,

Endüstri Konuşmaları #6: Engelsiz Filmler Festivali’nde Bir “Sinema Manyağı” — Hasan Nadir Derin ile Ön Jüri Deneyimi

Hasan Nadir Derin Sinema Yazarı, "Sinema Manyağı" portre fotoğrafı

Hasan Nadir Derin, Ankara merkezli bir sinema yazarı ve eleştirmenidir. Endüstri mühendisliği kökeninden gelen analitik bakışını, sinema tutkusuyla birleştirerek Türkiye’de dijital sinema yazarlığının erken dönem temsilcilerinden biri olmuştur.

1990’ların sonunda kurduğu Sinema Manyakları platformuyla eleştirinin dijitalleşme sürecine öncülük eden Derin, bugün de farklı mecralarda yazılarını sürdürmekte; ulusal ve uluslararası festivalleri yakından takip etmektedir.

2023’den bu yana Engelsiz Filmler Festivali Kısa Film Yarışması Seçici Kurulu’nda yer alan Derin, sinemayı estetik bir alan olmanın ötesinde, erişilebilirlik ve temsiliyet üzerinden toplumsal bir ifade biçimi olarak ele almaktadır. Koleksiyoner kimliği ve geniş film arşiviyle, eleştirel üretimini güçlü bir sinema hafızasıyla beslemeye devam etmektedir.

Endüstri mühendisliğinden sinema yazarlığına uzanan yolculuğunuzda bugün kendinizi hangi kimlikle tanımlıyorsunuz? Bu iki disiplin sizde nasıl kesişiyor?

Aslında kendimi net bir şekilde “sinema yazarıyım” diye tanımlamayı çok tercih etmiyorum. Sinema üzerine yazan, düşünen, konuşan biri demek bana daha doğru geliyor. Çünkü bu alanda tam anlamıyla profesyonel olarak var olabilen kişi sayısı da oldukça sınırlı.

Endüstri mühendisliği ise dışarıdan bakıldığında sinemayla çok ilişkisiz gibi görünebilir ama bence önemli bir katkısı var: sistem düşüncesi. Bir şeyin nasıl işlediğini, hangi unsurların birbirini nasıl etkilediğini analiz etme becerisi kazandırıyor. Bu da filmleri yorumlarken ister istemez devreye giriyor.

Ama şunu da söyleyeyim: çok teorik, akademik bir sinema diliyle yazmayı hiçbir zaman kendime yakın hissetmedim. Daha çok filmin bende bıraktığı etki, bana düşündürdükleri ve hissettirdikleri üzerinden ilerlemeyi tercih ediyorum. Bu yüzden de yazarken kendimi bir “analiz yapan”dan çok, filmle ilişki kuran bir izleyici olarak konumlandırıyorum.

Vizyona giren her filmi izlemeye çalışıyorum. En zayıf yerli korku filmlerinden çocuk animasyonlarına kadar.

Hasan Nadir Derin "sinema manyağı"  portre fotoğrafı
Fotoğraf: Hasan Nadir Derin

Kendinizi “sinema manyağı” olarak tanımladığını gördüm araştırmalarımda. Bu ismi tercih etmenizin arkasındaki motivasyon nedir? Bu tanım sizin izleme ve yazma pratiğinizi nasıl etkiliyor?

“Sinefil” tanımı zaten var ama ben gerçekten biraz daha uç bir noktadayım. Çocukluğumdan beri hayatımın merkezinde sinema var.

Öyle ki üniversite döneminde vizyona giren neredeyse her filmi izlemeye başladım. Hâlâ da bu alışkanlığı sürdürüyorum vizyona giren her filmi —en zayıf yerli korku filmlerinden çocuk animasyonlarına kadar— izlemeye çalışıyorum.

Bu noktada iş biraz obsesyona dönüşüyor. Kendime bir kural koyduğumda onu bırakmak zor oluyor. Bu yüzden “sinema manyağı” tanımı aslında biraz da kendi durumumu kabullenmek gibi.

Çocukken televizyonda Alfred Hitchcock filmleri çıktığında korkacağımı bilmeme rağmen izlemek isterdim. Annemi yanıma oturtur, onunla birlikte izlerdim. O korku hissine rağmen izleme isteği, sanırım bu ilişkinin en başından beri böyle olduğunu gösteriyor.

Hiçbir filmin ortasında çıkmadım. Jenerik sonuna kadar da izlerim.

Röportaj akışımda yoktu ancak merak ettiğim için soruyorum. İzlediğiniz her filmi beğenmeseniz bile sonuna kadar izliyor musunuz? Bugüne kadar hiç salondan çıktığınız oldu mu?

Şu ana kadar hiçbir filmden çıkmadım. Filmi sonuna kadar izlemek benim için bir prensip.

Çok istisnai durumlar olabilir: başka bir filme yetişmem gerekiyorsa ya da fiziksel bir rahatsızlığım varsa çıkabilirim. Onun dışında kalırım. Hatta jenerik sonuna kadar beklerim; jeneriğin tamamını izlerim.

Bu da benim için filmin “bittiği” yerin aslında orası olduğu anlamına geliyor. İzleme deneyiminin bir parçası olarak görüyorum.

Engelsiz Filmler Festivali 2026 posteri
Fotoğraf: Engelsiz Film Festivali Posteri

2023’ten bu yana seçici kurulda yer aldığınız Engelsiz Filmler Festivali sizin için sadece bir festival mi, yoksa sinemaya bakışınızı dönüştüren bir alan mı? Bu deneyimi nasıl tarif edersiniz?

Engelsiz Filmler Festivali ekibini aslında çok daha önceden tanıyorum. Ankara’daki festival çevresiyle zaten iç içeyiz. Daha önce de çeşitli festivallerde ön jürilik yaptım. Bu yüzden teklif geldiğinde tamamen yabancı olduğum bir alan değildi.

Ama şunu net söyleyebilirim: Ön jüri olmak çok zor bir iş. Dışarıdan göründüğü kadar basit değil. Çok sayıda filmi izlemek, üzerine düşünmek ve diğer jüri üyeleriyle tartışmak ciddi zaman, emek ve planlama gerektiriyor.

Yine de uluslararası bir seçki olması işi keyifli hale getiriyor. Farklı ülkelerden, farklı bakış açılarından filmler görmek zihinsel olarak besleyici oluyor.

Seçkiyi oluştururken belirli bir denge gözetmeye de çalışıyoruz. Uluslararası bir yarışma olduğu için tek bir ülkenin ağırlık kazanmasını istemiyoruz. Yazılı bir kota olmasa da pratikte bir ülkeden üçten fazla film seçmemeye özen gösteriyoruz.


Özellikle İran’dan her yıl oldukça güçlü ve yoğun başvurular geliyor. Bu da seçim sürecini zorlaştıran bir unsur haline geliyor çünkü benzer estetik ve anlatım dili taşıyan filmler arasında eleme yapmak gerekiyor.


Son dönemde Rusya’dan da dikkat çekici bir başvuru artışı var. Bunun nedenlerinden biri olarak, bazı uluslararası festivallerin Rus yapımlarına daha sınırlı alan açmasının etkili olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum, başvuruların farklı festivallere yönelmesine yol açıyor.


Tüm bu tablo içinde farklı coğrafyalardan gelen filmleri bir araya getirmek ve seçkinin çeşitliliğini korumak bizim için önemli bir kriter haline geliyor.

Özellikle vizyona giren her filmi izleme prensibi olan bir “sinema manyağı” olarak, sistematik biçimde tüm filmleri izlemek ve bu görevin içinde olmak bana keyif veriyor.

Engelsiz Filmler Festivali özelinde, filmlerden belirli bir başvuru ücreti talep ediliyor. Bu nedenle diğer bazı festivallere kıyasla örneğin 300 film başvurusu olmuyor. Eğer bu sayı çok daha yüksek olsaydı, açıkçası bu görevi sürdürmek benim için mümkün olmayabilirdi.

Sonuçta tek işim bu değil; sinemayı, sürdürdüğüm mesleğin yanında takip ediyorum. Bu yüzden bu süreci yönetmek aslında biraz “mesai sonrası ikinci bir mesai” gibi ilerliyor.

Sesli betimleme, filmin bazı ufak detaylarını izleyiciye yeniden kurar.

Engelsiz Filmler Festivali’nde “erişilebilirlik” kriteri değerlendirme sürecinizi etkiliyor mu?

Filmleri seçerken doğrudan “erişilebilirlik” kriterine bakmıyoruz. Bizim görevimiz, kısa film yarışması kapsamında filmleri değerlendirmek.

Erişilebilirlik süreci daha sonra devreye giriyor. Seçilen filmler için ayrıntılı altyazı ve sesli betimleme gibi uygulamalar hazırlanıyor.

Ama festivalin bu yaklaşımı izleyici deneyimini gerçekten dönüştürüyor. Özellikle sesli betimlemeyi deneyimlediğinizde, filmin bazı detaylarının farklı bir şekilde aktarıldığını görüyorsunuz. Bu da sinemaya bakışı genişleten bir şey.

Bu uygulamalar filmin estetik deneyimini değiştiriyor mu, yoksa genişletiyor mu?

İkisi de diyebiliriz.

Bazı durumlarda dikkat dağıtıcı olabilir. Özellikle işaret dili uygulaması bir dönem bu yüzden zorlayıcıydı ve sonradan kaldırıldı.

Ama sesli betimleme gibi uygulamalar, filmin bazı detaylarını daha görünür kılıyor. Normalde fark edilmeyecek bir nesne ya da detay, betimleme aracılığıyla izleyiciye aktarılıyor.

Bu da aslında deneyimi genişleten bir şey.

İstanbul dışında sinemayı takip etmek, aynı filmi izlemek için bile ekstra bir mücadele gerektiriyor.

Hasan Nadir Derin ve Ankaralı sinefil arkadaşları ekip fotoğrafı
Fotoğraf: Hasan Nadir Derin ve Ankaralı Sinefiller

Ankara merkezli bir sinema yazarı olarak İstanbul dışındaki sinema kültürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sektörün merkezi İstanbul, bu bir gerçek. Özellikle basın gösterimleri gibi imkânlar yalnızca orada gerçekleşiyor. Bu da İstanbul dışında yaşayan biri için ciddi bir dezavantaj yaratıyor.

Ben de bu nedenle vizyona giren filmleri takip edebilmek için çoğu zaman kendi imkânlarımla hareket etmek durumunda kalıyorum. Bu da hem zaman hem de maddi anlamda ayrı bir yük getiriyor. Geçmişte Sinema Yazarları Derneği üyeliği üzerinden belirli salonlarda bilet avantajı sağlanıyordu, ancak sinema yasasındaki değişikliklerle bu imkân da ortadan kalktı.

Bu noktada şunu da eklemek isterim: Filmlere erişim konusu Türkiye’de hâlâ tartışmalı bir alan. Kendi adıma uzun yıllardır yalnızca sinema salonu, dijital platformlar ya da fiziksel kopyalar üzerinden izlemeyi tercih ediyorum. Eskiden daha sert bir şekilde karşı çıktığım korsan izleme meselesine dair girdiğim tartışmalara bugün daha mesafeli yaklaşıyorum.

İstanbul dışında yaşayan ve filmlere erişimi daha kısıtlı olan izleyiciler açısından bu meselenin daha farklı bir yerden değerlendirilebileceğini de düşünüyorum.

Ama tüm bunlara rağmen sinemayı takip etmek ve üzerine yazmak için İstanbul’da olmak şart değil. Ankara’da güçlü bir seyirci kültürü var. Hatta festival seyircisi birbirini tanır, festival ekipleriyle doğrudan iletişim kurar.

Bu anlamda daha samimi ve iç içe bir yapı var

İyi bir festival deneyimini belirleyen şey nedir? Bir festivali güçlü ya da zayıf yapan unsurlar sizce neler?

İlk kriter program. İyi filmler yoksa hiçbir şey kurtarmaz.

İkinci olarak izleyici deneyimi çok önemli.

Ne yazık ki bizde seyir kültürü konusunda hâlâ ciddi eksiklikler var. Film devam ederken konuşan, telefonuna bakan izleyiciler seyir deneyimini doğrudan etkiliyor.

Bu yüzden böyle durumlarda hiç çekinmeden müdahale ediyorum. İnsanları uyarıyorum. Bazen bu durum tartışma boyutuna da ulaşabiliyor ama yine de bunu yapmaya devam edeceğim. Çünkü sinema salonunda o deneyimi korumak gerektiğini düşünüyorum.

Örneğin Berlin’de neredeyse hiç telefonla konuşan ya da dikkat dağıtan seyirci görmezsiniz. Bu çok kıymetli bir şey.

Son olarak festivalin yapısı da önemli. Büyük festivallerde çeşitlilik öne çıkar; küçük ve kompakt festivallerde ise insan ilişkileri ve etkileşim.

Ankara’daki festival ortamlarında daha samimi ve iç içe bir yapı var. Festival direktörü, çalışanlar, seyirciler, akademisyenler aynı salonlarda film izler ve birbirini tanır. Bu ortamı çok değerli buluyorum.

Engelsiz Filmler festivali salon gösterimi
Fotoğraf: Engelsiz Filmler Festivali 2025

Engelsiz Filmler Festivali’nin 2013’ten bu yana uzun yıllardır devam edebilmesini neye bağlıyorsunuz?

Bu, Türkiye şartlarında ciddi bir başarı.

Festival ekibi işini biliyor ve bu alanda deneyimli. Erişilebilirlik gibi güçlü bir odak noktası var.

Tabii ekonomik zorluklar burada da hissediliyor. Son yıllarda festivalin kapsamının daraldığını görmek mümkün. Ama buna rağmen devam edebilmesi başlı başına değerli.

Bugün aynı yazıyı yazabilir miyim, emin değilim.

10. Bugün festivaller, fon mekanizmaları ve politik iklim düşünüldüğünde; sinema üretiminde ve eleştiride görünmez bir “sınır” çizildiğini düşünüyor musunuz? Siz bu sınırla karşılaştığınız anlarda nasıl pozisyon alıyorsunuz?

Evet, zaman zaman bir oto-sansür devreye giriyor.

Özellikle politik konularda ya da bazı hassas alanlarda daha dolaylı bir dil kullanmak zorunda kalabiliyorsunuz. Türkiye’nin mevcut koşulları bunu biraz kaçınılmaz kılıyor.

Eskiden farklı sosyokültürel çevrelerden sinemacıların filmleri yan yana salonlarda gösterilir ve kimse buna müdahale etmezdi. Bugün daha ayrıştırıcı bir ortam olduğunu hissediyorum. Özellikle LGBTİ+ temalı filmlere ve festivallere yönelik yaklaşım bunun en somut örneklerinden biri.

Daha önce yazdığım bir metinde Gezi olayları ile sinema arasında bağlantılar kurmuştum. Bugün aynı metni aynı açıklıkla yazabilir miyim, emin değilim.

Eleştiri tarafında da bir denge var. Çok sert yazmayı tercih etmiyorum ama zaman zaman sektör içinden gelen tepkiler de bu dengeyi etkileyebiliyor.

Eleştiri de, ona verilen cevap da kamusal bir zeminde yapılmalı.

Eleştirileriniz sonrası sizi şaşırtan bir geri dönüş oldu mu?

En ilginç örneklerden biri, bir yapımcının beni telefonla arayıp yazdığım eleştiriden şikâyet etmesiydi.

Vizyondaki tüm filmleri izlediğim için bazen oldukça ilginç örneklerle karşılaşıyorum. Özellikle yerli korku filmlerinde gerçekten dikkat çekici şeyler oluyor. Ben de bunları zaman zaman mizahi bir dille yazılarımda paylaşıyorum.

Bu durumun ardından yapımcının benim telefon numaramı bulup beni araması bana göre doğru bir yaklaşım değil. Eğer bir itirazı varsa bunu açık bir şekilde, kamusal alanda yapmasını beklerim. Sonuçta ben görüşlerimi herkese açık bir şekilde paylaşıyorum.

Bunun dışında olumlu geri dönüşler de oluyor. Özellikle sinemacılardan gelen “yazılarınızı takip ediyorum” gibi yorumlar tabii ki motive edici.

Hasan Nadir Derin Kanal B ekranlarında Berlin Film Festivali röportajı
Fotoğraf: Kanal B, Hasan Nadir Derin Berlin Film Festivali Notları

Takip etmekten en çok keyif aldığınız ulusal ve uluslararası festivaller hangileri? Hem en bilinen hem de daha niş örnekler üzerinden bu tercihlerinizin nedenlerini paylaşabilir misiniz?

Cannes ve Venedik’e hiç gitmediğim notunu düşerek, uluslararası olarak Berlin’i söyleyebilirim. Özellikle son dönemdeki boykot tartışmalarına rağmen program çeşitliliği ve teknik kalite açısından çok güçlü bir festival.

Bu sene boykot çağrılarına hak veriyor olsam da festivale katılmayı seçtim, ve bu yüzden eleştiriler de aldım. Hatta sosyal medyada bu nedenle beni takipten çıkaranlar oldu. Ama bir festivalden beklediğim kriterleri en iyi karşılayan yerlerden biri olduğu için Berlin demeye devam ediyorum.

Türkiye’de ise Gezici Festival benim için çok özel bir yerde duruyor. Sinemayı farklı şehirlere taşıyan yapısı ve yarattığı samimi ortamla çok farklı bir deneyim sunuyordu.

Benim için de ayrı bir anlamı var. Ankara dışındaki ilk festival deneyimimi Gezici Festival sayesinde Kars’a giderek yaşadım. Tuncel Kurtiz ve Cüneyt Cebenoyan gibi isimlerle orada tanıştım.

Konserler, filmler, yolculuklar ve herkesin birbirine erişebildiği o ortam… Sadece film izlediğim değil, sinemayla kurduğum ilişkinin şekillendiği yerlerden biri oldu.

Bu yüzden Gezici Festival demek istiyorum.

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir Cevap Yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin