10. Çalı Köy Filmleri Festivali’nin finalistleri arasında yer alan Ölüm Bizi Ayırana Dek (2025), 22 yıllık evliliği sona eren Gülçin Kültür Şahin ile hayat bulan Songül karakterinin, kayıp torununu arayan bir adamla karşılaşmasının ardından yaşadığı yüzleşmeyi anlatıyor.
Deniz Koloş’un yönettiği film, 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kısa Film; 26. İzmir Kısa Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini kazanırken başrol oyuncusu Gülçin Kültür Şahin de En İyi Oyuncu seçildi.
Kelebekler, Sibel, Tereddüt Çizgisi, Kırmızı Oda, Fatma ve Masumiyet Müzesi gibi yapımlarda yer alan Şahin, filmde hem Songül’ü hem de onun beden kazanan iç sesini canlandırıyor.
Gülçin Kültür Şahin’le Songül ve iç sesini canlandırma sürecini, karaktere yaklaşımını, Deniz Koloş’la çalışmasını ve oyunculuk kariyerini konuştuk.
“Benim iç sesim dahil hiçbir iç ses kişinin kendisine benzemiyor.”

Bir oyuncu, karakter konuşmadığı anlarda bile onun iç dünyasını ve enerjisini taşımayı sürdürür. Ölüm Bizi Ayırana Dek’te ise Songül’ün iç sesi ayrı bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Songül ile iç sesi arasındaki fiziksel ve duygusal ayrımı nasıl kurdunuz? Bu çalışma, önceki oyunculuk deneyimlerinizden hangi yönleriyle ayrıldı?
Sizin de dediğiniz gibi her zaman herhangi bir karaktere çalışırken onun tüm duygu dünyasını hayal etmeye çalışıyorum. İç sesi de bu dünyaya dahil tabii. Benim iç sesim dahil hiçbir iç ses kişinin kendisine benzemiyor. Kim bilir kimlerin karması konuşuyor kafamızda gün boyu. Yönetmenimiz Deniz de buradan hareketle Songül’e 180 derece zıt bir iç ses yaratmak istedi. Bütün provalarımızı bu yönde gerçekleştirdik. Benim için ön hazırlık süreci de çekimler de çok zevkli oldu. Teknik olarak da kendime karşı ilk kez oynadığım için farklı kaslarımı çalıştırmam gerekti.
Songül ile iç sesinin aynı kadrajda bulunduğu sahneler kilitli kamerayla ayrı ayrı çekilmiş. Karşınızda diğer karakter fiziksel olarak bulunmazken bakış yönünü, zamanlamayı ve karşılıklı enerjiyi korumak nasıl bir konsantrasyon gerektirdi? Çekimler sırasında diğer karakterin performansını zihninizde nasıl canlı tuttunuz?
İşte bahsettiğim farklı kaslar tam olarak bunlar. Bazı sahnelerde bakış yönüm vs. için dublör kullanıldı, mükemmeldi. Bazen de kullanılmadı ama bakış yönünden daha çok zorlandığım konular oldu. Kendi oyunum devamlılığını tutup yine ona farklı bir karakter olarak bir reaksiyon geliştirmek zor ama eğlenceliymiş. Bu süreç boyunca bunu öğrendim.

“Sınırları daha geniş böyle karakterlerle oyun alanı gerçek bir lunaparka dönüşüyor.”
Songül duygularını bastırırken iç sesi daha hareketli, patavatsız ve sınır tanımayan bir karakter. Bu iki karakterden hangisi oyuncu olarak size daha geniş bir hareket alanı sundu? İç sesin sınırsızlığı mı, Songül’ün bastırdığı duyguları küçük ayrıntılarla göstermek mi daha zorlayıcıydı?
Benim için her zaman duyguları küçük ayrıntılarda göstermek çok zor ama çok zevkli. Bu sınırlılık hali kişinin kendisinin bile farkında olmadığı birçok ihtimali barındırıyor. Önceden spesifik olarak ne yapacağıma karar vermediğim için, o anki koşullar hangi sürprizlere gebeyse kendimi o sürprizlerin akışına bırakmaya gayret ediyorum. Oynarken, yani akışta, bahsettiğimiz bu sınırlılık hali içinde bu türlü ihtimallerle karşılaşınca çok şaşırıp çok seviniyor insan. İç sesi oynamanın da çok zevkli olduğunu yadsıyamam tabii. Sonuçta sınırları daha geniş böyle karakterlerle oyun alanı gerçek bir lunaparka dönüşüyor.
“Songül’ün devam etme gayreti/inadı benim için çok kıymetliydi.”

Songül’ü, 22 yıllık evliliğinin sona erdiği ağır bir dönemde tanıyoruz. Sizce filmde gördüğümüz davranışlar bu dönemin yarattığı bir savunma biçimi mi, yoksa uzun süredir biriken duyguların açığa çıktığı bir kırılma noktası mı? Siz Songül’ün eylemlerini hangi temel duygu üzerinden kurdunuz?
Songül’ün devam etme gayreti/inadı benim için çok kıymetliydi. Bir şeyler oluyor, dünya yerinden oynuyor ama o çok ama çok zor da olsa, türlü yollara başvurarak devam ediyor. Onun devam etme halini sevmeyebiliyoruz ama bildiği, anladığı yol bu. Torununu arayan yaşlı adama eşlik etmesi de devam etme gayretinin bir uzantısı bence. Devam etmeyi odak olarak aldım diyebilirim.
“Songül bir seferde çıkamayacak belki ama çıkmayı kafasına koydu.”

Oyuncular ve yönetmenler, bir karakteri oluştururken senaryoda gösterilmeyen bir geçmiş ve gelecek de tasarlayabiliyor. Sizin zihninizde Songül’ün filmden sonraki hayatı nasıl devam ediyor? Yaşadığı yüzleşme onda kalıcı bir değişimin başlangıcı olabilir mi?
Hayatta da hiçbir şeyin sihirli bir dokunuşla tamamen iyileştiğini, düzeldiğini ya da değiştiğini düşünmüyorum. Filmin sonunda da sadece Songül’ü içinde bulunduğu kuyudan yukarı tırmanmaya teşvik edecek bir kırılma yaşandığını düşünüyorum. Songül bir seferde çıkamayacak belki ama çıkmayı kafasına koydu. Debelenecek, vazgeçecek, tüm sürece küsecek, tekrar barışacak ve bir zaman sonra kuyudan çıkacak bence. Zaman çok önemli.
Çok sevdiğim bir söz var: “İyi ya da kötü her şey geçiyor”

Deniz Koloş, sizi Songül için en başından beri düşündüğünü ve rolü başka bir oyuncuyla hayal edemediğini söylüyor. İlk kez birlikte çalıştığınız bu süreçte karakter üzerine nasıl bir iletişim kurdunuz? Yönetmenin size duyduğu güven, rolü sahiplenmenizi ve hazırlık sürecinizi nasıl etkiledi?
Buna çok seviniyorum doğrusu. Deniz ile ilk kez Moda Çay Bahçesi’nde buluştuk, uzun saatler boyunca sohbet ettik. Bu projeyi de konuştuk tabii -zaten iç sese de bir beden kazandırma mevzusu bir oyuncunun ağzını olabildiğine sulandıran bir şey-ama inanın ben daha senaryoyu okumadan oynamaya çoktan karar vermiştim bile. Çünkü yeni tanışan iki insan gibi değil de yıllardır arkadaş olan iki insan gibiydik. Hala durup durup 2 yıl önce Deniz’i tanımıyor oluşuma hayret ediyorum. Kafam Deniz’in sadece 2 yıldır hayatımda olduğunu kabul etmiyor, çünkü şimdi ne mutlu ki en yakın arkadaşlarımdan biri. Provalarda da çok uyumlu bir çalışma sürecimiz vardı.Çekim de buna paralel olarak çok güzel geçti.

Ölüm Bizi Ayırana Dek özelindeki bu süreçten genel çalışma yaklaşımınıza geçmek isterim. Bir projeyi kabul ederken senaryoda, karakterde ve yönetmenin yaklaşımında nelere dikkat ediyorsunuz? Bir role “evet” dedikten sonra hazırlık süreciniz nasıl başlıyor?
Tabii ki öncelikli olarak senaryoyu okurken heveslenmek istiyorum. Sadece oyunculuk hevesi değil bu. Hikayenin sonunu öğrenmeye dair heves, anlatıdaki unsurlara dair heves, yani kısaca işin dünyasını anlamaya dair hevesten bahsediyorum. Buradan sonra, bana önerilen karakterin, hikayenin ana çatışmasına ne kadar dahil olduğuna bakıyorum. Bu karakter olmasaydı bu anlatı neler kaybederdi, olması neler kazandırıyor, bunları anlamaya çalışıyorum. Yönetmenin aklındakini anlamaya ve onun kurduğu hayali olabilecek en iyi şekilde gerçekleştirmeye çalışıyorum. Yönetmenin anlattığı bir hikayenin unsurlarından biri olarak hissediyorum. Bu yolda kendimden bir şeyler katıp o anlatıyı zenginleştirebilirsem ne ala.
“Oyunculuğu hayal gücünden ayrı tutmak mümkün değil bence.”
Kelebekler’den Tereddüt Çizgisi’ne, Kırmızı Oda’dan Masumiyet Müzesi’ne uzanan kariyerinizde sinema, televizyon ve dijital platformlarda çalıştınız. Bu üç alanın çalışma koşulları ve oyuncuya karakterini geliştirmek için sunduğu imkânlar nasıl farklılaşıyor? Farklı üretim biçimleri arasında geçiş yapmak, sizin oyunculuk yaklaşımınızı ve çalışma yönteminizi nasıl etkiledi? Bu deneyimlerinizden hareketle kariyerinin başında olan oyuncularla paylaşmak istediğiniz gözlemler var mı?
Oyunculuğu hayal gücünden ayrı tutmak mümkün değil bence. Oynayacak olduğum karakterin (film, tiyatro oyunu ya da televizyon dizisi fark etmeksizin) anılarını yaratmaya çalışıyorum. En çok inandığım ön çalışma bu. Tabii ki senaryoyu kendime bir yol gösterici olarak tayin ederek ama esasen hayal gücümü kullanarak karakterin hangi yemeği sevdiğinden uyanma rutinine, hobilerinden, arkadaşlarıyla ve ailesiyle olan ilişkilerine bir dünya yaratıyorum. Bu dünya oynarken bana kolaylık sağlıyor, yeni ve şaşırtıcı kapılar açıyor. Örneğin bu bir televizyon dizisiyse her haftaki senaryo benim karakter için yarattığım anıların derinleşmesine, yeni anılar eklenmesine yardımcı oluyor. Farklı disiplinlerde çalışmak elbette ki birbirini besliyor. Televizyon dizilerinde çalışırken geliştirdiğim devamlılık takibi bu filmde iki karakteri oynarken işime yaradı mesela.
Harika sorularınız için çok teşekkür ederim.


Bir Cevap Yazın