,

Ada Kasabası Oyuncuları ile Söyleşi: Aynı Ufka Bakan Üç Genç

Ada Kasabası oyuncuları Berfin Taş, İbrahim Çavdar ve Yağmur Ceren Bulman ile gerçekleştirilen söyleşinin kapak görseli.

Ada Kasabası oyuncuları; Berfin Taş, İbrahim Çavdar ve Yağmur Ceren Bulman ile oyunun yaratım sürecini, karakterlerin dünyasını ve her temsilde yeniden kurdukları bu küçük evreni konuştuk.

Tiyatro Kontra‘nın ilk oyunu Ada Kasabası, küçük bir kasabada sıkışıp kalan üç gencin hikâyesi üzerinden dostluğu, aidiyet duygusunu ve umudu tartışıyor.

Pete, Kate ve Sam aynı yerde büyüyor, aynı ufka bakıyor ve aynı sıkışmışlığı yaşıyorlar. Ancak geleceğe bakışları, korkuları ve hayalleri zamanla birbirinden farklı yönlere savruluyor.

Fatih Tuncay: Bir oyunu sahneye taşımaya karar vermek çoğu zaman sezgisel bir süreç. Ada Kasabası ile ilk karşılaştığınızda sizi bu hikâyeye bağlayan şey neydi?

İbrahim Çavdar: Benim için her şey karakterleri görmeye başlamamla oldu.

Metni ilk okuduğum anda Pete’i, Kate’i ve Sam’i zihnimde canlandırabiliyordum. Sanki onları uzun zamandır tanıyormuşum gibi hissettim.

Bu yüzden oyunu okur okumaz Berfin’e ve Ceren’e gönderdim. Günlerce “Bunu mutlaka okumalısınız.” dediğimi hatırlıyorum.

Çünkü bunun bizim hikâyemiz olabileceğine gerçekten inanıyordum.

Berfin Taş: Beni en çok etkileyen şey karakterlerin birbirleriyle kurduğu ilişkiydi.

Üçü de eksikleri, kırgınlıkları ve korkularıyla var oluyor ama buna rağmen birbirlerinden vazgeçmiyorlar.

Sanırım oyunun merkezindeki o dostluk hissi beni ilk okumada içine çeken şey oldu.

Bir noktadan sonra artık yalnızca metni okumuyorduk; bu insanların dünyasında yaşamaya başlamıştık.

Yağmur Ceren Bulman: Benim için en güçlü taraf karakterlerin kusursuz olmamasıydı.

Hepsi hata yapıyor, yanlış kararlar veriyor, bazen birbirlerini kırıyorlar, ama bütün bunlara rağmen birbirlerine tutunmaya devam ediyorlar.

Bence oyunu bu kadar gerçek yapan şey de bu.

Çünkü hayatta da çoğu zaman bizi ayakta tutan şey mükemmel ilişkiler değil, kusurlarıyla birlikte sürdürmeye çalıştığımız bağlar oluyor.

Berfin Taş, İbrahim Çavdar ve Yağmur Ceren Bulman Ada Kasabası oyununda.

Fatih Tuncay: Sahnedeki ilişkinin en dikkat çekici taraflarından biri doğallığı. Pete, Kate ve Sam’in yalnızca arkadaş olduklarına değil, gerçekten ortak bir geçmiş paylaştıklarına inanıyoruz. El şakaları, gündelik temaslar ve birbirlerinin alanına rahatça girebilmeleri, uzun yıllardır birbirini tanıyan üç arkadaş hissi yaratıyor. Bu samimiyeti prova sürecinde nasıl inşa ettiniz? Gerçek hayatta arkadaş olmanız bu süreci ne kadar etkiledi? Kendi ilişkiniz ile karakterlerin ilişkisi arasında nasıl bir çizgi çektiniz?

Berfin Taş: Arkadaş olmamız elbette büyük bir avantajdı.

Birbirimizin ritmini, reflekslerini ve çalışma biçimini zaten biliyorduk. Ama hiçbir zaman bunun yeterli olduğunu düşünmedik. Çünkü Pete, Kate ve Sam’in ilişkisi bizim arkadaşlığımızla birebir aynı değildi. Onların ortak geçmişini, çocukluklarını, kırgınlıklarını ve birbirlerine neden bu kadar bağlı olduklarını uzun uzun konuştuk. Bir süre sonra bizim arkadaşlığımızdan farklı, tamamen karakterlere ait yeni bir ilişki oluşmaya başladı.

İbrahim Çavdar: Bence en büyük avantajımız birbirimize güveniyor olmamızdı.

Provalarda rahatça hata yapabiliyorduk. Bir şeyi deneyip olmadığını görebiliyorduk.

Kimse yanlış yapmaktan korkmuyordu.

Bu da doğal olarak sahneye yansıdı.

Çünkü arkadaşlık dediğimiz şey biraz da birlikte rahat olabilmekten geçiyor.

Pete, Kate ve Sam’in ilişkisini kurarken de en çok bu güven hissine yaslandık.

Yağmur Ceren Bulman: Bir süre sonra karakterlerin kendi ritmi oluşmaya başladı.

Normal hayatta yapmayacağımız bazı şeyleri prova öncesinde karakter olarak yapıyor, onların dünyasına girmeye çalışıyorduk.

Bu küçük ritüeller zamanla bizi oyunculuktan karakterlerin hayatına taşıyan araçlara dönüştü.

Sahneye çıktığımızda artık üç oyuncu gibi değil, gerçekten aynı kasabada büyümüş üç arkadaş gibi hissediyorduk.

Çünkü okuldan gelen refleksim şuydu: “Yönetmen ne istiyorsa onu yaparım.”

Ama Efe bunun tam tersini soruyordu : “Bana sen ne getiriyorsun?“

-İbrahim Çavdar

Tiyatro Contra'nın Ada Kasabası oyunundan Pete, Kate ve Sam'in yer aldığı bir sahne.

Fatih Tuncay: Oyunu izlerken dikkat çeken şeylerden biri de oyuncuların sahne üzerinde gerçekten keşif yapıyormuş hissi vermesi. Efe Uzuner ile yürüttüğünüz prova süreci nasıldı?

Berfin Taş: Efe’nin en önemli özelliklerinden biri oyuncuya alan açması.

Elbette kafasında kurduğu bir dünya vardı ama önce oyuncunun ne getireceğini görmek istiyordu.

Provaların ilk döneminde uzun süre bizim önerilerimizi dinledi ve izledi.

Sonrasında Efe bize bir çerçeve çizdi ve onun belirlediği sınırlar içinde hareket etmeye ve yaratmaya devam ettik.

Hiçbir zaman tek yönlü bir süreç yaşamadık.

Gerçekten ortak bir üretim alanı oluştu.

İbrahim Çavdar: Başlangıçta buna alışmakta zorlandığımı hatırlıyorum.

Çünkü okuldan gelen refleksim şuydu:

“Yönetmen ne istiyorsa onu yaparım.”

Ama Efe bunun tam tersini soruyordu.

“Bana sen ne getiriyorsun?”

İlk başta zorlayıcıydı ama zamanla bunun ne kadar büyük bir özgürlük olduğunu fark ettim.

Bugün sahnede daha rahat hareket edebiliyorsam bunun önemli sebeplerinden biri bu prova süreci.

Yağmur Ceren Bulman: Bence prova sürecinin merkezinde güven vardı.

Bir fikir söylediğinizde gerçekten dinlendiğinizi hissediyordunuz.

Katılınmayan noktalarda bile neden katılınmadığı konuşuluyordu.

Bu da hepimizi daha cesur hâle getirdi.

Oyuncu olarak katkı sunabildiğinizi hissettiğinizde, oyuna kurduğunuz bağ da doğal olarak değişiyor.

“Mesela benim yirminci oyunda falan fark ettiğim bir replik olmuştu.

Uzun süredir oynadığınız bir sahnede bile bir anda “Aslında bu bunu söylüyormuş.” diyebiliyorsunuz.”

-Berfin Taş

İbrahim Çavdar ve Yağmur Ceren Bulman Ada Kasabası oyununda sohbet ediyorlar.

Fatih Tuncay: Sahnedeki birçok an sanki o an doğmuş gibi hissettiriyordu. Bu alan baştan belirlenmiş bir rejinin sonucu muydu yoksa oyunculara bırakılmış daha özgür bir alan mı vardı? Aynı karakteri tekrar tekrar oynamak zamanla yeni keşifler de getiriyor mu? Yoksa bir noktadan sonra karakter sabitleniyor mu?

İbrahim Çavdar: Bence bunun en güzel tarafı tam da bu.

Bir buçuk yılın ve otuz dört temsilin sonunda bile oyunda daha önce hiç yaşanmamış şeyler olabiliyor.

Bazen prova sürecinde bile ortaya çıkmamış bir şey ilk kez sahnede ortaya çıkıyor.

Bu da biraz Efe ile çalışmanın getirdiği bir şey sanırım.

Berfin Taş: Mesela benim yirminci oyunda falan fark ettiğim bir replik olmuştu.

Uzun süredir oynadığınız bir sahnede bile bir anda “Aslında bu bunu söylüyormuş.” diyebiliyorsunuz.

Bir süre sonra yeni katmanlar açılmaya devam ediyor.

Yağmur Ceren Bulman: Uzun süre deadlinesız çalışmamız ve birbirimizin bulduğu şeyleri oyuna katabilmemiz bu süreci besleyen şeylerden biriydi.

Bu yüzden aynı metni oynuyor olsak bile hiçbir temsil tamamen aynı olmuyor.

Sanırım hâlâ yeni şeyler keşfedebilmemizin sebeplerinden biri de bu.

“Kate kırgınlığını öfke ile maskeleyen biri.”

-Berfin Taş

Kate, Sam ve Pete'e hesap soruyor. Ada Kasabası oyunun sahnelenme görselleri.

Fatih Tuncay: Kate ilk bakışta en sert ve en öfkeli karakter gibi görünüyor. Ama oyun ilerledikçe bu öfkenin altında başka duygular olduğunu da fark ediyoruz. Karakteri çalışırken seni ilk yakalayan taraf ne oldu?

Berfin Taş: Benim için en zor taraflardan biri Kate’in reflekslerini anlamaktı.

Çünkü bizim ilk tepkilerimiz aynı değil.

Ben kırıldığımda bunu daha görünür yaşayan biriyim.

Kate ise kırgınlığını öfke ile maskeleyen biri.

Onun dünyasında biraz daha “Beni nasıl kırarsın?” duygusu var.

Eğer bir şeyin kendi hakkı olduğuna inanıyorsa onu sökerek almaya çalışıyor.

Ben mekanizmayı dışarıdan anlayabiliyordum ama içeriden çalıştırabilmem biraz zaman aldı.

Önce o öfkeyi bulmam, sonra da kırgınlığı seyirciye yavaş yavaş gösterebilmem gerekiyordu.

Çünkü yolculuğun kendisi biraz burada oluşuyordu.

Öte yandan Kate’in cesaretine ve bir şeye bütün gücüyle inanabilme kapasitesine kendimi yakın hissettim.

Sanırım karakterle kurduğum bağın önemli bir kısmı da buradan geldi.

“Bir şeyi istemek, ona ulaşmaktan bazen daha heyecan verici geliyor.”

-İbrahim Çavdar

Ada Kabası oyuncuları kavga ediyor gerilimli sahne, Pete, Kate, Sam

Fatih Tuncay: Pete her şeye rağmen hayal kurmaya devam ediyor. Ancak sanki onun için asıl heyecan, hayalin gerçekleşmesinden çok onu kurma anında saklı. Hayalini kurduğu şeylere ulaştığında ise yeni bir ihtimalin peşine düşüyor. Bu yönüyle oyunun en umutlu karakteri gibi görünse de aynı zamanda en kırılgan karakterlerinden biri. Sen Pete’i hangi duygudan yola çıkarak inşa ettin?

İbrahim Çavdar: Ben Pete’i tek bir duygu üzerinden kurmadım.

Çünkü oyunda üç karakterin yaşadığı her şey birbirine temas ediyor.

Kate’in yaşadığı şey Pete’i etkiliyor, Sam’in yaşadığı şey Pete’i etkiliyor.

Bir noktadan sonra sadece Pete’in derdine değil, diğer iki karakterin taşıdığı yükleri de hissetmeye başlıyorsunuz, ama karaktere en çok bağlandığım taraf umut oldu.

Pete sürekli yeni bir ihtimale inanıyor.

Yeni bir hayale, yeni bir başlangıca, yeni bir çıkış yoluna…

Bir şeyi istemek, ona ulaşmaktan bazen daha heyecan verici geliyor ona.

Bir hayalin peşinden koşmayı seviyor. Belki de bu yüzden bir hayali gerçekleştiğinde çok kısa süre içinde yeni bir hayalin peşine düşüyor.

Sanırım beni Pete’e yaklaştıran şey de buydu.

Çünkü ben de zor zamanlarda insanı ayakta tutan şeyin çoğu zaman umut olduğuna inanıyorum.

Bir noktada “Bir şeyler olur, bir yolu bulunur.” diyebilmek bana iyi geliyor.

Pete’in dünyasında da beni en çok etkileyen şey buydu.

Fatih Tuncay: Sam çoğu zaman kendi hayatı ile başkalarına karşı hissettiği sorumluluk arasında sıkışıyor. Karakterin bu tarafı sana nasıl göründü?

Yağmur Ceren Bulman: Bence Sam’in merkezinde güçlü bir sorumluluk duygusu var.

Kendi hayatını yaşamak istiyor ama geride bırakacağı insanları da düşünüyor.

Bu yüzden sürekli iki farklı yön arasında kalıyor.

Bir tarafta kendi geleceği, diğer tarafta ise ait hissettiği insanlar var.

Kate’in sürekli gitmekten ve buradan kurtulmaktan bahsetmesi de Sam için tam olarak bu yüzden zor.

Çünkü bir yandan bunu duymaya ihtiyaç duyuyor, bir yandan da bundan korkuyor.

Sanırım beni Sam’e en çok yaklaştıran şey de buydu.

Bütün yüklerine rağmen insanlara ve kurduğu bağlara tutunmaya devam ediyor.

Fatih Tuncay: Uzun bir prova ve temsil sürecinin ardından karakterlerinizle aranızda nasıl bir ilişki kurduğunuzu merak ediyorum. Onlara en çok nerede yaklaşıyor, nerede uzaklaşıyorsunuz?

Berfin Taş: Kate ile en büyük farkımız ilk reflekslerimiz sanırım.

Ben hissettiğim şeyi daha görünür yaşayan biriyim.

Kate ise çoğu zaman duygularını başka bir şeyin arkasına saklıyor.

Ama bir şeye gerçekten inandığında sonuna kadar arkasında durması bana çok tanıdık geliyor.

İbrahim Çavdar: Pete ile en büyük ortak noktamız umut oldu.

Bir şeylerin değişebileceğine inanmak ve zor zamanlarda buna tutunmak bana da iyi geliyor.

Ama Pete’in sahip olduğu o sınırsız ihtimal duygusu galiba biraz yaşla birlikte azalıyor. Ben artık hayata biraz daha farklı bir yerden bakıyorum.

Yağmur Ceren Bulman: Sam’in başkalarını kendisinin önüne koyma hâli bana tanıdık geliyor.

Ama onun yaptığı fedakârlıkların boyutu çok daha büyük.

Bu yüzden bazı yerlerde karaktere yaklaşırken bazı yerlerde ondan uzaklaşmam gerekti.

Sanırım oyunculuk açısından en heyecanlı taraf da buydu.

“Bizim için önemli olan yalnızca o anı oynamak değil, neden hatırlandığını da anlamaktı.”

— İbrahim Çavdar

Berfin Taş'ın canlandırdığı Kate karakterinin hafızasını sembolize eden görsel

Fatih Tuncay: Oyunu izlerken dikkatimi çeken noktalardan biri, hikâyenin büyük ölçüde Kate’in hafızasında yeniden kuruluyor olmasıydı. Bu bakış açısı oyunculuk tercihlerinizi etkiledi mi?

Berfin Taş: Provaların ilerleyen dönemlerinde fark ettiğimiz şeylerden biri buydu.

Pete ile Sam’in yalnız kaldığı sahneler neredeyse yoktu. Kate her zaman hikâyenin içindeydi.

Bu da bizi şu soruya götürdü:

“Neden tam da bu anılar?”

Kate neden bugünleri hatırlıyor?

Neden başka bir günü değil de bunu anlatıyor?

Bu sorular karaktere yaklaşımımı oldukça değiştirdi.

İbrahim Çavdar: Biz de sahneleri biraz fotoğraf gibi düşünmeye başladık.

Kate’in hafızasında kalan anlar…

Bizim için önemli olan yalnızca o anı oynamak değil, neden hatırlandığını da anlamaktı.

Bu düşünce biçimi oyunculuğu daha katmanlı hâle getirdi.

Yağmur Ceren Bulman: Oyunculuk açısından çok büyük değişiklikler yaratmadı belki ama karakterlerin geçmişini anlamamızda çok önemli bir rol oynadı.

Bir anının neden hafızada kaldığını araştırmak, karakterlerin birbirleriyle olan ilişkisini daha derin görmemizi sağladı.

“Orası onlar için kurulmuş bir yer değildi. Bir anlamda kendilerinin kurduğu bir yerdi.”

— Yağmur Ceren Bulman

Fatih Tuncay: Ada Kasabası’nda mekan yalnızca olayların geçtiği bir arka plan gibi hissettirmiyor. Özellikle park ve lastikler zamanla Pete, Kate ve Sam’in kendilerine ait küçük dünyalarını kurdukları bir alana dönüşüyor. Metin mekan tasarımı konusunda ne kadar belirli bir çerçeve sunuyordu? Bu dünyayı yaratırken nasıl bir çıkış noktası belirlediniz? Mekânı karakterlerin ruh dünyasını görünür kılan bir alan olarak mı düşündünüz?

Berfin Taş: Metin bize gerçekten büyük bir özgürlük alanı bırakıyordu.

Parkın nasıl görüneceği, karakterlerin burada nasıl bir dünya kuracağı büyük ölçüde bizim elimizdeydi.

Biz de dekorun yalnızca bir fon gibi durmasını değil, karakterler gibi yaşanmış hissettirmesini istedik.

İbrahim Çavdar: Özellikle lastikler bizim için önemliydi.

Çünkü bu çocukların kendilerine ait küçük dünyalarını buldukları atık malzemelerle kurduklarını düşünüyorduk.

Bir kasabada çocukların bulup dönüştürebileceği şeylerdi bunlar.

Bu yüzden dekorun estetik görünmesinden çok karakterlerin dünyasına ait hissettirmesi önemliydi.

Yağmur Ceren Bulman: Sanırım karakterlerin oraya bu kadar ait hissetmesinin sebeplerinden biri de buydu.

Çünkü orası onlar için kurulmuş bir yer değildi.

Bir anlamda kendilerinin kurduğu bir yerdi.

Belki de bu yüzden yabancı biri geldiğinde ilk his “Burada ne işin var?” oluyor.

İbrahim Çavdar: Bir de mekanın sabit olmaması bizim çok işimize yaradı.

Temsiller ilerledikçe su dökülüyor, lastikler yamuluyor, nesnelerin kullanım biçimleri değişiyor.

Dekor da oyunla birlikte yaşamaya ve dönüşmeye başlıyor.

Bu da her temsilin biraz farklı bir deneyime dönüşmesini sağlıyor.

Ada kasabası oyuncuları Sam ve kate yer aldığı dramatik bir sahne lastik park

Fatih Tuncay: Oyunu izlerken aklımda kalan sorulardan biri buydu aslında. Pete, Kate ve Sam aynı sıkışmışlığı yaşasalar da geleceğe bakışları birbirinden oldukça farklı. Sizce bu üçlü arasında geleceğe en çok inanan ve inancını en çok kaybetmiş karakter kim?

Berfin Taş: Bence ikisin de cevabı aynı olacak. Benim cevabım Kate.

Çünkü Kate’in öfkesi aslında biraz da hayal kırıklığından geliyor.

Hâlâ gitmek istiyor, hâlâ başka bir hayatın mümkün olduğuna inanmak istiyor ama aynı zamanda bunun gerçekleşmeyebileceğini de hissediyor.

Sanırım bu yüzden en çok inanan da en çok yorulan da o.

İbrahim Çavdar: Ben de Kate diyeceğim.

Pete umutlu bir karakter ama onun umudu daha günlük ve daha anlık geliyor bana.

Kate ise gerçekten başka bir hayatın mümkün olduğuna inanıyor.

Belki de bu yüzden en büyük hayal kırıklığını yaşama ihtimali olan kişi de yine o.

İnsan en çok inandığı şey tarafından kırılıyor bazen.

Yağmur Ceren Bulman: Benim cevabım da Kate.

Çünkü oyunda en çok gitmek isteyen kişi o.

Bir yere ait olmadığını hissediyor ama aynı zamanda ait olabileceği bir yerin varlığına da inanıyor.

Bence onu ayakta tutan şey de tam olarak bu inanç.

Ama aynı zamanda en büyük yükü de bu taşıyor.

Çünkü umut ettikçe hayal kırıklığı ihtimali de büyüyor.

“Biz değişiyoruz, dolayısıyla karakterle kurduğumuz ilişki de değişiyor.”

— Berfin Taş

Fatih Tuncay: Oyunu çok farklı yaş gruplarından ve farklı hayat deneyimlerinden insanlar izledi. Kimileri kendi gençliğini hatırladı, kimileri öğrencilerini düşündü, kimileri ise çocuklarının başına gelen bir hikâyeyi izliyormuş gibi yaklaştı. Bu süreçte sizi en çok şaşırtan ya da etkileyen geri dönüşler neler oldu?

Berfin Taş:Bizim yaşlarımızdaki seyirciler oyunun ilk bölümündeki mizahı daha rahat sahiplenebiliyor.

Ama daha ileri yaş grupları aynı yerlere çoğu zaman çok farklı tepkiler veriyor.

Çünkü onlar karakterlerin yaşadıklarına ebeveyn gözüyle yaklaşıyorlar.

Çocukların başına gelen şeylere üzülüyorlar.

Bu yüzden zamanla salonda kimlerin olduğunu gördüğümüzde oyunun hangi anlarında nasıl reaksiyonlar alacağını tahmin etmeye başladık.

Yağmur Ceren Bulman: Öğretmenlerden gelen yorumlar da bizim için çok kıymetliydi.

Özellikle lise çağındaki öğrencilerle çalışan öğretmenlerden:

“Benim sınıfımda da tam olarak böyle ilişkiler var.”

gibi geri dönüşler aldık. Bir de çok duyduğumuz bir şey vardı:

“Oyundan çıktım ama günlerce aklımda dönmeye devam etti.”

“Biraz yürüdüm ve oyun içimde yaşamaya devam etti.”

Sanırım bunlar bizim en sevdiğimiz yorumlardan biri oldu.

İbrahim Çavdar: Benim için yazılı yorumlar ve incelemeler ayrıca çok kıymetli.

Çünkü oyun çıkışında insanlar çoğu zaman:

“Çok güzeldi.”

diyorlar.

Ama sonrasında yazılanlar neyin gerçekten karşılık bulduğunu daha iyi gösteriyor.

Bir yerde bir yorum okumak ya da birinin oyunun onda bıraktığı hissi uzun uzun anlatması, neden bu işi yaptığımızı da yeniden hatırlatıyor.

Ada kasabası oyuncuları ufka bakıyorlar. Umutlarına ve hayallerine bakıyorlar yatmışlar.

Fatih Tuncay: Bir tiyatro oyunu için belki de en önemli sorulardan biri bu. Salonların dolması, alkışlar ya da oyun sonrasında kurulan sohbetler… Sizin için hangi anda “Bu oyun gerçekten karşılık buluyor.” duygusu oluştu?

İbrahim Çavdar: Sanırım benim için en önemli şey anlatmak istediğimiz şeyin karşı tarafa geçmesi.

Eğer geçmiyorsa yaptığımız şeyin çok da anlamı kalmıyor.

İnsanların oyundan çıktıktan sonra da karakterleri ve hikâyeyi düşünmeye devam ettiğini görmek, doğru bir yere dokunduğumuzu hissettiriyor.

Berfin Taş: Benim için insanların oyunu kendi hayatlarıyla ilişkilendirmesi çok kıymetli.

Karakterlerde kendilerinden ya da çevrelerinden bir şeyler bulmaları, bizim anlatmaya çalıştığımız dünyanın karşılığını bulduğunu hissettiriyor.

Yağmur Ceren Bulman: Bence tiyatronun en güzel taraflarından biri de bu.

Oyun salondan çıktığınız anda bitmiyor.

İnsanların içinde yaşamaya devam ediyor.

Sanırım “karşılık bulduk” hissi de tam olarak burada ortaya çıkıyor.

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir yanıt yazın