Bütün anneler kutsal olmak zorunda mı?
Alphan Eşeli’nin yönettiği, başrolünde Hazar Ergüçlü’nün yer aldığı ve 33. Adana Altın Koza Film Festivali’nde izlediğimiz MUTTER: Bir Annenin Hatıra Defteri, annelik kodları üzerine yoğunlaşan alışılagelmiş öğretilere ve kutsallık motiflerine yeni bir perspektif kazandıran deneysel bir film olarak öne çıkıyor. Karadeniz’in sislerle kaplı derin ormanlarını, kuytuda kalmış bir evi ve henüz yeni doğum yapmış Gül’ü merkezine alıyor.
Gül, doğumdan hemen sonra kocası tarafından terk edilip yalnızlığa mahkûm ediliyor. Filmin açılışı ve kurmaya yöneldiği anlatı, ilk dakikalarda bir hayli tanıdık ve ezbere gelebilir. Ancak ilerleyen sahneler, ülke sineması adına kurak kalmış korku ve gerilim topraklarını olabildiğince sulamaya yöneliyor.

Türkiye Sinemasında Korku ve Kadın Temsili
Birçok janr üzerine denemeler yapan modern Türkiye sineması, korku unsurlarını doğaüstü varlıklar, cinler ya da kötü ruhların musallat olduğu kadınlar çerçevesinde çizmeye yıllardır alışkın. Ancak yönetmen Alphan Eşeli’nin, kadınları cinni varlıklar ya da musallata uğramaya meyilli pasif karakterler olarak göstermekten çok daha farklı dertleri olduğu aşikâr.
Gül, kendisine atanan tüm dişil kodların ötesinde, biyolojik süreçlerinin gölgesinde hâlihazırda yeni bir anne. Duygusal ve fizyolojik süreçlerin yanı sıra hormonal olarak da bebeğini benimsemeye ve onu hayatta tutmaya çalışıyor.
Bu noktada filmin sürprizini bozacak bir bilgi paylaşmak gerekiyor: Erken doğum yapan Gül, dünyaya nur topu gibi güzel bir bebek getirmek yerine kanlar içinde ve fazlasıyla iğrenç bir yaratık getiriyor.
Genellikle ataerkil sisteme uygun heteronormatif yapı; tek eşli bir cinsellik, sadık eş, sağlıklı bir üreme ve güzel çocuklar dünyaya getirmek üzerine kurulur. Gül ve Cem’in sahip olduğu aile, Türk aile yapısının dışında; son derece öteki, dışlanmış, atılmış ve tiksinçtir. İğrençliğe ve tiksinme edimine ısrarla değinmemin asıl sebebi, normatif olarak yüklenen tüm kalıp yargıların güçlü bir eleştiri formuyla tartışılır olmasından kaynaklanıyor.

Kadın Bedeninin İdealize Edilmeden Gösterilmesi
Gül, erkek egemenliğin beklediği çekici, güzel, doğurgan ve sağlıklı bir kadın olarak sunulmuyor. Aksine kanlar içinde, rahatsız edici, yorgun ve bakımsız bir görünüme sahip.
Keza sancılar içinde kendi içinden bir canlı dünyaya getiren hangi kadın, kapitalist zevklere hizmet edecek bir temsille ekrana yansır ki? İşte tam da bu hususta Mutter’i anlamlandırmak ve türdeşlerinden ayrı bir noktaya taşımak gerektiğini düşünüyorum.
Gül’ün dünyaya getirdiği bebek canavar formunda olmasına rağmen filmin asıl tartıştığı konu, canavarlaşan toplumun klasik bir alegorisi. Buna ithafen, Mutter’in kullandığı bazı motifleri sıradan bulmak mümkün. Ancak kadın bedeninin kendisine atfedilen çekicilik mertebesinin ötesinde, “normal bir insan” gibi gösterilmesi hâlâ klasik anlatı sinemasının mayınlı alanlarını arşınlıyor.

Mutter’da Annelik ve Canavarlaşan Toplum
Anneliğe ve kadına yakıştırılmayan pek çok durum, Mutter’de adeta bir karaktere bürünüyor. Özellikle değişime uğrayan beden ile psikolojik ve ekolojik yıkımlar; çürümekte olan toplum ve insan ilişkileriyle birlikte geniş bir uzama yayılıyor.
Mutter her ne kadar başarılı ve deneysel bir izleğe sahip olsa da yine de herkese hitap etmeyebileceğini yeri gelmişken belirtmek isterim. Ancak filmi folk horror ya da body horror bağlamında ele alacaksak bu cesur filmi mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.


Bir Cevap Yazın