Primetime (2026): Güç, Şöhret ve Yozlaşma

Primetime filminden bir sahne Robert Pattinson Chris Hansen rolünde

Son yılların en popüler yapımlarından biri olan A24 kısa sürede janr hâlini alarak “A24 Filmi” temasına dahil oldu. Popüler oyuncular ve iddialı hikâyelere ev sahipliği yapan kurum, tecimsel sinemanın günümüzdeki en başarılı örneklerinden biri.  Özellikle bağımsız korku türüne daha ılımlı bir yaklaşım sergilemesiyle de ayrıca dikkat çekiyor. Ancak korku gerilim bağlamında duyulan bu sempatinin tek düze ve sıradan tematik filmlerden ibaret olmadığına da değinmek gerek. A24’ün tarzına uygun elevated horror filmlerin şimdilik en güncel örneklerinden biri olan Primetime da ilk sahneden jeneriğe tamamen arthouse bir kaygı bozukluğu örneği olarak karşımıza çıkıyor.

Primetime, artık tarihe karışmaya yüz tutmuş televizyon çağının eski görkemli günlerinden bir kesit sunuyor. Televizyon programcılığı, sunuculuk, reyting, görünür olma çabası, çalınan fikirler, yıldız olma hayalleri tüm klişeleriyle birlikte filmin sınırları içerisinde ele alınmış. 2000’li yılların medya sektörünün görece karanlık atmosferinde geçen Primetime, Robert Pattinson’ın sinema kariyerinde emin adımlarla ilerlediğinin de en güncel kanıtı. Filmin retrospektif havası Pattinson’ın 2000’ler prototipiyle başarılı bir uyum sergiliyor. Hırslı ve mücadeleci bir karaktere hayat veren Pattinson, canlandırdığı Chris Hansen ile reality showlardan görmeye alışık olduğumuz tüm görsel kodları harfiyen kullanmayı ve anlamlandırmayı başarıyor. Filmin bu denli ihtişamlı taklit yeteneğini yönetmen Lance Oppenheim’ın belgesel sinema ekolünden gelen gerçekçi bakışına atfedebiliriz. Oppenheim, 2004 yılında yayın hayatına başlayan gerçek bir televizyon programını ve gerçek bir karakter olan Chris Hansen’ı birebir yeniden yaratıyor.

Primetime, Chris Hansen isimli bir sunucunun pedofili insanları ağına düşüren televizyon programıyla başlıyor. Kısa sürede izleme listenin alt sıralarından en çok izlenen yayın saatine gelen Bir Avcıyı Yakalamak (To Catch a Predator) programının yükselişine şahit oluyoruz. Korkusuz ve cesur tarzıyla dikkat çeken Hansen, başarılı bir muhabir olmanın yanısıra dikkatleri üstüne toplayan ve yer yer de kıskanılan kanalın yaramaz çocuğunu temsil ediyor. Aklına koyduğu her şeyi kendi değerleri ve izlenilebilirlik adına mübah gören Hansen, daha büyük bir avın peşine düşüyor. Ancak Hansen ve ekip arkadaşlarının bu yükselişi kısa sürede eyalet çapında bir sansasyona dönüşüyor.

A24 yapımı Primetime filmi stüdyo ve televizyon programı çekim sahnesi.

Televizyon Çağının Karanlık Yüzü

Uygarlıkla boyunca Batılı toplumlar, kötü insanların, sapkınların ya da şiddet eğilimli bireylerin eğitimsiz, alt sınıf, zorba ya da ötekileştirilen kişilerden olmasına alıştırıldı. Bu nedenle bir akademisyen, politikacı, doktor, öğretmen ya da saygın olduğu düşünülen insanların kötü olabileceğine yönelik izlenim hâlâ birçok toplumda farazi temsiller üzerinden şekilleniyor. İyi bir imaj yaratan ya da saygın bir mesleği olan kimse hakkındaki suçlamalara pek aldırış etmiyor. Keza ahir zamanda bu sınıftakileri haklı çıkartmak için sırada bekleyen binlerce insan var. Kraldan çok kralcı olmak medya sektörünün ve televizyonun deyim yerindeyse giriş parolası olduğu dönemlerde iletişim kanalları altın çağını yaşamıştı.

Sektördeki yandaşlığın yanısıra geçmişteki bilgeliğin gücüyle hikâyesini doğrusal bir çizgide inşa eden Primetime bugün dönüp baktığımızda her şeyin haber değeri taşıdığı bir nostalji kuşağı olarak da dikkat çekiyor. Saniyeler içinde değişen kanallar, her gün yenisi eklenen felaket haberleri ve en yakınımızda bile olsa başkasının acısına bakarken yaşadığımız hissizlik belki de “primetime” programların ve medyatik rezaletin bir kefareti. Özetle televizyonculuk mesleğinin dinamiklerini çok iyi bilen ve izlenilebilirliğin tüm hilelerine hakim bir film var karşımızda. Sürekli değişen güç dengeleri ve yozlaşmış habercilik değerleri Bir Avcıyı Yakalamak’ı  NBC kanalının en çok izlenen yapımı mertebesine taşıyor.

Filmin televizyon dünyasını eleştirel bir tona sahip olduğunu yeniden belirtmeye gerek olmamakla birlikte aslında derdinin tam olarak nerede şekillendiğini söylemek zor. Ezcümle Hansen’ın genç sevgilisiyle magazinlerin diline düşüp şantaja uğraması ve pedofili hakkında program yapmasına rağmen yaşadığı ilişkinin bir suç olarak gösterilmesi Primetime’ın kurduğu objektif yapıyı anlamsal olarak sekteye uğratıyor. Yine de filmin biçimsel özellikleri ve yarattığı dil sinemanın içinde televizyonu barındırması tekniğiyle kendini kotarıyor. Primetime’ın çift uzamlı yapısı bu hususta seyir deneyimi açısından izleyiciden anlatılan hikâyeye dikkat vermelerini talep ediyor. Çünkü filmin kendisine ait olan kurgusal dünya ile programın içinde gerçekleşen çekimler çoğu sahnede iç içe kurgulanıyor. Hâliyle filmin vadettiği gerilim ve tekinsizlik uzamın kırılmasıyla psikolojik bir görsel şova dönüşüyor.

Primetime, pedofili gibi ciddi bir insanlık suçunu televizyonculuğun çıkarları ve sahtekârlığıyla ele almasına rağmen Robert Pattinson’un gölgesinde kalma riski taşıyor. Neyse ki Merritt Wever ve Skyler Gisondo’nun performanslarıyla film üzerindeki emeğin görünürlüğünü korurken üslubun ve konunun ehemmiyetini de korumayı başarıyor. Televizyonun ve bilişim çağının olumsuz yanlarına odaklanan çoğu televizyon temalı filmlerin yerine Primetime medya liderlerinin, gücü elinde tutan kişilerin hassas psikolojilerine ve egolarına doğru çarpıcı bir hamlede bulunuyor.

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir yanıt yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin