Birçok kadın için ilk regl deneyimi hassas bir dönüm noktasıdır. Her anlamda anlamda bir döngüyü başlatan bu durum, Oda Servisi’nde bir yönetmenin sinema alanındaki ilk deneyimiyle hayata geçiyor. Dünya prömiyerini 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde yapan bu filmin yönetmeni ve fotoğraf sanatçısı Çağla Demirbaş ile katmanlı bir röportaj gerçekleştirdik.
Keyifli okumalar dileriz.
Esra Kars: Hoş geldiniz Çağla Hanım ☺ Bugün dünya prömiyerini 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde yapan Oda Servisi isimli kısa filminizi konuşuyor olacağız. Ancak öncelikle sizi tanımak isteriz. Bize biraz kendinizden söz eder misiniz?
Çağla Demirbaş: Hoş buldum, beni ve filmimi ağırladığınız için çok teşekkür ederim. Kendimden bahsetmem gerekirse şu an Columbia Üniversitesi’nde sinema bölümünde yüksek lisans yapmaktayım. Prömiyerini geçtiğimiz günlerde gerçekleştiren “Oda Servisi” ise ilk kısa filmim. Daha öncesinde bağımsız film platformlarından festivallere, streaming’den sektör buluşmalarına sinemanın çeşitli alanlarını deneyimleme fırsatı buldum. Sinemanın yanı sıra fotoğrafçı, küratör ve yazar olarak disiplinlerarası bir geçmişim var diyebilirim.
İyi bir fotoğrafın, tıpkı iyi bir şiir gibi tüketilemez, hatta ele geçirilemez olduğundan bahsetmişti.

Esra Kars: Siz aynı zamanda ödüllü bir fotoğraf sanatçısısınız. Nitekim bu durum, color hassasiyetinizden de film boyunca anlaşılıyor. Bu yolculuğunuzun bir kısmına ben de şahitlik etmiş oldum ve çalışmalarınızı imrenerek takip ettim. Bize biraz fotoğraf sanatından ve bunun sinemayla olan bağlantısından, sizin sanatınıza etki ettiği şekliyle bahsedebilir misiniz? Ayrıca film sırasında hiç kendi çektiğiniz bir fotoğrafı kullandınız mı?
Çağla Demirbaş: Böyle düşünmenize sevindim, teşekkür ederim. Gerçekten de renk için çok titiz bir şekilde çalıştık, referanslarımız arasında daha önce kullandığım film ruloları ve yine bu rulolardan örnek gösterebilmem için kendi çektiğim fotoğraflar bulunuyordu. Aslında sete de yanımda getirdim basılı işlerimden birini, belki otelin bir yerinde kullanırız diye, ama film sırasında kendi çektiğim bir fotoğrafı kullanmadık.
Fotoğrafın sinemayla olan bağlantısı konusunda söylenecek çok şey var tabii ki. Direkt kendi deneyimimden yola çıkarak daha pratik bir cevap vermek isterim. Fotoğraf çekmenin, fotoğraf ile düşünebilmenin tabii ki görüntü yönetmeni ile olan iletişiminizi kolaylaştıran bir tarafı var. Görüntü yönetmenim Róbert Maly ile ilk yaptığımız toplantıların birinde, hatta belki de ilk toplantıydı, fotoğraf portfolyomu da göndermemi istemişti. Özellikle sizden başka bir arka plana sahip biri ile çalışırken bence bu çok yararlı olabiliyor. Örneğin Róbert’in kültürel temsillere dair aklında sorular vardı, bu konudaki hassasiyetini bize en baştan beri hissettirmişti.
Bahsettiğim bu fotoğraf ile düşünebilme kavramına dönmem gerekirse, fotoğrafçı Laleper Aytek’in bir fotoğraf sempozyumunda yaptığı bir alıntıyı tekrarlamak isterim. Murathan Mungan’ın Küre kitabında aslında şiir için söylediklerini fotoğraf bağlamında alıntılamıştı Laleper Aytek. İyi bir fotoğrafın, tıpkı iyi bir şiir gibi tüketilemez, hatta ele geçirilemez olduğundan bahsetmişti. Bu ele geçirilmezliğin, bahsettiğimiz anlatıların “yoğunlaştırılmış” doğalarından, az şeyle çok şey anlatma gücünden geldiğini savunabiliriz pekala.
Yine bu alıntının devamında, defalarca yapılan okumalara rağmen hala aralanmayan kapılar geçiyordu. Şiir ve fotoğrafın yanı sıra, iyi kısa filmlerde de benzer bir durum var bana kalırsa. Kendi fotoğraflarım ve filmlerimde de bu aralanmayan kapıları hissettirme gayretim var.
Senaryoyu yazabilmek için kendimi ilk ne zaman bir yetişkin gibi hissettiğim anı düşündüm

Oda Servisi, bir genç kızın ilk regl deneyimini anlatan, çok kısa bir zaman dilimini konu alan bir film. Pek çoğumuzun ilk regl deneyimi birbirinden oldukça farklılık gösteriyor ama genel anlamda aynı hisleri duyuyoruz. Sizi bu konuda bir film yapmaya iten şey neydi? Daha klasik bir deyişle bu fikir nasıl ortaya çıktı ? ☺
Pek çoğumuzun ilk regl deneyimi çok farklı olsa da benzer hisleri duyduğumuza ben de katılıyorum, bir nevi bu hikayeyi anlatma motivasyonlarından biri de buydu.
Hikayede çok sayıda otobiyografik öge olduğu için, sanırım bu hikayenin bir film olarak çalışabileceğini ilk ne zaman fark ettiğimden bahsetsem daha doğru olur. Lisansımı İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde yaparken Feride Çiçekoğlu’ndan Senaryo dersi alıyordum. Yanılmıyorsam final projemizdi bir büyüme hikayesi yazmak.
Bu senaryoyu yazabilmek için kendimi ilk ne zaman bir yetişkin gibi hissettiğim anı düşündüm ve kişisel tarihimde önemli bir yere sahip olmasına rağmen pek de üzerine düşünmediğim ilk regl deneyimim aklıma geldi. Bu deneyime dair detayları adeta tekrar hatırladım. Kendimi ilk kez bir yetişkin olarak hissetmem de herhalde menstrüel döngünün sadece benim üstleneceğim birçok rutin ve gerek fizyolojik gerek sosyal “sorumluluklar” ile birlikte gelmesiydi.
Feride Hoca, senaryoyu ilk versiyonlarından itibaren bir film olarak hayata geçirmem için beni yüreklendirdi. Bir nevi bu hikayeye inanan ilk kişi oydu. Eğer o dersi almasaydım bugün Oda Servisi muhtemelen var olmayacaktı.

Bu film aslında bir “genç kızlığa giriş” hikayesi olmakla birlikte bir rol model edinme hikayesini de anımsatıyor. Aslında Derin, bir şekilde kadınlıkla da tanışmış oluyor. Sizce ergenlik çağındaki bir çocuğun kadın rol model seçme süreciyle regl deneyimi arasındaki bağlantı nedir?
Bu iki deneyimi de Derin’in yetişkinlikle tanışması olarak görüyorum. Bahsettiğiniz o rol model edinme davranışı, birçoğumuz için ilk reglden önce de görülen bir durum. Fakat bu iki deneyimin aynı anda olması ile Derin’in çocukluktan çıkışı hem biyolojik hem sosyolojik anlamda gerçekleşmiş oluyor. Belki de bunları üst üste deneyimlediği için, bir genç kadın olmayı bu yeni rol modeli ile ilişkilendiriyor.
Merve karakteri ile havuz başında tanıştıklarında Derin onu son derece “cool”, hatta ileride olmak isteyeceği tarzda bir genç kadın olarak görüyor. Bu kurulan bağın, Merve tarafında da bir karşılığı var tabii ki, her ne kadar film o perspektifin üzerinde pek durmasa da. Merve’nin de Derin’de mutlaka kendi çocukluğunu anımsatan bazı özellikler gördüğünü düşünüyorum. Bu sebeple onu tek başına otururken gördüğünde empati yapıyor ve onunla iletişime geçiyor.

İlk filminizde bir çocuk oyuncuyla çalışıyorsunuz ve bu gerçekten genç bir yönetmen için büyük bir karar. Sizin bu çocuk oyuncuyla tanışma ve çalışma serüveniniz nasıldı?
Çocuk oyuncu koçumuz Sibel Akdeniz aracılığıyla tanıştım Derin’i oynayan Almina Kahraman ile, kendisi casting’den çekime kadar olan bütün süreçlerin hem benim hem Almina için pürüzsüz geçmesini sağladı. Bu noktada Almina’nın ailesine de ayrı bir parantez açmak isterim, onlar da filmin ön hazırlık evresinde büyük bir özveriyle destek oldular.
Bir çocuk oyuncuyla çalışmanın getirebileceği zorluklar hakkında beni uyaranlar olmuştu. Fakat Almina ile çalışmak gerçekten çok kolaydı. Belki de daha önce uzun soluklu bir dizi projesi olduğu için, onunla çalışmak yetişkin bir oyuncu ile çalışmaktan farksızdı.
Almina ile çalışmanın bu kadar rahat olmasının tek sebebinin ise onun önceki deneyimleri olduğunu düşünmüyorum. Yaptığımız provalar boyunca oyunculuğun onun için son derece içgüdüsel olduğunu fark ettim. Kimi zaman karaktere dair yeni gözlemler yapıyor, yeri geldiğinde boşlukları kendi dolduruyor. Almina’nın ileride neler yapacağını merakla bekliyorum.
Flamingoları su kenarında tek ayakları üstünde duran “narin” canlılar olarak hayal etsek de, aslında onlar uzun mesafeleri kat ederek göçmen kuşlar.

Filmde aslında çeşitli metaforlar yer alıyor, örneğin havuz sahnesinde suyun bir yeniden doğuşu ve değişimi ifade etmesi gibi. Aslında kuşlar da oldukça kullanışlı bir metafor ancak neden flamingo ☺ ? Bu metaforu filminizde nasıl bir yere konumlandırıyorsunuz?
Suyu bir yeniden doğuş ve değişim olarak okumanız beni çok sevindirdi. Her ne kadar havuz sahnesi filmdeki otobiyografik elementlerden biri olsa da, her şeyden önce suyun tıpkı regl gibi bir döngüden oluşması bence bu metaforu filmin merkezine konumlandırdı. Dediğiniz gibi Derin karakteri bir nevi suda yeniden doğuyor, sudan çıktığında bambaşka biri haline geliyor.
Flamingo metaforuna gelirsek, Merve’den Derin’e gelen “Flamingolar uçabiliyormuş biliyor muydun?” sorusunun altında özgüven ve kendini gerçekleştirmeye dair bir alt metin var. Flamingoları su kenarında tek ayakları üstünde duran “narin” canlılar olarak hayal etsek de, aslında onlar uzun mesafeleri kat ederek göçmen kuşlar. Film boyunca Derin’in kırılgan bir genç kız olmadığını fark edip, kendi kanatlarıyla istediği yere uçabilme gücünü adım adım benimsemesini izliyoruz.
Genç sinemacılara tavsiyem, yalnızca ortak yapımla film üretmek için değil, bütün süreçlerin ortak bir vizyonla ilerleyebilmesi adına, hikayeleriyle bir yerden bağ kurabilen kişilerle çalışmaları olur.

İlk kısa metrajlarda ortak yapımlar çok sık denk geldiğimiz bir yapım modeli değil aslında. Sizin için bu süreç nasıl ilerledi ve ortak yapımla film üretmek isteyen genç yönetmenlere tavsiyeleriniz neler olur?
Öncelikle yapımcılarım Esra Güzel ve Simla Güran’ın bu ilk film yolculuğunda beni desteklemek için ellerinden geleni yaptıklarını belirtmeliyim. Kendilerinin varlığını bu derece güçlü bir şekilde hissetmeseydim, ilk filmimdeki bu ortak yapım süreci beni gerebilirdi.
Macar görüntü yönetmenimiz Róbert Maly son derece organik bir şekilde projenin bir parçası oldu ve ortak yapımcımız haline geldi. Kendisinin Derin karakteri ile aynı yaşlarda bir kızı vardı ve bu sebeple hikayeyle kişisel bir bağ kurdu desem yanlış olmaz sanırım. Ön hazırlık süreci boyunca Róbert ile sürekli iletişim halindeydik ve recce için Türkiye’ye geldiğinde birçok önemli kararı birlikte vermiş olduk.
Bu sebeple genç sinemacılara tavsiyem, yalnızca ortak yapımla film üretmek için değil, bütün süreçlerin ortak bir vizyonla ilerleyebilmesi adına, hikayeleriyle bir yerden bağ kurabilen kişilerle çalışmaları olur.
Bundan sonraki projelerinizden söz etmek ister misiniz? Sinema ve sanatseverleri neler bekliyor?
Bu yaz benim için yoğun geçiyor. Oda Servisi’nin prömiyerinin hemen öncesinde, New York’ta bir kısa filmin yapımcılığını üstlendim. Yazıp yöneteceğim ikinci kısam için de yakın zamanda sete çıkacağım. Ton olarak Oda Servisi’nden biraz daha farklı bir yerde, ama iki filmin de özünde mekan önemli bir yer tutuyor diyebilirim.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Sinefil Atak olarak bağımsız sinema için yaptıklarınızı çok değerli bulduğumu söylemek ve emekleriniz için teşekkür etmek isterim.


Bir Cevap Yazın