,

The Odyssey (2026): Mitlerin Gölgesinde Bir Kahraman

The odyssey (2026) poster görseli

Christopher Nolan’ın son filmi The Odyssey (2026) için günlerdir henüz filmi izlemeden binlerce methiyeler dökülüyordu. Rotten Tomatoes’un %98 olumlu yorumuyla büyük bir pazarlama ağı yakalayan film hâliyle Türkiye ağı içinde de merak ve ilgiyle beklendi.

Özellikle beğenmeye koşullanmış bir kitlenin varlığını düşünmek ya da iddia etmek mümkün. “Nolan ne çekerse izlerim.” gibi yorumlar her ne kadar entelektüel ya da yazınsal bir değer taşımasa da Nolan’ın sinema dünyasındaki yeri tartışılmaz bir alanı kapsıyor. Ancak günümüz tüketim çılgınlığında aylardır beklediğimiz destansı The Odyssey (2026) filminin ne kadar hakkını vereceğiz ya da “savunacağız” açıkçası kendi adıma merak ediyorum. Acaba vizyona girişinin kaçıncı haftasında çoktan eskiyip popülerliğini yitirecek?  Ya da The Odyssey için sinema tarihinin en iyi filmi söylemleri gerçekten hakkaniyetli mi? Ele alınan hikâyenin Batı literatürünün en önemli eserlerinden biri oluşunu ve Homeros’un edebiyat derslerinde yarım yamalak işlenişini bir kenara bırakalım. Eğer akademik bir geçmişiniz yoksa şu an edebi bağlamda The Odyssey’i izlemeye layık olmayabilirsiniz.

Filmden önce literatür taraması yapıp binlerce makale okumanız gerek! Ancak sinemanın yedinci sanata arşınlandığı geçtiğimiz yüzyıl tam da bu noktada edebiyat ve sinemanın arasına dirsek teması biçimlendiriyordu. Saf sinema anlayışı, film kuramları sinemayı edebiyattan ya da tiyatrodan ayrıştırmaya çalışadursun iki sanatın da birbirine tamamen sırt dönmesi imkansızdır. Sinemayı aynı metriste değerlendirip, Homeros’un tüm eserlerini okuyup felsefeden edebiyata bütün disiplinleri hatmetmek hiç de fena olmazdı. Yine de The Odyssey’i ayetleri asla değiştirilemez dini bir kitap olarak görmek yerine sinematik izlek olduğunu hatırlamamız gerektiğini düşünüyorum.

Zendaya'nın canlandırdığı Athena karakteri ve Matt Damon'ın canlandırdığı Odysseus karakteri

Odysseia Neden Önemli ?

Homeros’un eserleri daha doğrusu destanları Antik Yunan medeniyeti hakkında önemli bilgiler içerir. Dönemin sosyokültürel dinamiklerinden inançlara kadar geniş bir kaynaktır. Kurgusal bir eser olmanın ötesinde tarihi birer veri olma özelliği de taşımaktadır. [1] Ancak Odysseia’nın önemi tanrılara meydan okuyan kahramanların yanı sıra Aristotelesçi anlatı yapısının dışına çıkmasıdır. Sıralı bir bütünlüğün aksine Odysseia doğrusallığı esneten ilk anlatı olarak kabul edilir. Eserin köklü tarihi ve edebiyat alanındaki ününe karşılık tapınılan bir nesne olarak görülmesi pek şaşırtıcı değildir. Üstelik bu kutsiyet atfedilen destanı filmleştirerek yeni bir uzama taşıyan Nolan, takdiri binlerce kez hak etmektedir. Keza günümüzde sinemanın geldiği noktayı ve tekniğin sağladığı imkanları defalarca kez anmaya, anlatmaya gerek yok. IMAX deneyimi vadeden filmin yalnızca hatırısayılır ülkelerde belli sinemalarda gösterildiğini biliyoruz. Filmin konusunu, çekim tekniğini, senaryosunu tartışmak tekrara düşmekten başka bir kazanım sağlamayacaktır. Açıkçası The Odyssey’de Nolan’ın bizlere hayrete düşürdüğü çığır açan bir yenilikten söz etmek zor. Fakat filmin ilk karesinden sonuna teknik açıdan başarılı bir sinema örneği izlediğimizi belirtmek isterim. Nolan’ın sinema denklemi, zamanı dilediği gibi kurgulayan anlatısı zaten hâlihazırda Homerosçu bir izleğe tüm filmografisi boyunca göz kırpıyordu. Yani The Odyssey üzerinden Nolan’ı övmek ya da yüceltmek eskimiş bir rutinden başka şeye yaramayacaktır.

Odisseas’ın Truva Savaşı’ndan sonra İthaka’ya dönme mücadelesine odaklanan film tanıdık bir uyarlama olarak özetlenebilir. Telemakhos’un “erkek” olma çabası, annesi Penelope’yi yüceltmesi, Kralsız bir uygarlığın çökmeye mahkum oluşu, eşine sadık bir kadının yıllarca bekleyişi gibi örgüler filmin genel izleyici kitlesini yakaladığı önem detaylar olarak henüz ilk çeyrekte konumlandırılır. Odisseas’ın ne olursa olsun verdiği sözü tutup evine döneceği aşikârdır; ancak doğa yasaları ve kızgın tanrılar verilen sözü bozmaya yönelmektedir. Doğaya hükmeden erkek Odisseas’ın eril gücüyle birlikte artık tanrılara da isyan edip başkaldırmaktadır. Özellikle tüm hayatı savaşmak üzere kurulan bu güçlü erkekler er geç düşmanlığın ve yıkımın anlamsızlığına kavuşur. Odisseas’ın barış yanlısı bir karakter olarak düşünmeden önce bencil, kibirli ve görece kendisine hayran bir karakter olduğunu düşünmenin kimseye zararı olmayacaktır. Yine de savaş kuralları ve Zeus’un vahiyleri yönetilen bir uygarlığın yurttaşı olarak Odisseas’u onurlandırmak gerek. Calypso’nun merhametli ev sahipliğine, büyücü Kirke’nin tuzaklarına ve Sirenler’in arzu dolu davetlerine direnen tek eşli bir Odisseas var karşımızda. Hafızasını yitirse de etik değerlerini unutmayan, Penelope’ye dönmek için uğraşan, İthaka’ya yeniden refah getirmek için direnen halk kahramanı yüce Odisseas’un hakkını vermek gerek.

Mat damon The odyssey filminden tepeden savaş meydanına bakıyor

Gelelim Arsitotelesçi anlatıma. Bilindiği üzere giriş, gelişme, sonuç üçlülüğüne dayanan dramatik anlatı yapısı bir olayı hikâyeleştirmenin en başat adımlarındandır. Neden sonuç ilişkisinin kat ettiği yol kahramanın gelişimiyle kesişir. Nolan’ın filmlerinde bu yapıyı ne denli alaşağı etmeyi sevdiğini biliyoruz. Bu nedenle The Odyssey (2026) geriye dönüş sahnelerinde hikâyeyi yeni katmanlara taşıması bakımından stratejik ilerliyor. Filmin zamanı kırması ve olayları kendine özgü sıralaması takip edilebilirliğine zarar vermiyor. Üstelik öve öve bitiremediğimiz Nolan sineması asıl bu noktada devreye giriyor. Hikaye akışı ve kurgusal bağlam ustalık eseri olarak ilerliyor. The Odyssey (2026), teknik imkânlarıyla sadece mekanik bir his yaratmaya odaklanabilirdi; ancak destansı kodlarıyla eskiden tanıdığımız bildiğimiz güvenli bir alan inşa ediyor. 

[1] Homeros’un Destanları Tarihi Ne Kadar Yansıtıyor?

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir Cevap Yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin