,

Endüstri Konuşmaları #13: Tiyatro Kontra ile Bağımsız Bir Tiyatro Topluluğu Kurmak

Tiyatro Kontra ekibi ile Endüstri Konuşmaları röportajı Ada Kasabası ve aldıkları ödüller üzerine.

Craft Oyunculuk Atölyesi’nden mezun olduktan sonra kendi üretim alanlarını yaratmaya karar veren Berfin Taş, İbrahim Çavdar ve Yağmur Ceren Bulman ve Efe Uzuner, Ada Kasabası ile yalnızca ilk oyunlarını değil, aynı zamanda Tiyatro Kontra ekibini de kurdu.

İlk sezonunda Direklerarası Tiyatro Ödülleri’nde “Umut Veren Yeni Tiyatro Topluluğu” ödülüne layık görülen Tiyatro Kontra ekibinin kurucularından Berfin Taş ise Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri‘nde “Yılın Genç Yetenek” ödülünün sahibi oldu.

Yapımcılıktan dekor tasarımına, temsil organizasyonundan sosyal medya stratejisine kadar üretimin her aşamasını üstlenen ekip ile bağımsız tiyatro üretmenin zorluklarını, bu süreçte öğrendiklerini ve Tiyatro Kontra ile gelecek planlarını konuştuk.

Fatih Tuncay Ada Kasabası oyunu sonrası Tiyatro Kontra oyuncuları ile birlikte.

Biz aslında yapımcı olmuşuz.

Fatih Tuncay: Craft Oyunculuk Atölyesi’nden mezun olduktan sonra herkes farklı projelere yönelebilirdi. Bunun yerine siz kendi tiyatronuzu kurmayı tercih ettiniz. Sizi yeniden aynı masada buluşturan ortak motivasyon neydi?

Berfin Taş: Aslında hepimizin hikâyesi birbirine benziyor. Mezun olduktan sonra oyunculuk yapmaya devam edeceğimizi biliyorduk ama bunu nasıl gerçekleştireceğimiz henüz net değildi.

Ortak noktamız birlikte üretmeye devam etmek istememizdi. Başlangıçta elimizde belirli bir oyun yoktu. Sadece aynı sahnede olmaya devam edeceğimiz bir yapı kurmak istiyorduk.

Bu yüzden farklı metinler okumaya başladık. Süreç içinde birçok oyun değerlendirdik ama Ada Kasabası elimize geçtiğinde ilk kez hepimiz aynı heyecanı yaşadık. “Aradığımız oyun bu.” dediğimiz ilk metin oydu.

Önce yapımcılarla görüştük. Ancak süreç istediğimiz gibi ilerlemeyince oyunu kendi imkânlarımızla üretmeye karar verdik. Telif sürecinden finansmanına kadar her şeyi üstlendik ve böylece Tiyatro Kontra doğdu.

Bugün dönüp baktığımda bizi bir arada tutan şeyin tek bir oyun değil, birlikte üretme isteği olduğunu daha iyi görüyorum. Ada Kasabası ise bunun ilk adımı oldu.

Yağmur Ceren Bulman: Benim için de en önemli motivasyon birlikte üretmeye devam edebilmekti. Mezun olduktan sonra eğitmenlik yapmaya başladık ama sahneden kopmak istemiyorduk.

Aslında oyunu ilk okuyan İbrahim’di. Günlerce bize “Ne olur bunu okuyun.” diyordu. Karakterleri anlatıyor, kimin hangi rolü oynayabileceğini heyecanla paylaşıyordu.

Biz de metni okuduğumuzda onun neden bu kadar heyecanlandığını çok iyi anladık. O noktadan sonra artık geri dönüşü olmayan bir sürecin içine girmiştik.

İbrahim Çavdar: Biz zaten birlikte bir oyun yapmak istiyorduk.

Ada Kasabası bambaşka bir etki yarattı.

İlk okuduğum anda bütün sahneler gözümde canlandı. Karakterlerin kimler tarafından oynanacağını bile hayal etmeye başlamıştım. Bu yüzden sürekli “Lütfen bunu okuyun.” diyordum.

Bugün geriye baktığımda iyi ki beklemişiz diyorum. Çünkü gerçekten ilk oyunumuz olması gereken metin buymuş.

Bir sınır varsa o sınır yaratıcılığı tetiklemeli.

Berfin Taş, ibrahim Çavdar, Yağmur Ceren Bulman Ada Kasabası oyununu temsil eden bir sahnede doğa ile.

Yaratıcılığın Sınırlarındaki Engeller

Fatih Tuncay: Başlangıçta yapımcılarla görüştünüz ancak süreç istediğiniz gibi ilerlemedi. O noktada vazgeçmek yerine kendi yolunuzu çizmeyi seçtiniz. Geriye baktığınızda o dönem size en çok ne öğretti?

İbrahim Çavdar:Aslında biz oyunu yapacağımızdan emindik. Sadece bunu nasıl gerçekleştireceğimizi bilmiyorduk.

Başta bütün odağımız oyunculuktu. Ama süreç ilerledikçe şirket kurmamız gerektiğini, yapımcılığın nasıl işlediğini, salonlarla nasıl iletişim kurulacağını ve üretimin sahneye çıkmadan önceki görünmeyen kısmını öğrenmeye başladık.

O günlerde yapımcıların bize mesafeli yaklaşmasına üzülüyorduk. Bugün ise onları çok daha iyi anlayabiliyorum. Çünkü ortada daha önce hiçbir iş üretmemiş üç genç oyuncu ve bir yönetmen vardı ve böyle bir ekibe yatırım yapmak gerçekten kolay bir karar değil.

Belki o gün destek bulamadık ama bugün geriye baktığımda bunun bizim için büyük bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Çünkü yalnızca bir oyun üretmedik; üretimin bütün aşamalarını yaşayarak öğrendik.

Berfin Taş:En ilginç tarafı ise yapımcı olduğumuzu sonradan fark etmemizdi.

Şirket kurduk, salonlarla görüştük, bütçe hazırladık, bilet satışlarını planladık. Bütün bunları yaparken bir noktada “Biz aslında yapımcı olmuşuz.” dedik.

Başlangıçta bunların hiçbirini bilmiyorduk. Ama üretmeye başladığınızda öğrenmek de sürecin doğal bir parçasına dönüşüyor.

Bugün dönüp baktığımda iyi ki bütün bu süreçlerden geçmişiz diyorum. Çünkü artık yalnızca oyuncu olarak değil, bir oyunun perde arkasındaki emeği de bilen insanlar hâline geldik.

Sosyal medyayı hikâyenin devam ettiği başka bir mecra olarak görüyoruz.

Ada Kasabası oyunundan Tiyatro Kontra ekibini gösteren bir sahne.

Fatih Tuncay: Bağımsız tiyatroda ilk oyunu sahneye çıkarmak büyük bir eşik. Ancak asıl mücadele çoğu zaman o oyunu yaşatabilmek oluyor. Siz bu süreci nasıl deneyimlediniz?

Berfin Taş: Bence en zor kısmı oyunu ortaya çıkarmaktı. Çünkü her şey belirsizdi.

Ne kadar prova yapmamız gerektiğini, seyircinin nasıl karşılayacağını ya da bütün bu emeğin nasıl bir karşılık bulacağını bilmiyorduk. Buna rağmen hep “Bir şekilde yapacağız.” diyerek ilerledik.

İlk sezon bizim için oldukça yoğundu. Prömiyerin ardından kısa sürede çok sayıda temsil gerçekleştirdik. İkinci sezona geldiğimizde ise oyunun artık kendi seyircisini oluşturmaya başladığını gördük.

Bugün geriye baktığımda bütün bunların temelinde o ilk adımı atabilmiş olmak yatıyor.

Yağmur Ceren Bulman: Biz bu oyuna gerçekten çok uzun süre çalıştık.

Yaklaşık yüz otuz prova günü geçirdik. Belki bunun bir kısmı masa başında geçti ama neredeyse her gün oyunun içinde yaşamaya başladık.

İlk sahneyi defalarca oynadığımızı hatırlıyorum.

Bir noktadan sonra tek isteğimiz oyunun seyirciyle buluşmasıydı. Çünkü artık ona gerçekten inanıyorduk.

İbrahim Çavdar: Bir yandan da yalnızca prova yapmıyorduk.

Teaser hazırlıyorduk, sosyal medya hesabını yönetiyorduk, dekorla ilgileniyorduk, salonlarla görüşüyorduk.

Yani oyunun sahneye çıkana kadar geçen her anında vardık.

Bu yüzden dönüp baktığımda en yoğun ve en zor kısmın ilk temsil öncesi olduğunu söyleyebilirim.

İnsanlar bir gün ‘Bu Kontra’nın işi.’ diyebilsin istiyoruz.

Ada Kasabası oyuncuları Berfin, Ceren ve İbrahim oyun anından sohbet ettikleri fotoğraf.

Fatih Tuncay: Tiyatro Kontra ekibinde yalnızca oyuncu değilsiniz. Aynı zamanda yapımcı, organizatör, sosyal medya yöneticisi ve zaman zaman teknik ekip oluyorsunuz. Bu kadar farklı sorumluluk üstlenmek ekip olarak sizi nasıl değiştirdi? Görev dağılımını nasıl gerçekleştirdiniz?

İbrahim Çavdar: Aslında hiçbir şeyi planlayarak bölüşmedik.

Bir sorun çıktığında hep aynı soruyu sorduk:

“Bunu en rahat kim çözebilir?”

Dekorla ilgili teknik bir mesele varsa ben ilgileniyordum. Berfin organizasyon tarafında daha rahatsa o devralıyordu. Ceren başka bir konuda sorumluluk alıyordu.

Görev dağılımı zaman içinde kendiliğinden oluştu.

Bence bunun en güzel tarafı da buydu.

Kimse yalnızca oyuncu olarak kalmadı.

Hepimiz üretimin her aşamasına dokunmaya başladık.

Berfin Taş: Ben daha önce tiyatro yapımcılığı üzerine bir eğitim almıştım.

O dönem bu eğitimin tam olarak ne işime yarayacağını bilmiyordum ama bugün dönüp baktığımda aslında o eğitimi Ada Kasabası için almışım gibi hissediyorum.

Salon görüşmeleri, temsil planlamaları, bütçe, organizasyon…

Bütün bunları süreç içinde öğrenerek yaptık.

Ama önemli olan şu:

Hiçbir karar tek kişinin değildi.

Kontra’nın çalışma biçimi de zamanla buradan doğdu.

Kim hangi konuda daha rahatsa sorumluluğu o üstlenmeye başladı.

Yağmur Ceren Bulman: Bu süreç bana ekip olmanın ne kadar önemli olduğunu öğretti.

Çünkü tek başına hiçbir şeyi yetiştirmeniz mümkün değil.

Oyunculuk dışında da birbirimize güvenmek zorundaydık.

Sanırım Kontra’yı ayakta tutan en önemli şeylerden biri de bu güven duygusu oldu.

Berfin Taş, Kate karakterini canlandırdığı Ada Kasabası oyununda. Tiyatro Kontra oyuncuları sahnede.

Fatih Tuncay: Bağımsız üretimde bütçe çoğu zaman belirleyici oluyor. Siz bu sınırlılıkların, üretim biçiminizi de şekillendirdiğini düşünüyor musunuz? Ekonomik sürdürülebilirliği sağlamak adına nasıl çözümler buldunuz?

İbrahim Çavdar: Bence en güzel tarafı buydu.

Mesela dekorun lastiklerden oluşması biraz da bunun sonucu.

İnsan tabii ki çok daha büyük bir dekor hayal edebilir.

Ama elindeki imkân seni başka çözümler bulmaya zorluyor.

Ve bazen ortaya çıkan fikir, ilk hayal ettiğinden daha güçlü olabiliyor.

Berfin Taş: Biz de zamanla buna böyle bakmaya başladık.

Bir sınır varsa o sınır yaratıcılığı tetiklemeli.

Oyunun doğasına gerçekten hizmet edecek şeyi seçmeye çalıştık.

Bazen büyük bir dekor yerine doğru ışık tasarımına yatırım yapmanın oyuna daha fazla katkı sağlayacağını gördük.

Aslında bütçe bizi sürekli önceliklerimizi yeniden düşünmeye itti.

İbrahim Çavdar: Tabii ki bahanelerimiz olabilirdi.

“Paramız yok.”

“Desteğimiz yok.”

“Bunu nasıl yapacağız?”

Bunların hepsini söyleyebilirdik.

Ama bir noktada şunu fark ettik:

Bu cümlelerin hiçbiri oyunu sahneye çıkarmayacaktı.

Biz de “Tamam, yine de yapacağız.” demeyi seçtik.

Bugün geriye baktığımda bizi ayakta tutan şeyin tam olarak bu olduğunu düşünüyorum.

Sahnenin Dışında da Yaşamaya Devam Eden Karakterler

Fatih Tuncay: Bugün birçok tiyatro oyununun sosyal medya hesabı yalnızca temsil duyurularından oluşuyor. Siz ise karakterleri sahnenin dışına taşıyan, kendi anlatı dilini kuran bir dünya oluşturmuşsu nuz. Bu fikir nasıl gelişti?

İbrahim Çavdar: Her şey teaser ile başladı.

İlk günden beri bu oyunun güçlü bir tanıtım filmi olması gerektiğini düşünüyorduk.

Bunun gereksiz olduğunu söyleyenler oldu.

Ama biz aynı fikirde değildik.

Bugün dönüp baktığımda bütün sosyal medya dilimizin temeli o teaser ile atıldı diyebilirim.

Berfin Taş: Biz seyircinin yalnızca oyunu değil, karakterleri de merak etmesini istedik.

Bu yüzden sosyal medyada da onların yaşamaya devam ettiği hissini oluşturmaya çalışıyoruz.

Paylaştığımız her içerikte “Bu karakter gerçekten bunu yapar mı?” sorusunu kendimize soruyoruz.

Aslında sosyal medyayı oyunun dışında ayrı bir tanıtım alanı olarak değil, hikâyenin devam ettiği başka bir mecra olarak görüyoruz.

İbrahim Çavdar: Bunun fark edilmesi bizi gerçekten mutlu ediyor.

Çünkü her paylaşım üzerine uzun uzun konuşuyoruz.

Karakterlerin kurduğumuz dünyanın dışına çıkmamasına çok dikkat ediyoruz.

Bu dili koruyabilmek bizim için en az oyunun kendisi kadar önemli.

Fatih Tuncay: Tiyatro Kontra, ilk sezonunda 2026 Direklerarası Tiyatro Ödülleri‘nde “Umut Veren Yeni Tiyatro Grubu” ödülüne layık görüldü. Aynı yıl Berfin Taş da 2026 Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri‘nde “Yılın Genç Yeteneği” ödülünü kazandı. Farklı kurumlar tarafından gelen bu takdir, hem topluluk hem de bireysel olarak sizin için nasıl bir anlam taşıdı?

İbrahim Çavdar: Ortaya gerçekten çok emek verdiğimiz bir iş çıkmıştı.

Açıkçası bu sebeple de oyunun karşılık bulacağına inanıyorduk.

Bu yüzden ödül almak elbette bizi mutlu etti.

Ama ertesi gün hayatımız bir anda değişmedi.

Yine prova yaptık, salon aradık ve üretmeye devam ettik.

Ödülü daha çok doğru yolda olduğumuzu gösteren bir işaret olarak gördük.

Berfin Taş: Ben de benzer hissediyorum.

Benim için ödül uzun süren bir emeğin görünür olması demekti.

Ama asıl motivasyonumuz hiçbir zaman ödül olmadı.

Kutlama yapmak için bize güzel bir sebep oldu.

Kutladık ve ertesi gün yine aynı masaya oturup çalışmaya devam ettik.

Sanırım en kıymetli tarafı da buydu.

Fatih Tuncay: Ada Kasabası ile başlayan yolculuğunuzu, Efe Uzuner yönetmenliğindeki Dünyanın En Güçsüz Babası ile sürdürdünüz. Bugün Tiyatro Kontra’nın geleceğine baktığınızda nasıl bir üretim anlayışı ve nasıl bir topluluk hayal ediyorsunuz?

Berfin Taş: Öncelikle Ada Kasabası ile yolculuğumuza devam etmek istiyoruz.

Bu oyunun hâlâ ulaşacağı çok fazla insan olduğuna inanıyoruz.

Ama bunun yanında yeni metinler okumaya, yeni projeler geliştirmeye de devam ediyoruz.

İbrahim Çavdar: Bizim için önemli olan yalnızca yeni oyun çıkarmak değil.

Kontra’nın zamanla kendine ait bir üretim dili oluşturmasını istiyoruz.

İnsanlar bir gün “Bu Kontra’nın işi.” diyebilsin.

Bence asıl hedefimiz bu.

Yağmur Ceren Bulman: Bizi bir araya getiren şey birlikte üretme isteğiydi.

Umarım yıllar sonra da bunu kaybetmeden yolumuza devam ederiz.

Yeni oyunlar elbette olacak.

Ama en önemlisi birlikte üretmeye devam edebilmek.

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir Cevap Yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin