Talents Sarajevo, bu yıl Güneydoğu Avrupa ve Güney Kafkasya’dan yapılan 632 başvuru arasından seçilen 50 genç sinemacıyı, 32. Saraybosna Film Festivali kapsamında bir araya getirdi. Türkiye’den Acting Studio programına seçilen oyuncu ve yazar Yağmur Ruken Kahraman da farklı ülkelerden dokuz oyuncunun yer aldığı bu çalışma grubunun katılımcılarından biri oldu.
Festival etkinlikleri arasında karşılaştığımız Kahraman ile Saraybosna sokaklarında yürürken gerçekleştirdiğimiz söyleşide; Acting Studio deneyimini, programa başvuru sürecini, oyunculuk alanında uluslararası bağlantılar kurma arzusunu ve devam eden projelerini konuştuk. Kahraman ayrıca sosyoloji tezinden doğan, Kayseri’deki bir Alevi köyünde gerçekleştirilen yas ritüeline odaklanan belgesel projesini anlattı.
Bu söyleşi festival programı sırasında yürüyüş hâlinde gerçekleştirilmiş, konuşmanın doğallığı korunarak uzunluk ve anlaşılırlık açısından düzenlenmiştir.
İngilizce versiyonu için tıklayın. EN

Saraybosna Film Festivali sizin için nasıl geçiyor?
Her şeyden önce oldukça yoğun geçiyor. Keyifli olduğu kadar yorucu da. Tanıştığım insanlar, katıldığım etkinlikler ve şehrin genel atmosferi çok güzel. Saraybosna’ya ilk kez geliyorum.
Programın şehrin farklı noktalarına yayılması nedeniyle ilk günlerde biraz zorlandım. Sürekli bir yerden başka bir yere yetişmeye çalışıyorduk. Şehri öğrendikçe daha rahat hareket etmeye başladım. Şimdi önümüzdeki günlerin tadını daha fazla çıkarabileceğimi düşünüyorum.
Acting Studio programında sizi en çok ne heyecanlandırıyor?
Acting Studio kapsamındaki masterclass’lara başladık. Farklı ülkelerden gelen oyunculardan oluşan küçük bir grubuz. Birbirimizle oyunculuk deneyimlerimizi paylaşmak, farklı çalışma biçimlerini görmek ve ortaklaşmak beni heyecanlandırıyor.
Bunun yanında açık hava gösterimleri, izleyeceğim diğer filmler ve festival boyunca gerçekleşecek bütün karşılaşmalar da bu deneyimin önemli parçaları.

Festivalde şu ana kadar sizi en çok etkileyen film veya etkinlik hangisi oldu?
Şu ana kadar Fatherland ve Ashes filmlerini izledim. Özellikle festivalin ilk akşamında Fatherland’i açık havada izlemek çok etkileyiciydi. Mekânın atmosferiyle filmin sinematografisi birleşince ortaya büyülü bir deneyim çıktı.
Şimdilik öne çıkarabileceğim an bu; fakat önümüzdeki günlerin beni daha fazla şaşırtmasını bekliyorum.
“Başvuruda genel ifadeler kullanmak yerine, oyunculukla kurduğunuz ilişkiye dair kişisel ve güçlü bir şey anlatmak önemli.”

Talents Sarajevo’ya başvuru süreciniz nasıl gerçekleşti? Türkiye’den başvurmak isteyen oyunculara ne önerirsiniz?
Daha önce programa başvuran arkadaşlarımla ve bu konuda deneyimi bulunan insanlarla konuştum. Acting Studio başvurusunda kişisel hikâyemle oyunculuk arasında nasıl bir ilişki kurduğumu anlatmanın güçlü olabileceğini söylediler.
Başvuruda motivasyon mektubu, öz geçmiş ve daha önce yer aldığınız çalışmalara ilişkin klasik materyaller isteniyor. Bunların yanında kendinizi iyi ifade etmeniz ve oyunculukla kurduğunuz ilişkiye dair kişisel, değerli bir şey anlatmanız önemli.
Başvuracaklara, genelgeçer bir metin hazırlamak yerine başvuruya zaman ayırmayı ve neden burada olmak istediklerini gerçekten düşünmeyi önerebilirim.
“Şu anda kendi filmimi yapıp bir festivale götürme imkânım olmasa da Talents Sarajevo’ya başvurmanın uluslararası karşılaşmalar ve tanışıklıklar kurmak için iyi bir başlangıç olacağını düşündüm.”
Programa başvururken temel motivasyonunuz ve beklentiniz neydi?
Temel motivasyonum, oyunculuk alanında uluslararası karşılaşmalar ve bağlantılar kurabilmekti. İstanbul’da tiyatro ve sinema alanında elimizden geldiğince üretmeye devam ediyoruz. Bu çok keyifli ama aynı zamanda zor bir süreç. Ben de yaptığım işi başka ülkelere ve uluslararası alanlara nasıl açabileceğimi düşünüyordum.
Şu anda kendi filmimi yapıp bir festivale götürme imkânım olmasa da Talents Sarajevo’ya başvurmanın uluslararası karşılaşmalar ve tanışıklıklar kurmak için iyi bir başlangıç olacağını düşündüm. Başka ülkelerde insanların nasıl ürettiklerini görmek, onlarla tanışmak ve geleceğe dönük bağlantılar kurmak istedim.
Festivale yalnızca bir seyirci olarak gelmek yerine, size özel hazırlanmış bir programın parçası olmak çok daha farklı ve verimli bir deneyim sağlıyor.

Yakın dönemde yer aldığınız ve üzerinde çalıştığınız projelerden söz eder misiniz?
Aşk ve Diğerleri adlı kısa filmimiz Clermont-Ferrand’da dünya prömiyerini yaptı ve İstanbul Film Festivali’nde gösterildi. Festival yolculuğu devam ediyor; ben de bundan sonra nereye gideceğini heyecanla takip ediyorum.
Ardından birkaç kısa filmde daha yer aldım. Onların post prodüksiyon süreçleri devam ediyor. Saraybosna’dan döndüğümde bir uzun metraj filmde küçük bir rolüm olacak; bunun için de heyecanlıyım.
Tiyatroda ise Taksim’e Kadar adlı oyunumuz devam ediyor. Oyunun hem yazarlarından hem de oyuncularından biriyim. Bunların yanında geliştirmekte olduğum bir belgesel projesi var.
“Projenin merkezinde biraz da yas duygusu, köydeki tören ve benim o köyle kurduğum ilişki var.”
Sosyoloji tezinizden doğan belgesel projenizi biraz anlatır mısınız?
Sosyoloji mezunuyum ve bu proje başlangıçta bitirme tezimdi. Annemin Kayseri’deki köyünde yılda bir kez gerçekleştirilen bir Alevi yas ritüeli var. “Mezar töreni” olarak adlandırılan bu ritüelde çektiğim fotoğraflar üzerinden yasın temsiline odaklanan bir tez hazırlamıştım.
Daha sonra bu çalışmayı bir belgesel projesi olarak geliştirmeye başladım. Çeşitli atölyelere katılma ve süpervizörlük desteği alma şansım oldu. Bu yıl temmuz ayında yeniden köye giderek görüntüler çektim. Şimdi projenin dosyasını hazırlamayı ve sonraki süreci nasıl yürüteceğimi öğreniyorum.
Belgesel yalnızca köydeki töreni anlatmıyor. Çocukluğumdan beri gittiğim bu yerle kurduğum ilişkiyi, Alevi köyündeki mistik anlatıları, insanların kayıpla kurdukları bağı ve benim kendi yas duygumu da kapsıyor. Projenin merkezinde biraz da bu kişisel ilişki bulunuyor.


Bir Cevap Yazın