Parçalı Yıllar (2025) ve Sahne Işıkları (1952): Aynı Işığın Altında

Parçalı Yıllar filmindeki Aytekin ile Sahne Işıkları filmindeki Calvero

Parçalı Yıllar (2025) ile Charlie Chaplin’in Sahne Işıkları (1952) (Limelight) filmini yan yana koyduğumuzda, ilk bakışta birbirinden oldukça uzak iki hikâyeyle karşılaşırız. Biri 1970’lerin ortasında ekonomik kriz, politik şiddet ve dönüşen Yeşilçam’ın içinde ailesini ayakta tutmaya çalışan tiyatro oyuncusu Aytekin’in hikâyesidir; diğeri ise 1914 Londra’sında bir zamanlar büyük bir sahne yıldızıyken artık seyircisini kaybetmiş yaşlı komedyen Calvero’nun…

Parçalı Yıllar filminde Kral Lear rolüne hazırlanan Aytekin sahnede ışıklar altında.

‘Calvero ışığı arıyor, Aytekin ışıktan kaçıyor.’

Biri yeniden ışığın altına girmek isterken diğeri istemediği bir ışığın altında giderek daha fazla görünür hâle gelir. Fakat tam da bu karşıtlık iki karakteri birbirine yaklaştırır. Çünkü Aytekin ile Calvero’nun temel meselesi başarı ya da başarısızlık değildir. İkisinin de asıl trajedisi, ait oldukları zamanın ellerinden kayıp gitmesidir. Onlar yeteneklerini kaybetmiş insanlar değildir; dünya onların yeteneğine yüklediği anlamı değiştirmiştir. Bu yüzden iki filmin de görünmeyen büyük antagonisti tek bir kişi, yapımcı, yönetmen ya da sektör değil, ZAMANDIR. Calvero’nun dünyasında sahne eğlencesinin, vodvilin ve onun temsil ettiği gösteri biçiminin zamanı geçmektedir; Aytekin’in dünyasında ise tiyatronun ve eski Yeşilçam’ın temsil ettiği sanat ve üretim anlayışı büyük bir dönüşümün içindedir. İki adamın da içinden yükselen soru bu nedenle aynıdır: “Ben değişmedim; peki dünya neden artık beni istemiyor?”

Calvero karanlıkta kaldığı için acı çekerken Aytekin yanlış biçimde aydınlatıldığı için acı çeker. Biri “Beni yeniden görün” der gibidir, diğeri ise “Beni böyle görmeyin.” Bu nedenle iki karakter birbirlerinin ters aynasıdır. Calvero’nun korkusu unutulmaktır; Aytekin’in trajedisi ise istemediği şekilde hatırlanmaktır.

Bu noktada iki karakteri birbirine bağlayan en kuvvetli duygu; haysiyettir. Calvero da Aytekin de yenilgilerini büyük öfke patlamalarıyla yaşayan adamlar değildir. Dünyaya yumruk sallamazlar, kendilerini büyük sanatçılar olarak ilan etmezler, başlarına gelenlerden dolayı herkesi suçlamazlar. Yenilgilerinde belli bir zarafet, hatta mahcubiyet vardır. Calvero acısını mizahın arkasına saklar. Aytekin ise utancını ağırbaşlılığının arkasına. İkisinin de çevresindeki insanları kendi felaketlerinden mümkün olduğunca korumaya çalışan bir tarafı vardır. Bu yüzden seyircinin onlarla kurduğu ilişki yalnızca acıma üzerinden gelişmez; onlara karşı şefkat oluşur. İki adam da dünyanın kendilerine yaptığı haksızlığı bağırarak anlatmak yerine onu taşımaya çalışır. Ve tam da bu taşıma biçimi onları trajik hâle getirir.

Charlie Chaplin’in canlandırdığı Calvero karakterinin yakın plan görüntüsü Thereza'ya güç veriyor.

İki filmde de “alkış” trajik

İki filmde alkışın anlamı da bu yüzden alışılmış sanatçı hikâyelerinden farklıdır. Normalde alkış başarıyı, kabul edilmeyi ve sanatçının seyirciyle birleşmesini temsil eder. Sahne Işıkları ve Parçalı Yıllar’da ise alkışın içinde bir tür yas vardır. Calvero alkışı özler, çünkü alkış ona bir zamanlar kim olduğunu hatırlatır. Aytekin ise alkışlandıkça huzursuzlaşır, çünkü alkış ona giderek kim olmadığını hatırlatmaktadır.

Calvero geçmişteki kendisine ulaşmak için seyirciyi ararken Aytekin seyircinin yarattığı yeni Aytekin’den kaçmaya çalışır. Ama ikisinin arzusunun derininde aynı ihtiyaç vardır: “Beni gerçekten olduğum kişi olarak görün.” Bu nedenle seyirci her iki filmde de tuhaf bir biçimde görünmeyen bir güç hâline gelir. Seyirci kötü değildir, fakat sanatçının kimliğini belirleme gücüne sahiptir. Calvero’yu artık görmezden gelerek; Aytekin’i ise görmek istediği biçimde görerek yok eder.

Sahne Işıkları (1952) filminde umutsuz Calvero ayna karşısında kendisiyle yüzleşiyor.

‘Aynanın gösterdiği geçmiş ve gelecek…’

İki karakter arasındaki en güçlü ortaklıklardan biri de geçmişteki benlikleriyle kurdukları ilişkidir. Calvero aynaya baktığında “Ben hâlâ o adam mıyım?” diye sorar gibidir. Aytekin aynaya baktığında ise soru tersine döner: “Ben ne zaman bu adama dönüştüm?” Calvero geçmişteki kendisini bulmaya çalışırken Aytekin şimdiki kendisini tanımakta zorlanır. Biri kaybolmuş bir kimliğin izini sürer, diğeri üzerine yapışmış yeni bir kimlikten kurtulmaya çalışır. Ama ikisinin de aynada karşılaştığı yabancılaşma aynıdır. İnsan kendi yüzünü tanıdığı hâlde o yüzün temsil ettiği hayatı tanıyamıyorsa, çok derin bir yalnızlık başlar.

Yetkin Dikinciler elinde kuş ile görüşmeye gelir. Filmden bir sahne.

‘Sanat ile Hayat arasındaki sınır ortadan kalkar!’

Aytekin’in Kral Lear’la ilişkisi de Sahne Işıkları ile kurulan bağı daha anlamlı hâle getirir. Aytekin sahnede Lear’ı oynamaya hazırlanırken farkında olmadan Lear’ın trajedisini kendi hayatında yaşamaya başlar. Sanat ile hayat arasındaki sınır ortadan kalkar. Calvero’da da benzer bir yapı vardır. Sahnedeki komedyenin hüznü ile gerçek hayattaki Calvero’nun hüznü birbirinden ayrılamaz. İki karakter de bir noktadan sonra rolü nerede bıraktıklarını ve gerçek hayatın nerede başladığını bilemez hâle gelirler. Sahne onların hayatını taklit ederken hayat da sahneyi taklit etmeye başlar. Bu nedenle Aytekin’in Lear’ı ile Calvero’nun palyaçosu arasında da gizli bir akrabalık vardır: İkisi de seyirciyi başka bir hikâyeye inandırmaya çalışan oyuncuların, farkında olmadan kendi trajedilerini oynamalarıdır.

‘Kendilerinin mümkün olduğu dünyayı kaybederler…’

Parçalı Yıllar ile Sahne Işıkları arasındaki en önemli ortaklık belki de sanatçının ölümünden çok, sanatçının kendi zamanından sağ çıkmasıdır. Fiziksel ölümden daha hüzünlü bir ihtimal vardır: İnsan yaşarken ait olduğu dünyanın ölmesi. Calvero bunu yaşar. Sahne hâlâ vardır fakat onun sahnesi değildir. Aytekin de bunu yaşar. Sinema hâlâ vardır, filmler hâlâ çekilmektedir, kameralar hâlâ dönmektedir, salonlarda hâlâ seyirciler vardır; ama onun kendisini var edebildiği sanat dünyası giderek ortadan kaybolmaktadır. Bu nedenle iki karakterin kaybettiği şey yalnızca meslekleri değildir. Kendilerinin mümkün olduğu dünyayı kaybederler.

Parçalı Yıllar (2025) Aytekin ailesiyle ve oğluyla yüzleşiyor.

“Sahne ışığı” söndüğünde geriye ne kalır?

Calvero sahne ışığının kendisini yeniden bulmasını bekleyen bir adamdır; Aytekin ise yanlış ışıkların altında kaybettiği kendisini arayan bir adamdır. Calvero’nun trajedisi görünmez olmaktır, Aytekin’inki yanlış görünmek. Calvero geçmişte kim olduğunu hatırlamaya çalışır, Aytekin gelecekte nasıl hatırlanacağını düşünmek zorunda kalır. Ama ikisinin de derdinin merkezinde aynı insanî ihtiyaç vardır: Bir zamanlar kendileri hakkında bildikleri gerçeği kaybetmemek. Çünkü sonunda ne alkış, ne şöhret, ne para, ne de sahne ışığı asıl mesele olarak kalır. Geriye tek bir soru kalır: Dünya değişip ışık başka bir yere döndüğünde, insan kendisi olarak kalmayı başarabilir mi?

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir Cevap Yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin