmeye çalışan iki yetişkin kadın var. Film alt metinlerinde istismar gibi ağır konuları barındırıyor. Kısa film formatında bu kadar derin katmanları dengeli biçimde işleyebilmek zordur. Genellikle kısa filmlerde sürenin yetersizliğinden şikayet edilir; ancak Liminal’da anlatı tam zamanında, olması gerektiği gibi çözüme kavuşuyor.

Bunları duymak çok memnuniyet verici. Bu konuyu iki açıdan ele alabilirim. İlk olarak, sürenin yetip yetmeyeceği konusu benim için de yazım süreci boyunca büyük bir soru işaretiydi. Okuldaki danışmanlarım, 12 dakikalık bir kısa filme bu kadar geniş bir aile dramasını sığdırmanın riskli olduğunu ve bazı unsurların muğlak kalabileceğini belirterek beni uyarmıştı. Bu riski bilerek üstlendim. Kısa filmler genellikle tek bir olaya odaklanır ve onu çözer; Liminal ise daha katmanlı bir yapıya sahip. 12 dakikaya bu yoğunluğu sığdırmak filmin en zorlayıcı tarafıydı.

İkinci olarak sinema tarihi büyük oranda male gaze hakimiyetinde şekillenmiştir. Yazım sürecinde oyuncularımla ve çevremdeki kadın arkadaşlarımla istişare etsem de 26 yıl boyunca Türkiye’de yaşamış biri olarak bu kodlardan tamamen arınmanın zorluğunu biliyordum. İlk gösterimimizi İzmir Kısa Film Festivali’nde yaptığımızda, hassas bir konuyu ele alırken farkında olmadan hatalı bir söylem üretip üretmediğim konusunda endişeliydim. Ancak gösterim sonrası özellikle kadın izleyicilerden aldığım olumlu geri dönüşler bana büyük bir rahatlama sağladı. Açıkçası ilk filmimde böyle girift bir konuyu işlemek cesur ama korkutucu bir deneyimdi.

Toplumsal kodlar zihnimize öyle işlemiş ki bazen en duyarlı olduğumuz anlarda bile istemeden bu eril dili kullanabiliyoruz. Bu sebeple sinemada bu hassasiyeti yakalamak ve doğru aktarabilmek büyük bir başarı. Merak ettiğim bir diğer husus diyalog yazım süreci. Dili Lehçe olan bir senaryoda diyalogların bu kadar net ve akıcı olmasını nasıl sağladınız?

Eğitim dilimiz İngilizce olduğu için senaryolarımı İngilizce kaleme alıyorum. Ancak film Polonya’da çekileceği için metnin Lehçeye çevrilmesi gerekiyordu. Bu noktada yürütücü yapımcımız Ola filmin çevirmenliğini de üstlendi. Metin Lehçeye aktarıldıktan sonra akademideki danışmanlarımızla değerlendirdik.

En kritik aşama ise oyuncularla yürüttüğümüz masa başı çalışmaları oldu. Çekim öncesinde iki kız kardeşi canlandıran oyuncularımız, Ola ve ben uzun saatler diyaloglar üzerine çalıştık. Oyuncuların metni benimsemeleri, ifadeleri kendi konuşma pratiklerine göre şekillendirmeleri için revizyonlar yaptık. Yani metnin iskeletini İngilizce oluşturdum; ancak Lehçe’nin organik hissiyatını oyuncuların katkısıyla yakaladık.

Ayrıca Polonya sinema ekolü görsel anlatıya dayalıdır ve gereksiz diyalog kullanımından kaçınır. Okulda bize sıkça hatırlatılan “Görsel olarak anlatabildiğin bir şeyi diyalogla ifade etme!” prensibi, senaryoyu gereksiz kelimelerden arındırmamda temel rehberim oldu.

Filmin karanlık atmosferini anlatan en guclu gorsel

Çok doğru bir ekol. Görsel olarak aktarılan bir durumu diyalogla tekrar etmek anlatıyı ağırlaştırabiliyor. : ) Liminal’ın Türkiye prömiyeri İzmir Kısa Film Festivali’nde gerçekleşti. Biraz da filmin festival yolculuğundan ve farklı coğrafyalardaki izleyicilerin tepkilerinden bahseder misin?

Doğduğum şehir olan İzmir’de ilk gösterimi yapmak benim için unutulmaz bir deneyimdi. Gösterim sonrası yaklaşık 45 dakika süren, oldukça derinlikli bir soru-cevap seansı gerçekleştirdik. İzleyicinin filmin detaylarına inme isteği beni çok motive etti. Çünkü Liminal izleyiciden odaklanma talep eden bir film. 12 dakika boyunca o dünyaya girmeniz ve duygusal ritme dahil olmanız gerekiyor. Beni en çok düşündüren unsur hikâyedeki muğlak alanlardı; ancak İzmir’deki geri dönüşler bu tercihlerimin karşılık bulduğunu gösterdi.

İzmir’in ardından Nürnberg Türkiye-Almanya Film Festivali ve Türkiye’deki diğer birçok festivalde yer aldık. Bir yıllık festival sürecinde izleyicilerin estetik tercihler, siyah-beyaz kullanımı veya filmin ismi üzerine geliştirdiği farklı okumaları gözlemleme şansım oldu. Festivalleri bir prestij alanından ziyade öğrenme ve izleyiciyle buluşma zemini olarak görüyorum.

Süreç boyunca filmle ilgili eleştirel veya olumsuz geri dönüşler aldın mı? Seni bir yönetmen olarak en çok besleyen değerlendirmeler neler oldu?

Şaşırtıcı şekilde sert bir olumsuz eleştiriyle karşılaşmadım. Tabii ki filmin eksikleri var ve ben bunları görebiliyorum. Hâliyle izleyiciden de bu eksik yönlerle ilgili değerlendirmeler bekledim. Sanıyorum ki film “sanat filmi” kategorisinde değerlendirildiğinde izleyiciler bazen olumsuz eleştiri sunmaktan çekinebiliyor.

Beni en çok besleyen yorumlardan biri, kısa filmlerin yapısı gereği tek bir ana çatışma üzerinden ilerlemesi gerektiği kuralına yönelikti. Bir izleyici, Liminal’da çatışmaların katmanlanarak çoğalmasını eleştirel bir yaklaşımla sordu. 12 dakikalık bir yapımda çatışmayı karmaşıklaştırmak teknik bir risktir; fakat ben bu konuyu ancak bu katmanlılıkla ifade edebileceğimi düşünerek riski bilerek aldım. Liminal genel olarak izleyicide net bir tutum oluşturan; beğenenin çok benimsediği, mesafeli kalanın ise sessiz kaldığı bir yapım oldu.

pencere onu goruntu

Bu yıl Çalı Köy Filmleri Festivali finalistleri arasında yer alıyorsun. Festival hakkındaki izlenimlerin ve duyguların neler?

Festival haberini aldığımda konsept beni çok heyecanlandırdı. Burayı sadece bir gösterim alanı değil, sinemaseverlerin bir araya gelerek kolektif bir paylaşım ortamı oluşturduğu özel bir alan olarak değerlendiriyorum. Seçki oldukça nitelikli. Finalist filmlerin çoğunu izleme ve yönetmenleriyle tanışma fırsatım oldu. Ancak resmi prosedürler gereği ekim ayının sonuna kadar Polonya’da kalmam gerektiğinden festivale fiziksel olarak katılamayacağım. Orada olmayı çok isterdim. Umarım gelecek yıllarda bu atmosferi bizzat deneyimleme şansım olur.

Festivalde Liminal ekibini temsil edecek başka bir isim bulunuyor mu?

Ne yazık ki hayır. Film ekibimiz uluslararası bir kadrodan oluşuyor; Türkiye’de bulunan iki kişi ben ve görüntü yönetmenimiz Fırat Ulutaş. Fırat ile aynı zamanda sınıf arkadaşıyız. Ben Polonya’da olduğum için katılamıyorum. Fırat ise festivalin gerçekleştiği tarihte yeni projesinin çekimleri için Azerbaycan’da olacak. Fırat’ın set tarihleri ile festival süreci aynı zamana denk geldiği için ikimiz de katılamıyoruz. Fiziksel olarak bulunamasak da filmin orada izleyiciyle buluşacak olmasına seviniyoruz.

Filmin seyirciyle buluşmaya devam edecek. 🙂 Eklemek istediğin bir şey var mı?

Çok teşekkür ederim İrem. Normalde kendi projelerim üzerine uzun konuşmayı tercih etmeyen biriyimdir; ancak gerçekleştirdiğimiz bu nitelikli sohbet beni çok motive etti. Derinlikli soruların ve keyifli paylaşımın için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim. Söyleşilerimizde konuyu yüzeysel değil, derinlemesine ele almayı önemsiyoruz. Çalı Köy Filmleri Festivali’nin organik ve samimi ruhuna uygun bir söyleşi oldu. Seni tekrar tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

Ben de festival ekibine ve izleyicilere selamlarımı iletiyorum, çok teşekkürler. 

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir Cevap Yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin