,

Salih Ortaçay ile Gece Mesaisi (2025) Filmi Üzerine Söyleşi

Yönetmen portresi

Festival yolculuğu devam eden Gece Mesaisi (2025), modern çağın en kaotik meselelerinden biri olan gözetim toplumunu ve iş hayatındaki baskı mekanizmalarını odağına alıyor. Filmin yönetmeni Salih Ortaçay ile işçi hakları, insan ilişkileri ve güven kavramı üzerine konuştuk. Keyifli okumalar !

Gece Mesaisi filminizle bu yıl Çalı Köy Filmleri Festivali’nin finalist seçkisinde yer alıyorsunuz. Öncelikle tebrik ederek başlamak istiyorum. Umarım festival yolculuğunuz gönlünüzce geçer.

Çok teşekkür ederim. Festival sürecimiz oldukça iyi geçiyor, umarım bu şekilde de tamamlanır. Filmimiz şu ana kadar Türkiye’nin yanı sıra yurt dışında; Miami, Bakü, Sofya ve Ravenna’da gösterildi. Türkiye’de ise İstanbul Film Festivali Kısa Film Seçkisi’ne katıldı. Ek olarak Tayf Film Festivali, Bursa Altın Çınar Film Festivali, İşçi Filmleri Festivali ve Hisar Seçkisi’nde de finalist isim olarak yer aldık.Tayf ve ROFIFE’den En İyi Kısa Film Ödülü ile döndük. Bursa Altın Çınar Film Festivali’nde ise Jüri Ödülüne layık görüldük. Kısacası bizim için son derece tatmin edici bir süreç işliyor. 

Filminiz ile pek çok köklü festivalde yer aldınız. Gece Mesaisi hem senaryo hem de işleyiş tarzı bakımından çağımızın problemlerini çok iyi ele alıyor. Filmde kara mizah nüansları da var. Bahsettiğiniz üzere Gece Mesaisi, İşçi Filmleri Festivali’nde gösterildi. Finalist  olarak seçkide yer almasını oldukça anlamlı buldum. Aslında biraz sizi tanımak isterim. Sinemaya farklı bir alandan geliyorsunuz; turizm ve otelcilik mezunusunuz ve sonrasında senaryo eğitimi alarak sinema dünyasına adım atıyorsunuz. Araştırırken fark ettim ki hikâyeyi oluşturan her şey kendisini adım adım inşa etmiş. Gece Mesaisi yıllardır hayata geçmeyi bekleyen bir proje hissi verdi bana. Gece Mesaisi’nin çıkış yolculuğu nasıl oldu?

Önce biraz kendimden bahsedeyim. Dediğiniz gibi turizm ve otelcilik mezunuyum; ancak üniversite yıllarından itibaren edebiyatla çok içli dışlıydım. İlk şiirlerimi üniversitede yazmaya başladım. Doğma büyüme Ankaralıyım. Ankara’da edebiyat çevrelerinde geniş bir arkadaş grubum vardı ve ilk yazarlık eğitimimi orada aldım. Kum dergisinde Aydın Şimşek ve Hasan Ali Toptaş gibi isimlerden yaratıcı yazarlık dersleri aldım. İlk öykülerim Kum ve Lacivert dergilerinde yayımlandı.

Sonra bir arkadaşımın “Neden senaryo yazmıyoruz?” fikriyle İstanbul yolculuğum başladı. Dijital Film Akademi’de Özgür Şeyben’den senaryo yazarlığı eğitimi aldım. Sinema sektörüne ilk olarak metin yazarı olarak girdim. Fotoğraf çekmeyi sevdiğim için kameraya alışmam zor olmadı. Lisede elektronik bölümünde okudum. Bilgisayar ve yazılım kullanma konusunda da tecrübeliydim; kurgu programlarını öğrenmem uzun sürmedi. Kurgu programı olarak düzenlemelerime FinalCut ile başladım, ardından Premiere ve diğer programları öğrendim. Kendi çektiğim projelerin kurgusunu kendim yapıyorum. Gece Mesaisi dâhil çektiğim beş kısa filmin de kurgusu bana ait.

Bir dönem otellerde garson olarak çalıştım. Gece Mesaisi’nin fikri de yine otelcilik geçmişimden doğdu. Ne kadar sinemaya yönelmeye çalışsam da otelcilik peşimi bırakmadı. Filmdeki Emrah karakteri gibi gerçek hayatta da Emrah adında bir arkadaşım vardı. Bir gün onu ziyarete gittiğimde kapının önünde sigara içiyorduk ve o sırada Emrah’ı patronu aradı. Benim kim olduğumu, orada ne aradığımı sorguladı. Şaşırıp “Patronun kiminle sigara içtiğine bile karışıyor mu?” diye sordum. Emrah da “Bildiğin gibi değil!” dedi. O an bunun çok iyi bir kısa film konusu olacağını düşündüm ve senaryoyu yazdım.

Gece mesaisi filminden bir görsel

Hikâyeler genelde “Böyle bir şey gerçekten olabilir mi?” dedirten absürt durumlar üzerinden doğuyor. İçinde yaşadığımız coğrafyada, bu sosyal ve politik iklimde kim bilir daha neler yaşanıyordur. Film, özellikle modern çağın ve pandemi sonrası dönemin en sıkıntılı süreçlerini anlatıyor. Emrah hem okuyan hem çalışan, maddi durumu kısıtlı, kendi ayakları üzerinde durmaya odaklanan bir genç; yani bu coğrafyadaki birçok gencin özeti diyebiliriz. Emrah, patriyarkal sisteme öyle sıkışmış ki kendisine ait bir alanı yok. Oteli bir girdap veya mağara metaforuyla sunmanız, Beyoğlu’nun o kozmopolit yapısını kullanmanız hikâyeyi bireysel olmaktan çıkarıp çevre baskısı, ötekileştirme ve yabancılaşma gibi konulara da temas ettiriyor.

Filmi izleyen pek çok kişi benzer deneyimler yaşadığını söyledi. Hatta yolda bir yerlere sapıyor mu, tembellik yapıyor mu diye çalışanını arabayla takip eden patron hikâyeleri bile dinledik. Şu sıralar ben de bir otelde çalışıyorum ve filmi izleyen yabancı arkadaşlarım da Fransa’da ya da Venezuela’da benzer durumlarla karşılaştıklarını söylüyorlar. Yani gözetlenmek ve denetlenmek, teknolojinin ve kameraların hayatımıza girmesiyle birlikte tüm dünyada patronların başvurduğu küresel bir yöntem hâline geldi.

İstanbul’a taşındığımdan beri Beyoğlu’nda yaşıyorum. Burası oldukça kozmopolit bir yer. Hep uluslararası işler yapmak istediğim için hikâyelerimin ve karakterlerimin de bu yapıda olmasını arzuladım. Bu yüzden filme Fransız ve Sierra Leoneli karakterleri dâhil ettim. Senaryo oluştururken tek bir konu ya da tek bir karakter üzerinden gitmek yerine, yan karakterlerin de birer figüran değil, hikâyesi olan birer birey olarak yer aldığı katmanlı yapıları seviyorum. Bu filmde de boş bir sahne bırakmamaya, en küçük karakterin bile altyapısını doldurmaya çalıştık. Gece Mesaisi hem teknik hem de hikâye anlamında yapmak istediğimi %90 oranında yansıttığım, beni çok tatmin eden bir iş oldu.

Az önce gençlerle ilgili değindiğiniz kısma gelirsek evet, özellikle genç kuşak takip edilme, kontrol edilme ve mobbing durumlarını çok sık yaşıyor. Bizim jenerasyonumuz kameralarla daha geç tanıştı; kameralar bizim için pahalı ve ulaşılmaz cihazlardı. Şimdi ise her yerdeler. Genç nesil bunun psikolojik yükünü birebir taşıyor. Gözetlenmenin ötesinde, görünür olma kaygısı ve sosyal medyayı kullanış biçimleri de bana kalırsa başlı başına bir tez konusu olur.

Kesinlikle. 

Sosyal medyanın varlığıyla her şey imajlardan ibaret hâle geldi. Biz gençliğimizde iç dünyamızı zenginleştirmeye çalışırken, şimdiki gençler dış dünyalarını sergileme gayretinde. George Orwell’ın 1984 kitabında dediği gibi: “Big Brother is watching you.” (Büyük Birader seni izliyor.)

Gözetim toplumu

Gözetim toplumu ve panoptikon kavramı artık hayatımızın her anında. Bu mekanikleşme algılarımızı, duygularımızı ve ilişkilerimizi değiştiriyor. Ancak Emrah karakteri bu kaotik ortamdan ve hapishaneden kurtulmak isteyen, teknolojinin sunduğu bu kaosu reddeden bir tarafa da göz kırpıyor gibi.

Haklısınız. Senaryoyu yazarken felsefi arka planımızı panoptikon kavramı ve Michel Foucault’nun “Modern iktidar büyük gözaltıdır.” düşüncesi üzerine kurduk.

Günümüzde her an ulaşılabilir olmanın ve görüntünün kaydedilebilirliğinin getirdiği zararları iyi analiz etmek lazım. Geçen gün bir karikatür gördüm; sosyal medyadaki engelleme ve düzenleme taleplerini eleştiriyordu. Karakter soruyordu: “Peki bunu kim yapacak?” Artık sosyal medyanın kendisi de bir otoriteye dönüştü. Filmin finalinde bu duruma politik bir duruş sergileyerek cevap vermek istedik. Dayanışma, yardımlaşma ve bir silah hâline gelmiş gözetleme mekanizmalarının kapatılmasıyla dikkat çekmek istedik.

Ancak filmle ilgili gelen en büyük eleştirilerden biri patron Adem Bey’in görünmesiydi. Çoğu kişi “Adem Bey’i göstermeseydiniz, gizem daha büyük olurdu.” yorumunda bulundu. Aslında filmin ilk senaryosunda Adem Bey görünmüyordu fakat sonradan bilinçli bir kararla göstermeyi seçtik. Çünkü çalışan üzerinde baskı ve mobbing kuran bir karakteri göstermeyerek onu gereğinden fazla gizemli kılacağımızı ve yücelteceğimizi fark ettik. Evet, üzerimizde bir baskı mekanizması var ama bunu gözümüzde o kadar büyütmemeliyiz. O kameraların arkasındaki de bir insan; emekli bir öğretmen, eşini kaybetmiş, yatırımını korumaya çalışan, canı sıkıldıkça çalışanlarını denetleyen, kendi içinde komik ve zayıf bir adam.

Tür olarak kara komediyi seçmemizin sebebi de buydu. Bir patronun sabahtan akşama kadar televizyon karşısına geçip çalışanlarını gözetlemesi bana trajikomik geldi. Anadolu edebiyatında ve mizahında otoriteyle dalga geçme geleneği vardır. Mesela Nasreddin Hoca veya Keloğlan hikâyelerinde Keloğlan iki parmağıyla padişahı devirir. Kastamonu yöresine ait “Manda yuva yapmış söğüt dalına” türküsü de otoritedeki beyle dalga geçen bir metafor taşır. Biz de Gece Mesaisi’nde kara mizaha yaslanarak o otoritenin düşündüğümüz kadar güçlü olmadığını, tek yapabildiği şeyin izlemek olduğunu ve bu zorbalığa rağmen bir çikolata ambalajıyla o kameranın kapatılabileceğini göstermek istedik.

Emrah mesaisi saatleri içerisinde

Filmin ambivalans yapısı çok güçlü hissettiriyor. Gözetleme sistemleri bazen bireysel güvenlik ve düzen için gerekliyken, diğer yandan mobbinge ve gönüllü köleliğe varan sorunlara yol açabiliyor. Filmdeki Emrah karakteri; geleneksel değerlere, iş etiğine ve büyüklerine saygılı, tezini yazmaya çalışan bir genç. Filme baktığımızda pankart açar gibi sert ve direkt bir siyasi söylem yok; durumu incelikle, göz önüne atmadan anlatıyor. Bu da sinemanın bize sunduğu o umut duygusunu yaşatıyor.

Bana filmle ilgili “Daha fazla şey söylenmeliydi” diyenler oldu. Ben de dedim ki: “Bundan sonrası kanaat önderliğine, insanlara parmak sallamaya girer.” Biz sadece bir olay anlattık. Amacımız insanlara neye bakacaklarını söylemek değil, sadece nereye bakmaları gerektiğini hissettirmek. Kimseye doğruyu öğretme ya da didaktik olma kaygımız yok. Sanatçı politik bir duruşa sahiptir ama eserin kendisi seyirciyi düşünmeye sevk etmelidir.

Olayı tek bir perspektiften sunup kararı seyircinin kendi tecrübelerine bırakmak istedik. Nitekim gösterimlerde: “Adam para yatırmış, oteli kendi hâline mi bıraksın?” diyerek Adem Bey’i haklı bulanlar oldu. Emrah’ı uykucu veya tembel bulanlar da oldu tabii. Biz durumu tüm hatlarıyla sergiledik.

Önemli olan kurduğunuz hayal dünyasını görsele doğru aktarabilmek. Adem karakteri bir anti-kahraman. Hayata gereğinden fazla anlam yüklemeyi bıraktığımızda patronlar da erk de esnemeye başlıyor. Adem kötü bir karakter değil; filmde ak ile kara gibi iki zıt kutup yok. İki karakter de birbirini tamamlıyor ve empati kurduğumuzda iletişim yaratabiliyoruz.

Kesinlikle, bu filmde merkezimize insanı koyduk. Otorite dediğimiz şey yapay zekâdan oluşan devasa bir robot değil; o kameraların ve gücün arkasında da kaygıları olan insanlar var.

Nietzsche felsefesinde olduğu gibi, konulara iyinin ve kötünün ötesinden bakmaya çalıştım. Kimse tamamen şeytan ya da melek değil. Kanat Güner’in Eroin Güncesi kitabında sevdiğim bir söz vardır: “İnsana dair olan hiçbir şey bana yabancı değildir.” İnsan kavramı benim için çok önemli olduğu için karakterlerin geçmişi ve kaygıları üzerine çok düşündüm; katmanlı bir film yapmaya gayret ettim.

Bu Nietzschevari izlek üzerinden Gece Mesaisi’ni tek bir cümleyle özetleyecek olsam “Tanrı’yı öldürme çabası” derdim. Bireyi ve korkularımızı canavarlaştıran şey aslında kapitalizm ve çıkar kaygıları. Filmin teknik ve sinematografik yapısına da değinmek istiyorum. Otel atmosferi, kostüm tercihleri ve renk skalası harikaydı. Bu görsel dili nasıl kurguladınız?

Yaşadığımız çağ gereği teknolojiye bağımlıyız ama önemli olan onu nasıl kullandığınız. Bir yazar kelimelerle, ressam fırçasıyla anlatır; biz de görüntüyle anlatıyoruz.

Oteli mekân olarak sıfırdan tasarladık. Duvardaki yeşil tabloyu ve masadaki yeşil lambayı biz kurduk, mekândaki gereksiz eşyaları çıkardık. Emrah karakterine bilerek dar ve bordo renkli bir kostüm giydirdik. Otel çalışanları normalde üniforma giymez ama biz Emrah’ın üzerindeki o sıkışmışlığı, nefessiz kalma hissini hissettirmek için dar bir kostüm tercih ettik. Oyuncumuz Ekrem Can da kostümün içinde bayağı bunaldı ama karakteri tamamlamak için bu bunalmışlık şarttı. Vardiyayı devralan Cemil karakterinin kostümünü ise aksine çok bol yaptık; çünkü o artık sistemi umursamayan, rahat bir karakteri temsil ediyordu.

Color grading aşamasında Ciwan Zengin ile çalıştık. Kontrastın ağır bastığı; yeşil, mavi ve kırmızının iç içe geçtiği pastel tonlarda bir atmosfer hayal etmiştik ve istediğimiz sonuca ulaştık. Objelere yönelik tek eleştirilebilecek nokta, çikolatadaki Nutella markasının görünmesi olabilir belki. 

Nutella’yı bilinçli mi tercih ettiniz? 🙂

Evet, bilinçli bir tercihti. Kapitalist düzende yaşıyoruz ve Nutella küresel bir simge. Yurt dışından gelen bir turistin getireceği çikolatanın bu marka olması gerçekçiydi.

Bunun yanında Adem Bey’in çalışanları izlediği yetmiş iki ekran dev televizyondaki görüntülerin hepsini ayrı ayrı çekip kurguda oraya yerleştirdik. Teknolojinin imkânlarını sonuna kadar kullandık. Hatta çekimler sırasında küçük bir kaza da yaşadım; otel asansöründe bir buçuk saat mahsur kaldım ve beni İstanbul İtfaiyesi kurtardı. Buradan kendilerine tekrar teşekkür ediyorum.

Emrah otel lobisinde mola saatinde ble gözetim altında

Çok geçmiş olsun. Sistem ne kadar bozuk olursa olsun, Emrah’ın kostümünün onu zapturapt altına alması, bir önceki çalışanın rahatlığı; sistemin işleyişindeki aksaklıkları çok iyi özetliyor. İnsanlar işlerini düzgün yapsa zaten sorun kalmayacak. Gece Mesaisi hayatın içinden, kara komedisi güçlü ve son derece evrensel bir hikâye.

Katılıyorum. Filmi izleyen herkes kendi iş tecrübelerinden pay çıkardı. Maalesef gerçek hayatta çok daha korkunç şeyler yaşanıyor. Örneğin kreşte çalışan bir tanıdığım, patronunun sürekli “Hangi sınıftasınız?” diye sorup kameraya el sallamak zorunda kaldığını anlatmıştı. Gözetleme sistemlerinin asıl varlık sebebi suçu önlemektir; ancak bu sistemler çalışanları denetleyen ve onlara suçluluk duygusu hissettiren bir silaha dönüştü. “Sigara içiyorum, suçlu muyum?”, “Sandalyeye oturdum, suçlu muyum?” kaygısı yaratılıyor.

Bu süreçte işin hukuki boyutunu da araştırdık: Hiçbir patron çalışanını kameralarla kesintisiz gözetleme hakkına sahip değildir ve bu kayıtlar mahkemede işten çıkarma delili olarak kullanılamaz. Aksine, özel hayatın ihlali sayıldığı için işverene ceza uygulanır. Maalesef insanlar haklarını bilmediği ve işveren güçlü konumda olduğu için bu durum suistimal ediliyor.

Bu noktada filmin sonunda sunduğumuz çözüm ise güven duygusudur. Nitekim filmin finalinde Emrah, Afrikalı müşteriye güveniyor ve parayı getireceğine inanıyor. Güven duygusu inşa ediyor. Bence hepimiz birbirimize güvenmek zorundayız. Emrah güven yoluyla Adem Bey’e şu mesajı veriyor: “Sen de bana güvenmelisin.” Ortada bir sorun varsa elbette denetle ama bunu her dakikayı kontrol edecek boyuta taşıma. Günümüzde yaşadığımız pek çok sorunun çözümü dayanışma ve güvenden geçiyor. Arkanızı döndüğünüzde sizi kandırmayacak insanlarla çalıştığınızda toplum daha ileri gider. Ben kendi hayatımda da güvene dayalı ilişkiler kurmaya çalışıyorum. Bu çağda bunu ne kadar başarabiliyoruz, o da ayrı bir soru işareti.

En azından deniyorsunuz. Bahsettiğiniz gibi Gece Mesaisi çok katmanlı bir yapıya sahip. İnsan haklarından mülteci haklarına kadar pek çok konuya değiniyor. Emrah karakteri, esnaflık bilinciyle herkese öncelikle insan olarak yaklaşıyor. Bireyselliğin ön plana çıktığı bu çağda, etnik kökenlerimizden bağımsız olarak hepimiz aynı potada eriyoruz. Bu yaklaşımı hayatın her alanında görmek istiyoruz. Bu güzel söyleşimize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Benim için de çok güzel bir sohbet oldu, ağzınıza sağlık. İçimi dökmüş oldum. Film üzerine yaptığımız en ayrıntılı ve keyifli söyleşilerden biriydi.

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir Cevap Yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin