,

Sarı Zarflar (2026): Dünyayı Kurtarmak Üzere Bir Düş

Sarı Zarflar filminde, bir ailenin hayatındaki kırılma anını yansıtan sahne

Politik Sinemanın Nahif Yüzü

İlker Çatak’a Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü getiren Sarı Zarflar, politik bakış üzerine kurulan yapısına rağmen son yılların belki de en nahif filmlerinden biri. Keza, politik sinema kavramı hakkında zihninizde saldırgan bir yapılanma veya sert eylemler canlandırıyorsanız üzülerek söylüyorum ki bu film pek size göre değil. Sarı Zarflar, derdini gayet medeni bir şekilde ele almaya odaklanıyor. Filme oldukça yakın bir tarihte çoğumuzun birebir deneyimlemek zorunda kaldığı o karanlık dönemin en yalın özeti demek sanırım doğru bir yaklaşım olacaktır. Ancak henüz birkaç hafta önce büyük tartışmalarla sonlanan Berlinale’e geri dönecek olursak Sarı Zarflar hakkında daha sistematik ve tırmanışı gürültülü bir gerilim beklediğimi itiraf etmek isterim.

Berlin Film Festivali - İlker Çatak - Özgü Namal - Tansu Biçer
Fotoğraf: Berlin Film Festivali – İlker Çatak – Özgü Namal – Tansu Biçer

Son yılların belki de en nahif filmlerinden biri.

Altın ayı ödülüyle birlikte ülkemize yıllar sonra en iyi film sevincini yaşatan yönetmen, kendisini konumlandırdığı yeri ve ülke gündemi hakkındaki görüşlerini makûl seviyede sakin işlemeyi tercih etmekte. Çatak’ın oluşturmuş olduğu politik dil izlemeye alışık olduğumuz düzeyde fiziksel acı veya şiddet eylemleriyle ele alınmıyor. Sarı Zarflar’da devrim şehitleri veya kanlı protestolar görmüyoruz.

Yazımın başında belirttiğim üzere son yılların belki de en nahif filmlerinden biri derken tam da bu noktaya değinmek istiyorum. Film boyunca direnişin şiddetsiz ve insan katletmeden de (fiziksel olarak) mümkün olabileceğini deneyimlemek bir hayli değerli. Karakterlerin olaylar karşısında takındıkları soğuk kanlılık ve sakinlik medeniyet bağlamında bireylerin gelişmişlik seviyelerine dikkat çekme niteliğinde.

İlker Çatak'ın filmi Sarı Zarflar'dan yolculuk sahnesi Tansu Biçer, Özgü Namal
Fotoğraf: Sarı Zarflar, Tansu Biçer, Özgü Namal

Bir gecede alınan kararlar bu kez bir gecede hayatı alt üst olan bir aile etrafında açımlanıyor.

Bir Ailenin Çöküşü: Aziz ve Derya

Akademisyen ve yazar olan Aziz ile Devlet Tiyatrosu’nun kadrolu oyuncularından biri olan Derya’nın mesleklerinden ihraç edilme sürecini dönemin siyasal iklimiyle neden-sonuç şeklinde ele alan Sarı Zarflar, hak arayışı ve gözetim organları üzerinde tomurcuklanmayı hedefliyor. Her iki karakterin de sosyolojik aktarımında “biz çoğunluktan farklıyız” imajını hissetmek olası. Derya’nın tiyatro sahnesindeki performansıyla açılan film bu hususta entelektüel, aydın, kalburüstü bir kitlenin izine düşüyor. Keza son yıllarda ülkemizde sanatın gidişatını ve akıbetini düşündüğümüzde hanelerin tiyatro, sinema, opera ya da konser için ayırdığı bütçe bazı kesimler için sıfır. Orta gelirli ailelerde ise bu bütçe neredeyse yok denilecek kadar az.

Tiyatro seyircisi ve Derya’nın hedef kitlesi henüz ilk sahneden sınıfsal katmanı inşa etmeye başlıyor. Sanatın yarattığı haz ve spot ışıklarının büyüsü başlangıçta Derya’yı sahne sarhoşluğuyla oyalasa da bir süre sonra halktan biri olma sürecine tanıklık ediliyor. Derya’nın karşısında, onun karakter kıvrımlarını daha da şekillendirmek namına idealist özelliğiyle Aziz konumlandırılıyor. Her biri de kendi alanının duayeni hâline gelmiş bu iki isim aynı çatı altında lise sınavlarına hazırlanan çocukları Ezgi’nin geleceğini garantilemek için de ayrı bir eğitim hakkı mücadelesi veriyor.

Düşünceleri yüzünden evinden, ailesinden, sevdiklerinden koparılan nice insanın sessiz çığlıklarını hissetmek mümkün.

İlker Çatak'ın filmi Sarı Zarflar'dan mahkeme sahnesi Tansu Biçer
Fotoğraf: Sarı Zarflar,Mahkeme Sahnesi, Tansu Biçer, Bir Film

İdealler, Baskı ve Sistem

İdealler, çatışmalar ve değerlerin yanı sıra söylemleri ve eylemleriyle iktidara ters düşen bir ailenin görevlerine son verilme sürecine yoğunlaşan Sarı Zarflar, baskıcı rejimlerdeki otoritenin ve insan hakkı ihlallerinin çarpıcı bir örneği. Derya ve Aziz’e gönderilen bu zarflar içerisindeki tebligatların deyim yerindeyse infaz kararına dönüşmesini gözlemliyoruz. Bir gecede yapılan darbeler, bir gecede yerle bir olay şehirler, bir gecede alınan kararlar bu kez bir gecede hayatı alt üst olan bir aile etrafında açımlanıyor.

Protesto günlerinde öğrenme edimini okul sıraları dışına taşımayı öneren Aziz ile sahnelediği oyun tiyatro programından kaldırılan Derya’nın mücadelesi yıllardır tüm dünyada yaşamakta olduğumuz zorbalığın birer ikamesi. Düşünceleri yüzünden evinden, ailesinden, sevdiklerinden, mesleklerinden koparılan nice insanın sessiz çığlıklarını hissetmek mümkün. Sorumluluk sahibi ve evrensel haklarının bilincinde olan insanların yaşadığı zulme aslında her birimiz yakından şahitiz.

Etik değerlerinden ve ideallerinden vazgeçmeden zor şartlar altında yaşam sürdürmek çağımızın alıştığı bir standart elbet. Bu bağlamda Aziz ve Derya ile özdeşim kurmakta pek zorlanmıyoruz. Derya’nın her ne kadar idealize edilmiş modern kadın temsili üzerine yoğunlaştığını kabul etsek de çoğu zaman annelik mertebesi eylemlerinin önüne geçiyor. Işıltıların ve alkışların arka bahçesinde ailesi ve çocuğu için ilkelerini imha etmeye ılımlı bakan bir yönelimi var. Aziz ise Derya’nın tam karşıt görüşü olarak hâlâ ideallerini yaşatabileceğini savunuyor. Tiyatroya devam ederek dünyayı kurtaracağını düşünüyor. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde ve savaşların ortasında yarını düşlerken dünyayı kurtaracak şeyin sanat olup olmadığını bilemeyiz elbet; fakat sanatın iyileştiriciliğini de reddetmenin kimseye bir faydası olmayacağını düşünüyorum.

Aziz’in tüm olumsuzluklara rağmen inancını koruması filmin en politik söylemi.

Sanatın İşlevi ve İnanç Meselesi

Sanatın ve bilimin ışığında kurulmuş bir aile birliği ve yıllarca verilen emekler otoritelerin asılsız ve keyfi eylemlerinin sonucunda neredeyse dağılma eşiğine geliyor. Aziz’in ailesiyle birlikte annesinin evine taşınması, doktora diplomasına ve akademik kariyerine rağmen taksicilik yapmak zorunda kalması ancak tüm olumsuzluklarla birlikte inancını koruması bence filmin ilk sahneden son ana kadar taşınan en politik söylemi.

Sarı Zarflar filminde, bir ailenin hayatındaki kırılma anını yansıtan sahne
Fotoğraf: Sarı Zarflar, Özgü Namal, Tansu Biçer.

Sarı Zarflar, bir manifesto ya da parti tüzüğü değil.

Temsil Krizi ve Politik Tonun Sınırları

Nihayetinde film bize zorlama bir yabancı üslupla çemberin dışından seslenmiyor; ancak tamamen “bizden” olanı yansıtma konusunda da kusursuz değil. Bu hususta Sarı Zarflar’ın tamamen mizansen yaratımı üzerine kurulduğunu düşününüyorum. Keza her bir karakter, olabildiğine karikatürize bir şekilde temsil ediliyor. Siyasi birliktelikler, esnaflık piyasası, tanıdıklık ilişkileri, camii buluşmaları, iktidara yakın yapılanmalar çoğu filmde gördüğümüz gibi Sarı Zarflar’da da ikonik bir hâle getiriliyor. Filmin politik olma arzusu bu aşamada klişe tuzağına düşse bile Çatak’ın kendi imzasını yaratan bir anlatıcı olması dikkat çekici. Ankara ve İstanbul temsilleri üzerinden şehirlere verilen karakter edinimi birer başrol niteliği taşıyor. Bu süreçte Ankara rolünü Berlin üstlenirken, İstanbul’u Hamburg temsil ediyor.

İzlenimime göre Çatak’ın karakterize etme tercihi ister istemez merak unsuruna dönüşüyor. Derya karakterine hayat veren Özgü Namal’ın “Bu film Türkiye’de sergilenemeyen ya da çekilemeyen bir performans değil.” sözü Sarı Zarflar’a yapılacak olan aşırı yorumlama felcinin bir nebze de olsa önüne geçer diye düşünmeden duramıyorum. Keza Türkiye topraklarında çekilemeyecek bir film olmadığı gibi Türkiye sınırları içerisinde izleyemeyeceğimiz bir film olmadığını da belirtelim. Ilımlı bir politik dile sahip olması, bazı kitlelerce tatlı su siyasetçiliği kavramını tartışmaya alabilir. Çünkü film her ne kadar politik söylemlerde bulunsa da agresif bir üslup taşımıyor. Düşmana sataşmadan, kendi etik yargılarıyla süreçten en az hasarla çıkma derdine düşüyor. Sarı Zarflar’ın sahip olduğu aşinalık film boyunca tekinsiz bir havaya bürünüyor. Her şeyin bu denli tanınır olması ve bilinenin saklanamayanın yarattığı kaygı ritmik bir tedirginlik kuruyor.

Son kertede Sarı Zarflar, bir manifesto, parti tüzüğü ya da Mao’nun Küçük Kırmızı Kitap’ı değil. Politika kanlı bir şekilde yürütülmek zorunda da değil. Belki de filme bu açıdan kendi konjonktüründe sinematik kaygılarla bakmak gerek.

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir Cevap Yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin