,

Mehmet Oğuz Yıldırım ile Kudret (2025) Filmi Üzerine Söyleşi

Filmin yönetmeni Mehmet Oğuz'un bir portresi

Taşra adaleti, güç ilişkileri, eril kodlar ve bireysel dönüşüm gibi konuları merkeze alan Kudret filmi hakkında yönetmen Mehmet Oğuz Yıldırım ile konuştuk Filmin çekim sürecinden kurgu tercihlerine, ulusal ve uluslararası festival deneyimlerinden izleyici geri dönüşlerine uzanan keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Kudret (2025) filminizle bu sene Çalı Köy Filmleri Festivalinin finalistlerinden birisiniz. Ben filminizi izledim ve üzerine bazı sorular yöneltmek istiyorum. Öncelikle klasik bir soruyla başlayalım. Sizi tanımak, yönetmenlik sürecinizi ve Kudret filmine evrilen yolculuğunuzu dinlemek isterim.

Ben Mehmet Oğuz Yıldırım. Sinema hayatımın üniversite öğrencilik yıllarımla başladığını söyleyebilirim. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü mezunuyum. Yüksek lisansımı Anadolu Üniversitesi’nde yine sinema alanında tamamladım. Şu an doktora eğitimime devam ediyor ve Kastamonu Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışıyorum.

Sinema yolculuğumun, sinema hayalimin ve film yapma motivasyonumun tam olarak nereden başladığını bilmiyorum açıkçası. Ancak lise yıllarından itibaren içimde var olan bir istek ve hevesti; biraz hayal kurmakla da ilgiliydi sanırım. Bu noktada bütün eğitim hayatımı buraya yöneltmem gerektiğini düşündüm. İstanbul’da yaşamıyordum ve sinema yapabilmem için sektörün kalbinin attığı bir yere gitmem gerekiyordu. Sınava da buna yönelik hazırlandım; tercihlerimin tamamı sinema bölümleri üzerineydi ve neticesinde İstanbul’a geldim. İstanbul’da olmasaydım, daha küçük bir şehirde kalsaydım yine sinema yapabilir miydim, bilmiyorum. Fakat şehrin yapısı ve orada sizinle aynı niyette bulunan arkadaşlarınızla oluşturduğunuz o kolektif yapı, sizi sürekli film yapmaya iten ya da karşılıklı birbirinizi yüreklendirdiğiniz bir ortama dönüşüyor.

Genelde ilk filmlerimizi ödev amacıyla çekiyorduk. Ancak ben kendi adıma bunların hiçbirini yalnızca bir ödev olarak görmüyordum; hepsine kendimden bir şeyler katmaya çalışıyordum. Film yaparken hayattan beslendiğim duyguları, gördüğüm ve anlatmak istediğim meseleleri sürecin içine adapte etmeye gayret ediyorum. O dönemde pek çok kısa film çektik; Kudret’ten önceki filmlerim de çeşitli festivalleri gezen ve ödüller alan yapımlardı. Kudret ise öğrencilik hayatım bittikten ve iş hayatına atıldıktan sonra çektiğim ilk film olması bakımından ayrı bir yere sahip.  Burada biraz da kendimi sınamak, potansiyelimi görmek ve prodüksiyon kalitesini en üst seviyeye nasıl çıkarabileceğimi düşünerek bir set kurmak istedim. Yüksek lisansı bitirdiğim, doktoraya henüz başladığım süreçte de Kudret’i çekmiş oldum.

Filmin ana karakteri Kudret, en yakin dostu köpeği ile

Kudretin yolculuğunun hemen yazılıp bitirilmiş bir proje olmadığı izlerken de çok net anlaşılıyor; çünkü aşamalı ilerleyen bir yapısı var. Bir yanda taşra adaleti, diğer yanda toksik erkeklik kodlarını örnek verebilirim. Bu kodları 10-15 dakikalık bir filmin içinde mercek altına almanız filme farklı katman ekliyor. Sizin de belirttiğiniz gibi Kudret, İstanbulda geçmeyen bir hikâyeye sahip. Belki şu an Batı’dan ziyade Anadoluda bulunmanız gibi unsurların da filme yansıdığını düşünüyorum. Özellikle Kudrette yoğun eril kodlar mevcut. Erillik bu erkekler dünyasında aşamalı şekilde ilerleyen bir güç zehirlenmesi mi? Keza Kudretin bireysel dönüşümündeki o kırılım noktasını biraz ucu açık buldum.

Filmi Gebze’de çektik. Mekân olarak kullandığımız yerlerin tamamı Gebze’deydi. Ancak oraya İstanbul görünümü katmak istemedik. Senaryonun ilk aşamalarında kentsel dönüşüm ve inşaatta geçen bir bekçilik hikâyesi vardı; fakat sonrasında prodüksiyonel sebeplerden ötürü bunu biraz daha kırsala ve Gebze’deki Organize Sanayi Bölgesi’ne entegre etmek durumunda kaldık. Hikâye o kentsel dönüşümün içerisinde var olsaydı bambaşka bir noktaya gidip farklı alt okumalara olanak sağlayabilirdi. Günün sonunda film çekmek duygusal tercihler kadar ekonomik tercihlerle de şekillendiği için prodüksiyonumuz Gebze Organize Sanayi Bölgesi’ndeki mekânlarla sınırlandırıldı.

Kudret karakterindeki o ucu açıklık ise aslında benim kendi içimdeki tartışmamdan kaynaklanıyor. İçimde yürüttüğüm bu tartışmayı senaryoya da yansıtmak istediğim için karakterin bıçak sırtında ilerlediği bir durum söz konusu. Karakterin yaşadığı süreç bir güç zehirlenmesi mi, yoksa insanın vicdanını rahatlatan meşru bir intikam mı noktasına geldiğimizde seyircinin düşünmesine ve kendi içinde bu durumu tartışmasına olanak tanıdım.

Eril kodlar meselesine gelirsek; filmde görünen o durum biraz da insana dair. Kendimden çıkan aynı zamanda gözlemlediğim duyguları ve düşünceleri senaryoya dökmeye çalıştım. Açıkçası tamamen gönlüme göre şekillenen bir senaryo oldu. Belirli formüllere dayanmadan; kendimden ve çevremde gördüklerimden yola çıkarak hazırladım. Her filmin bir önermesi veya söylemek istediği bir cümlesi vardır. Ben burada net bir yargıdan ziyade bir tartışma açmak istedim. Bu durum böyle de olabilir, şöyle de olabilir gibi. Hangi taraftan bakmalıyız, hangisi doğru ya da yanlış? Güç insanı gerçekten yozlaştırabilen bir olgu ama hangi ellerde ve ne açıdan doğru kullanılabilir? Zihnimdeki tüm bu soruları senaryoya olabildiğince aktarmaya çalıştım.

kudret kentsel donusumun muzdarip sakinlerinden biri, Insaat iscisi

Benim Kudret filmini eril kodlara bağlama sebeplerimden biri şu: Filmde kadın bakış açısını veya kadını ele alan bir durum yok; hikâye tamamen erkeklerden oluşuyor. Bu yüzden başlı başına eril kodlarla örülmüş bir film izlenimi veriyor. Özellikle şiddet olgusu bu düşüncemde önemli bir yere sahip. Evet, Kudret şiddeti estetize etmiyor; diğer anlatılardaki gibi ajanvari bir erkeklik dünyası ya da çete/mafya ilişkisi söz konusu değil. Bu daha çok ruhsal ve bireysel bir dönüşümle alakalı. Ancak film kapsamında Kudreti karakter olarak yeterince tanımamıza izin verilmediğini düşünüyorum. Bu belki de filmin tonu ve kısa metraj oluşuyla ilgilidir. Olaylardan ziyade bir olgu söz konusuymuş gibi anlık bir tepkiyle karşılaşıyoruz. Kudretin bu kadar pasif bir karakter olarak başlaması ya da maruz kaldığı şiddete neden ses çıkarmadığı bende soru işaretleri bıraktı. Elbette her şeyi göstermek zorunda değilsiniz; bu yönetmenin kurduğu dünyaya ait bir tercih. Yine de Kudreti kendi adıma biraz daha tanımak isterdim. Kudret muhtemelen saf, temiz ve güçsüz bir karakter; mizacını tamamen çevresi inşa etmiş. Alt sınıftan, emekçi bir geçmişten geliyor ve çevresini oluşturan o eril sistemin de mağduru. Alt metinde bürokrasinin işlediğini, polislerin olduğunu, taşra merkezinde o taşra adaletini sağlayan “abiler” bulunduğunu görüyoruz. Bunlar bana tamamen eril geldi. Kudret belki böyle bir dert taşımıyor ama yaşadığı çevreden dolayı buna ayak uydurmak zorunda kalıyor. Toplum bireyleri oluşturduğu gibi bireyler de toplumu etkiler. Kudret bence bu iki durum arasında sıkışmış bir karakter. Bu yüzden onun kendi içinde biraz daha açılmasını izlemek isterdim.

Şunu söyleyeyim; tercihler ve süre kısıtlaması bir yana, siz şu an Kudret’in karakter analizini çok güzel yaptınız. Bu durum aslında karakterle ilgili bilgi vermemekten ziyade, seyirciye neyin geçebildiğini ve Kudret’in kim olduğunu tanıtabildiğimizi göstermesi açısından benim için güzel bir veri oldu.

Bahsettiğiniz gibi Kudret pasif, mazlum ve mağdur bir karakter. Çeşitli yollardan elde ettiği gücü, kendisine nasıl uygulandıysa ve nasıl mağdur edildiyse, hikaye onu aynı mağduriyeti başkasına uygulayabilecek bir noktaya taşıyor. Karakter analizini yazarken filme koymadığımız pek çok detayı düşünerek karakteri oluşturmuştuk; ancak belirli bir eliminasyon ve sadeleştirmeye gitmeniz gerekiyordu. Süre olarak filmi her zaman 15 dakikanın altında tutmayı hedeflemiştim. Günümüz izleme alışkanlıklarını göz önüne alarak seyirciyi filmin içinde tutabilmek adına dinamik bir yapı kurmaya gayret ettim. Bu da doğal olarak bir ritim duygusunu ve sadeleştirmeyi beraberinde getirdi. Dolayısıyla bazı elemeler yapmak durumunda kaldım.

Yine de Kudret ile ilgili bilinmesini istediğim temel özelliklerin size geçtiğini görüyorum. Bence bu çok kıymetli. Elbette daha fazlasını göstermeyi ve uzun metraj yapmayı isterdim. Aldığım bu eleştiri pozitif midir negatif midir bilemiyorum ama pek çok kişiden “Film devam edecek gibiydi“, “Devam etmesini çok istedik“, “Sanki uzun metrajın bir bölümü gibiydi” şeklinde yorumlar aldım. Bunların pozitif tarafları olduğu kadar negatif tarafları da var ve onları filmi tamamladıktan sonra görebiliyorsunuz. Bu da bizim sinema yolculuğumuzda tecrübe ettiğimiz ve dikkate aldığımız bir sürece dönüşüyor.

Ben anlattığımız derdi üzerinde fazla durmadan, bağırmadan, sade bir estetikle anlatmak istedim. Filme dönüp baktığımda, Kudret’in mahalledeki serseriyle olan ilişkisini belki biraz daha açabilirdim diye düşünüyorum. Ancak her türlü eleştiri başımızın üstündedir. Kendi düşüncelerimi aktarma niyetindeyim; yoksa vermek istediğim detayın seyirciye ulaştığını aldığım geri dönüşlerde görebiliyorum. Belki porsiyonu daha yüksek, daha zengin bir hale getirebilirdim.

Filmin kendi kimliği açısından konuşursak; Kudret kendisini bu kadar açmak istemiş. Kudretin yönetmeni olsanız bile filmin mevcudiyetine müdahale edemeyeceğiniz noktalar vardır. Çünkü Kudret, kendi uzamını tamamlamış ve kendisini var etmiş. Belki iki saniyelik bir kare bile filme ait olan dokuyu bozabilirdi. Kudretin karakterine dönecek olursak karşımızda gri bir insan var. Kudretin karakter olarak belirgin bir iyi ya da kötü özelliği yok; fakat toplumsal kodlarımız gereği, saf ve temiz bir aile çocuğu gördüğümüzde onun davranışlarını haklı çıkarmaya meyilliyiz. Aslında Kudreti tam olarak tanımıyoruz; bizim için ne ifade ettiğini göz ardı ederek sadece ilk sahnede yaşadığı mağduriyeti gördüğümüz için sonrasındaki davranışlarını meşrulaştırmaya çalışıyoruz. Filmde özellikle şu bakış açısını çok değerli buldum: Mekân ve araç üzerinden gösterilen bir otokrasi var. Orada suçlu ile suçsuzun varlığının ne kadar anlamsızlaştığını görüyoruz. Düz bir çizgi var ve karakterlerin heybelerindeki veriler o an tüm önemini yitiriyor. Aynı uzamda şartlara bağlı olarak iyi ve kötü yan yana. Bu da aslında bir sistem eleştirisinden doğuyor. 

Evet, filmin yapısı da Kudret’in karakteri gibi bıçak sırtı bir hatta yürüyor. Bunun sebebi de insanın o karanlık taraflarıyla ilgili olması. Bu film politik olarak algılanabilir ama bence oldukça bireysel ve insana dair bir noktada duruyor. Bu durum, zihnimdeki sorular üzerinden yola çıkmamdan kaynaklanıyor.

Hayatımızdaki güç ilişkilerini mikro düzeyden makro düzeye kadar her yerde görüyoruz. Romantik ilişkilerimizde, arkadaşlıklarımızda, bireyin toplumla kurduğu bağda bile karşımıza çıkıyor. Kudret de bu dengesizliğin içerisinde savrulan bir karakter. Hayatın örselediği biri; ayağında aksaklık var, sınıfsal olarak kendisini geliştirebileceği bir noktada değil, düşük gelir grubuna ait bir işte çalışıyor. Medet umduğu tek şey mahalleden onu kollayan “arkadaş olarak gördüğü kişiler”; ancak onlar da aslında kendisiyle alay ediyor. Yine de Kudret bunun bilincinde olamayacak biri değil. Bu ikircikli durum tekinsiz bir ortam yaratıyor. Kudret’in gördüğü tek savunma mekanizması, çevresinden öğrendiği şey. Kendisi zorbalığa uğruyor, sahiplendiği köpek zorbalığa uğruyor ve buna karşı tepki veremeyecek bir boyutta kalıyor. Filmde bu pasifliğin veya ezikliğin nedenlerinin altını çizmiyor olabiliriz; fakat bu tarz karakterlerin hayatta var olduğunu biliyoruz. Bunları detaylandırmak süreyi uzatacak, dramatik yapıyı ve ritmi farklılaştıracaktı; bu yüzden o kısımları eledim. 

Hayatta başına gelen mağduriyetlere ses çıkaramayan milyonlarca insan var. O insanlar istedikleri gücü elde ettiklerinde ne oluyor? Geçmişleriyle empati mi kuruyorlar, yoksa kendilerince meşru gördükleri vicdani bir intikama mı yöneliyorlar? Filmin tartıştığı konular bunlar; aslında insanlığın da evrensel olarak tartıştığı meseleler. Biz de Kudret’in yolculuğunu bireysel ve insana dair çerçevede anlatmaya gayret ettik.

Kudret filmindeki kotu karakter, sigara icen adam

Filmin bana kalırsa kesinlikle politik bir tarafı var. Var olmamızın kendisi bile politik bir durum gibi. Buradaki biz kavramını ötekileştirmenin dışında tutarak söylüyorum; keza Kudret, anlatı olarak ötekilerin zıtlaşması üzerine kurulu. Toplumsal olarak kabul görmüş bir abilik ya da bürokrasi kavramı var. Kudretin en yakın düşmanı ya da kendisine benzeyen en yakın kişi de yine bir öteki. Yani öteki öteki olana karşı. Filmde Kudretin sınıfsal farkındalığı ve taşra atmosferi imgesel kodlarla çok güzel aktarılmış. Bu durum akademide veya ekonomik düzeyi çok yüksek çevrelerde de yaşanabiliyor. Bahsettiğimiz şey gücün karanlık tarafı ve bunu filmde hissedebiliyoruz. Öte yandan Kudret prodüksiyon kalitesi yüksek bir iş; ışığı, kurgu ritmi ve sinematografik bakışı bunu gösteriyor. Çekim sürecinizi dinlemek isterim. Set ne kadar sürdü ve Gebzede kurduğunuz atmosfer yarattığınız dünya ile ne kadar bütünleşti?

Senaryonun yazımından yarışma başvurularına ve bakanlık süreçlerine kadar yaklaşık 1,5 yıllık bir ön çalışma dönemi oldu. Sürecin sonuna doğru 2-3 aylık teknik provalar, oyuncu provaları ve ekiple görüşmeler gerçekleştirdik. Setimiz üç gün sürdü. Maddi imkânlarımız buna el verdiği için üç günlük bir set kurabildik.

Filmdeki diğer mekânlar da atölyenin çevresindeki yerlerdi. Bunlar ne yazık ki sanatsal tercihlerden ziyade ekonomik tercihlerden doğuyor. İmkân olsa daha farklı, estetik sokaklar veya sahneler aranabilirdi; fakat kompakt bir yapı kurmamız gerekiyordu. Profesyonelliği ve prodüksiyon gücünü artırmak adına bazı şeylere kaynak ayırırken bazı şeylerden feragat etmek gerekiyor.

Mekânsal tercihimiz ilk başta kentsel dönüşüm alanındaki tekil bir apartmandı. Kudret’in bekçilik yaptığı yer orasıydı. Çekim yaptığımız yer ise tır dorsesi tamiri ve imalatı yapılan, çevresi kırsal alan izlenimi veren bir mekândı. Gebze’ye on dakika mesafede bir yer tercih ettik. Bu durum filme benim de baştan tasarlamadığım farklı bir estetik ve anlatı kattı. Zaten sinemanın büyüsü de burada. Her şeyi ilmek ilmek tasarlasanız da görüntü yönetmeninin bir dokunuşu, oyuncunun bir mimiği veya mekândaki bir değişiklik sizi bambaşka bir yere evriltebiliyor. Sinema bu yüzden kolektif bir sanat. Çekirdek fikir sizden çıksa da onu koşullara uyarlamaya çalışıyorsunuz. Mekân tercihimiz estetikten ziyade ekonomik bir tercihti ama günün sonunda elde ettiğimiz estetik hazdan memnun kaldık.

Bu durum izlerken de hissediliyor. Bütün o imkânsızlık serüveni izleyiciye hiç o şekilde yansımıyor. Tekinsiz ortamın yaratılması, ışıklandırma ve her an bir şey olabilir tedirginliği mekân dokusu bağlamında çok başarılı. Böylece mekânın da ötekileştiğini görüyoruz; belki 5-10 dakika sonra şehrin kalbine geçebilecekken orada ötekilerin tarafında mücadele etmeye başlıyoruz. Ayrıca filmin kurgusal ritmi de çok başarılı. Doğrusal bir çizgi izlerken karakterin geçmişini, şimdisini ve geleceğini hissedebiliyoruz. Bu üçlü yolculuk her zaman net aktarılamayabiliyor ama Kudrette oldukça netti.

Görüntü yönetmeninin dokunuşu veya oyuncunun mimiği gibi unsurların yanı sıra, filmi başka bir yere taşıyan en önemli etkenlerden biri de kurgu. Kurgucumuz Tuvana Günay ile birlikte çalıştık. Onun dokunuşları gerçekten çok kıymetliydi; filme o katmanlı yapıyı katan, ne anlatmak istediğimi çok iyi anlayıp uygulamaya koyan bir noktadaydı. Kendisi çok sevdiğim bir arkadaşımdır. Filmdeki kurgusal dili ve ritmi Tuvana birlikte çalışarak oluşturduk. Bahsettiğim dokunuşların belki de en etkileyicisi onunkiydi.

Festival süreçlerinde Tuvananın neredeyse bütün filmlerini izlemiş olabilirim; ben de kendisini çok seviyorum, buradan selam gönderelim. Umarım Çalı’da karşılaşırız. Bu sene Çalı Köy Filmleri Festivalinde filminiz ilk defa gösterilecek. Festival yolculuğunu merak ediyorum. Kudret daha önce hangi festivallerde seyirciyle buluştu, tepkiler nasıldı?

Dünya prömiyerimizi Altın Portakal Film Festivali’nde, kısa metraj kategorisinde gerçekleştirdik. Avrupa prömiyerimiz Bulgaristan’daki Oscar kalifikasyonuna sahip In the Palace Festival’da oldu. Bunun dışında Sırbistan, Azerbaycan (Laçin Film Festivali), İtalya ve Arnavutluk gibi pek çok ülkeden finalist seçki haberleri aldık. Şili’de En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Yönetmen ödüllerini kazandık. Türkiye’de de 20-25 festivale katıldık. Henüz festival sürecimizin ilk yılının sonlarındayız; toplamda 30-35 festival ve 10-12 ödül gibi bir tablo ortaya çıktı.

Geri dönüşler genel olarak çok güzel ve olumlu. Elbette eleştiriler de var; “Şurası daha iyi olabilirdi.” ya da “Şurayı anlamadık.” diyenler oluyor. Ancak filmi anlayan, beğenen ve bir sonraki projelerimi, uzun metraja ne zaman geçeceğimi soranların sayısı çoğunlukta. Tabii bu övgülerin büyük kısmına fazla kapılmamak gibi bir hayat tarzım var. Yine de tüm yorumlar çok kıymetli. Zaten seyirciler olmasa insan tek başına film çekmez, bu kadar borca veya zorluğa girmez.

Eleştiriler ilk başlarda insanı kötü hissettirse de zamanla sürecin bir parçası olduğunu anlıyorsunuz. Eleştirilerin insana çok şey öğreten bir tarafı var. Henüz yolun başındayız; bu benim dördüncü veya beşinci kısa filmim ama kısa film çekmeye devam da edebilirim. Kudret ilk filmim değildi, son filmim de olmayacak. Seyirci tepkileri, jüri geri dönüşleri, Letterboxd yorumları bunların hepsi film yapma sürecinin bir parçası. İyisiyle kötüsüyle bunu içselleştirdikten sonra duyduğunuz her şey size iyi geliyor. 

Sonuçta ortaya bir ürün koyuyorsunuz ve herkes sevmek zorunda değil. Çok büyük yönetmenler bile yerden yere vuruluyor. O yüzden büyük egolara gerek yok. Genel toplama baktığımda, beni motive eden ve bir sonraki filme hazırlayan pek çok yorumla karşılaştım. Eleştirileri de zihnime not ettim; iyi niyetle yapılan her eleştiriyi dinliyor ve öğrenmeye devam ediyorum.

Kudret tasra bölgesinde kendi adaletini çiziyor

Sizin adınıza çok sevindim. Eleştiri zaten durumun kritiğini yapmaktır. Sadece kötü yorumlardan ibaret değildir. Toplum olarak bunun ayırdına varmamız gerekiyor. Söyleşimizi sonlandırırken Çalı Köy Filmleri Festivali hakkındaki duygu ve düşüncelerinizi almak isterim. Heyecanlı mısınız, Çalı’da bizi neler bekliyor?

Çalı Köy Filmleri Festivali yıllardır uzaktan takip ettiğim ama katılma fırsatı bulamadığım bir organizasyondu. Dışarıdan çok güzel görünüyor. Türkiye’de ilk köy filminin çekildiği yer olması sebebiyle Türk sinema tarihinde de önemli bir yere sahip.

Ayrıca günümüzde izleme kültürünün değiştiği, algı eşiğinin düştüğü ve insanların toplu izleme etkinliklerinden uzaklaştığı bir dönemde açık hava sinemasını canlandırmalarını çok kıymetli buluyorum. Gösterimlerin açık alanda yapılması harika bir detay. Workshop’ların ve gösterimlerin yanı sıra işin akademik boyutuna eğilmeleri de çok değerli. Festival bünyesinde Disiplinlerarası Sinema Sempozyumu düzenleniyor. Orada eğlenip filmler izlerken ve kamp yaparken, işin kuramsal boyutunun da pratikle birleştirilmesi güzel bir örnek sunuyor. Çalı Köy Filmleri Festivali, dünyada ve Türkiye’de bunu yapan başarılı festivallerden biri. Heyecanla bekliyoruz, festival tarihlerinde orada olmayı planlıyorum.

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir Cevap Yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin