, ,

Süt Çiftliği (2026) Üzerine İnceleme

Elif Eda'nın yönettiği Süt Çiftliği filminden bir sahne İrem ormanda bağırıyor.

Elif Eda‘nın yönettiği Süt Çiftliği filmini 45. İstanbul Film Festivali Yeni Bakışlar bölümünde izlerken, yalnızca izleyen değil, o dünyanın içinde dolaşan biri gibi hissettim.

Elif Eda’nın ilk uzun metrajında kurduğu sade ve kendinden emin anlatı, filmin bakışını en baştan netleştiriyor. Kamera İrem’in yüzünde durdukça, film onunla bakmayı öğretiyor.

İrem, ortaokul çağında bir dansçıdır. Anne ve babasını trafik kazasında kaybettikten sonra babaannesi Şahika’nın işlettiği süt çiftliğinde yaşamaya başlar. Zamanla çiftliğe ve gündelik işlere dahil oldukça, kendisi gibi yetim olan Halid’le tanışır. Aralarında sessiz ama güçlü bir bağ oluşur. Ancak gördükleri arttıkça çiftlikteki düzen onu rahatsız etmeye başlar. Bu farkındalık, hem kendi iç dünyasında hem de çevresinde bir kırılmayı başlatır.

Halid ve İrem Orman'da yatıyorlar Süt Çiftliği filminden bir sahne

İrem’in Bakışı ve Kırılma

Film boyunca dünya İrem’in gözlerinden kurulur. Onun gördüğüyle birlikte izler, hissettiğiyle birlikte hareket ederiz. Bu yakınlık, anlatıyı içten ve doğrudan bir akışa taşır.

İrem, duygularını bedeniyle yaşayan bir karakterken kaybının ardından dans edemez hale gelir. Çiftlikte yavrularından ayrılan ineklere tanıklık etmesi bu kırılmayı derinleştirir. Bu sahneler, onun kendi kaybıyla sürekli temas halinde kalmasını sağlar ve içsel bir dönüşüm başlatır.

Filmde İrem’in kaybı daha çok anne üzerinden kurulur. Annenin eşyaları ve bazı imgeler bu duyguyu taşırken, baba kaybı daha geri planda kalır. Bu tercih duyguyu güçlendirirken akıllarda bir soru işareti oluşturuyor.

İrem'in anneannesi Şahika'yı canlandıran Derya Alabora. Babaanne torun sohbeti süt çiftliğinde geçiyor.

Sessizlik Geri Çekiliş ve Düzen

İrem’in müdahaleleri sonuç vermez. Bu noktada geri çekilir ve sessizleşir. Kendini en çok doğada, düzenin dışında kalan alanda bulur.

Süt çiftliği bir mekan gibi görünse de, aynı zamanda duyguların bastırıldığı bir yapıdır. İrem’in varlığı bu dengeyi bozar ve görünmeyeni açığa çıkarır.

Şahika, kayıplarının ardından bu düzeni bir tutunma biçimi olarak kurmuştur. Mesafeli ve kontrollü bir hayatın içinde her şeyi denetim altında tutmaya çalışır. İrem’i de bu yapının içine dahil ederek acıyla baş etmenin yolunu burada arar.

Film, kaybı farklı karakterler üzerinden yan yana getirir. Her biri kendi boşluğu içinde yaşar. Yakın planlar ve kadrajda bırakılan boşluklar bu hissi belirginleştirir.

İrem ve Halid süt çiftliğinde ineklerin yanında olduğu çocukların eğlendiği bir sahne

Anlam, Dönüşüm ve Son

Süt, filmde bir üretim değil, anlam taşıyan bir özneye dönüşür. Güç ve kontrol ilişkisini görünür kılar. Bu düzen, açıklanarak değil gündelik hayatın içinden hissettirilerek kurulur.

Başta bir yas hikayesi gibi görünen anlatı, ilerledikçe katmanlarını açar. Unutma ve kabullenme arasındaki gerilimi görünür hale getirir.

İrem’in dans edememesi bu kapanmanın bedensel karşılığıdır. Buzağılarla kurduğu bağ onu yeniden harekete geçirir. Dans, artık başka bir yerden doğar.

Halid’in sığındığı mağara, İrem için de bir eşik haline gelir. Ancak burada kalmayı değil, yüzleşmeyi seçer.

Film, anlatısını büyük sözlerle değil, sadelik ve sessizlikle kurar. Bittiğinde ise geriye açıklanmış bir anlam değil, içten içe büyüyen bir huzursuzluk kalır. Görünenin altındaki gerçek, tüm yalınlığıyla zihne yerleşirken boğazda kalan o yutkunma, filmin sustuğu yerde seyirciyle kalmaya devam eder.

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir Cevap Yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin