Her savaş, onu çıkaranlar için bir gerekçeye dayanır. Meşrulaştırma araçları değişir, anlatılar farklılaşır. Ama büyük anlatıların sonunda faturayı yine o savaşla hiçbir ilgisi olmayan insanlar öder. Kimi zaman sivil ölümlerini açıklayacak bir gerekçe bile kalmaz; o noktada da insanların aslında o kadar da “insan” olmadığını anlatmaya girişirler.
Afganistan, Irak, Filistin ve “süper güç” bombalarından nasibini almış birçok coğrafya üzerine çekilen filmler, yazılan romanlar ve hatta çoğu zaman günlük haberler bu gerçeğin izlerini taşır. Bu yazının kendi çapında küçük amacı da tam olarak burada duruyor: biz insanız demek.
Küresel bir anlam krizinin ortasında, her yerde vaaz edilen değerlerin hızla sarsıldığı günlerde bu vurgunun gereksiz olmadığını düşünüyorum.
İstediğinde hedefindeki kişilere yatak odalarında suikast düzenleyebilen güçlerin katlettiği 160’ı aşkın günahsız sivili anmak için küçük bir vesile olması umuduyla.

Arkadaşımın Evi Nerede?: Khane-ye doust kodjast? (1987)
Yönetmen/Senaryo: Abbas Kiyarüstemi
Film bir ilkokul öğrenicisinin komşu köyde oyuran arkadaşına defterini teslim etmek için yaptığı yolculuğu anlatır. 8 yaşındaki Ahmed yanlışlıkla Muhammed Rıza’nın defterini almıştır. Zaten okulla sorunlar yaşayan arkadaşının ceza almaması için defteri ona sağ salim ulaştırması gerekmektedir.
Çocukların samimiyeti, doğal sesleri ve yansıttığı köy hayatıyla basit ama çok etkili bir hikayedir. Aynı zamanda Köker ya da Deprem Üçlemesi olarak anılan üçlemenin ilk filmidir.

Beyaz Balon: Badkonake Sefid (1995)
Yönetmen: Cafer Penahi
Senaryo: Cafer Penahi, Abbas Kiyarüstemi, Perviz Şahinhu (Şahbazi)
İran’da Nevruz arefesinde 7 yaşındaki kız çocuğu Raziye’nin japon balığı almak üzere yaptığı yolculuğu konu alır. Annesinin parayı kaybetmemesi üzere sıkı sıkı tembihleyip eline bir kavanoz verdiği Raziye yola koyulur. Sokakta oyunlarından parayı vuran tokatçılar, seyyar satıcılar ve Raziye’nin çırpınışlarına kayıtsız kalamayan sivilleriyle sıradan bir bayram arefesinde sıradan bir Tahran mahallesinde sade bir hikaye anlatılır.
Beyaz Balon isminin sebebinin ve saklı hikayeyi de izleyicinin merakına bırakalım.

Cennetin Rengi: Rang-e Khoda (1999)
Yönetmen/Senarist: Mecid Mecidi
Görme engelli Muhammed ve babası Haşim’in hikayesi anlatılmaktadır. Yatılı eğitimdeki oğlunun okulu tatile girince onu köye götürürecektir. Ancak Haşim oğlunu terk etmekle olduğu gibi kabul etmek arasında gidip gelmektedir. Dul baba oğlunu terk etmezse planladığı evliliğin gerçekleşmeyeceğinden korkar. Babanın açmazlarıyla birlikte oğlun dünya ile ilişkilenme biçimlerini de görürüz. Muhammed ise bir yandan dokunarak ve duyarak dünya ile bağ kurmakta bir yandan da kendi durumunu ve dünyayı sorgulamaktadır.
Parmak uçlarıyla içindeki tüm derdi anlatmak için aradığı Tanrı’yı bulabilecek midir?

Ayna Ayneh (1997)
Yönetmen/Senarist: Cafer Penahi
Annesi okuldan kendisini almaya gelmediği için kendi başının çaresine bakmaya çalışan bir kız çocuğunun hikayesi olarak başlar. Birinci sınıf öğrencisi Mina hatırladığı kadarıyla Tahran sokaklarını adımlamaya başlar. Eve dönüş sırasında kameraya bakar ve oynamak istemediğini söyleyerek bulunduğu yeri terk eder ve asıl olaylar başlar. Yakasında mikrofon unutulmuş çocuğun yolculuğu, arkasında kamera onu takip etmeye çalışmasıyla bir nevi belgesele rengine bürünmektedir. Gerçeklik ile kurgu arasında yolunuzu bulmaya çalışmanın gerilimi ve çocuk masumiyetinin doğallığıyla izleyicisini ekrana bağlar.

Cennetin Çocukları Bacheha-Ye Aseman (1997)
Yönetmen/Senarist: Mecid Mecidi
Ali ve Zehra iki kardeştir. Ali kardeşi Zehra’nın ayakkabılarını tamirciden getirirken kaybeder. Babalarının kızgınlığından da yeni ayakkabı alamayıp kendini kahredecek olmasından da çekinen kardeşler çareyi nöbetleşe dışarı çıkmakta bulur. Zehra sabahçıdır, okuldan erken çıkıp koşarak Ali’nin ayakkabılarını ona getirecek Ali de biraz geç kalmak ve azar işitmek pahasına onu bekleyecek, babasına bir şey çaktırmayacaktır. Zehra sonunda ayakkabı ödüllü bir yarışmayla şansını deneyecektir. Film sade olay örgüsüyle iki afacanın kendilerinden büyük yürekleriyle yoksullukla karşılaşmalarını anlatmaktadır.
Yetişkinlerin hayat telaşı arasında görülmeyen, görmezden gelinen; telaşları, sevinçleri, umutlarıyla sıradan hayatlar aslında başlı başına birer dünyadır ya da bizim buralarda denildiği gibi “insan küçük bir âlemdir”.
Şu hâliyle yazı, hareket noktası çocuklar olunca onları merkeze alan filmlerden bir seçki oldu. Öyle ya, insandan bahsedeceksek en saf ve sevimli durumundan başlamaktan daha iyisi olabilir mi?
Her ne kadar çocuklardan bahsedilse de bu çocuklarla birlikte kah küçük köyleri kah büyük şehirleri; onların çevrelerini alımlama şekillerini ve çevrelerinin onlara bakışlarını yani birçok âlemleri seyretmiş olacaksınız.

Bir Cevap Yazın