Bu yıl ikincisi düzenlenen Ulusal Disiplinlerarası Sinema Sempozyumu, “Yerelden Küresele Film Çalışmaları” tematik başlığı altında akademiyi ve sinemayı Çalı’nın özgün atmosferinde bir araya getirdi. Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Sayın Prof. Dr. Aydan Özsoy ile gerçekleştirdiğimiz söyleşimizde sempozyumu, akademik bildiri değerlendirme süreçlerini, festivallerin kamusal imaj ile eleştirel düşünce arasındaki hassas dengesini ve dijital çağda sinema araştırmalarının geleceğini konuştuk.
Çalı Köy Filmleri Festivali kapsamında düzenlenen 2. Ulusal Disiplinlerarası Sinema Sempozyumu’nun değerli hocalarından birisiniz. Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Bu akademik etkinliğin düzenleme kurulu başkanı olarak emekleriniz yadsınamaz bir gerçek. Ülkemizde film festivali düzenlemek hem maddi hem de manevi olarak ne yazık ki çok zor. Ancak sizler gibi değerli hocalarımızın emekleri ve destekleriyle her türlü zorluğu aşabiliyoruz. Bize sempozyum hazırlık sürecinizden bahsedebilir misiniz?
Ben sempozyuma ve festivalimize gösterdiğiniz ilgi için şahsım ve ekip arkadaşlarım adına teşekkür ederim. Sempozyum hazırlık süreci 2026 Nisan ayında dokuz kişiden oluşan genç ve dinamik ekibin bir araya gelmesi ile başladı. Benim koordinasyonumda sevgili Ali Gençoğlu, Sezer Ağgez, Eda Dindar, Mert Arık, Onur Turgut, Berkay Ateş, Esra Güngör Kılıç bir araya gelerek sempozyum çalışmalarına başladık. Kısa bir süre sonra bize Nilüfer Belediyesi Kültür Sanat ve Sosyal İşler Müdürlüğü biriminden Çağdaş Olgu, Fatma Nur ve Seren Toptan katıldı. Nilüfer Belediyesi’ne, başkan nezdinde emeği geçen herkese ve Kültür Sanat ve Sosyal İşler Müdürü Nurgül Işık’a bize sağladıkları imkânlar için tekrar teşekkür etmek isterim.
Ekip olarak önceliğimiz geçen seneden farklı olarak: “Sempozyumu akademik olarak daha nitelikli hâle getirecek ne yapalım?” sorusu etrafında düşünsel bir tartışmaya açtık. Tartışmalar sonrası sempozyum için bu yıl ‘Yerelden Küresele Film Çalışmaları’ tematik başlığını belirledik. Bu başlık hem sempozyumun mekânsal olarak gerçekleştiği Bursa Çalı köyüne hem de Çalı Köy Filmleri Festivali’nin oluşumuna ön ayak olan ve bu köyde, köy halkının katılımıyla çekilen ‘Aysel Bataklı Damın Kızı’ (1934) filminin ruhuna uygundu.
Ardından bu temaya yönelik sempozyum konu başlıklarına karar verdik. Ayrıca bu yıl davetli konuşmacı olmasını da istedik. Türk Sineması ve kadın yönetmenlerimiz üzerine kitap, makale ve projeleri olan değerli hocamız Prof. Dr. Ruken Öztürk’e teklif götürdük. Sevgili hocamız bizi kırmadı ve ‘Türk Sinemasında Kadın Yönetmenler: Cahide ve Diğerleri’ başlıklı bir konuşma belirledi. Bizler de sempozyum sayfasından tema ve sempozyum konu başlıklarını, başvuru takvimini duyurduk ve süreci başlattık.

Günümüzde akademinin geldiği aşamayı çoğu zaman göz ardı ediyoruz. Bilim yuvası olan üniversiteler uzun zamandır gelenekçi yaklaşımların tahakkümü altında. İfade özgürlüğünün ihlali ile özgün düşünce ortamı daraltılabiliyor. Ancak akademik buluşmalar ve sempozyumlar bu noktada akademisyenlere ve araştırmacılara nefes alabilecekleri bir alan açıyor. Bu hususta kurul olarak bildiri özetlerini okurken nelere dikkat ediyorsunuz?
Düzenleme kurulu olarak bildiri özetlerini büyük titizlikle inceledik. Sistemimize ulaşan tüm bildiri özetlerini sempozyum başvuru koşullarına uygun olarak okuduk ve 156 bildiri özetini kör hakemlik süreçleriyle birlikte hakemlere gönderdik. Hakem sürecinden olumlu dönüş alan özetleri, hakemlerin revize önerileri doğrultusunda yazarlarına geri ilettik. Bildiri özetlerini okurken, çalışmaların sempozyum tema ve konu başlıklarına uygunluğuna, akademik dil kullanımına, anlaşılırlığına, çalışmanın araştırma sorusu çerçevesinde kavramsal ve kuramsal ilişkiselliğine ve yöntemsel yaklaşımının uygunluğuna dikkat ettik. Bu yıl en önemli vurgularımızdan biri olan disiplinlerarasılık sinemada yaşanan güncel gelişmelerin, özgün ve yaratıcı tartışmaların seçilmesinde önemli etkenler arasında yer aldı.
Film Çalışmaları ve Sinemanın Disiplinlerarası Boyutu özet olarak neye odaklanmaktadır? Sempozyumlar, film çalışmaları ya da sinema araştırmaları günümüzde nasıl bir bakış sunuyor?
Film çalışmaları ve sinemanın disipinlerarası boyutu bugün dünyada yaşanan küreselleşme, yöndeşme ve kültürlerarasılık süreçlerinin de bir yansıması olarak düşünülebilir. Sosyal bilimlerde ve sanatta yaşanan teknolojik gelişmeler de buna eklenince farklı alanların kesişmesi doğaldır. Farklı alanların iş birliği aynı zamanda hem sinemaya hem de onu var eden ve çalışan tüm aktörlere yaratıcı tartışma alanları açabilir.
Disiplinlerarasılık yönelimi, farklı disiplinlerden araştırmacıları bir araya getirerek, mevcut çalışmaları paylaşmakla kalmaz; yeni sorulara, yeni yaklaşım ve yöntemlere de zemin hazırlayacağı için önemlidir. Farklı akademik alanlarla sinemanın kesişmesi, buluşması ve birbirlerini beslemesi hepimize yeni düşünme, duygulanım ve yaratım imkânları sunabilir.
Sempozyumlar, sinema araştırmaları ve film çalışmaları sayesinde bugün sanat ve sosyal bilimlere bakışımız dönüşüyor, genişliyor. Özellikle de sinemanın ve filmlerin doğasında olan eleştirel düşünme gücümüz artabiliyor. Sinema ve film çalışmaları doğası gereği insan ve toplum odaklı bir bakışı gerektirir ve esnektir. Yanı sıra sinemanın teknolojik olan ile içe içe olması kesişim alanlarının zenginliğini de gösterir. Sinemanın bilim, sanat ve insan odaklı geniş şemsiyesi altında çalışmalar ilk yıllarda ağırlıklı olarak filmler üzerinden yapılmış olsa da sonraki yıllarda bu eğilimler değişmiştir. Bugün geçmişten farklı olarak seyirci ve mekân üzerine yapılan araştırmalar artarak ilerliyor. Yönetmen sineması çalışmaları çoğalıyor. Nihayetinde bu çalışmaların toplamında sinemanın ve filmlerin bakışımızı farklı alanlara, deneyimlere ve düşünme, duygulanma biçimlerine yönelttiği söylenebilir.

Sinemanın herkese eşit bir şekilde ulaşması için festivaller ve film gösterimleri hayati bir önem taşıyor. Ancak ülkemizde çoğu festival ulaşım, barınma, konaklama ve sinema bileti kapsamında yüksek meblağlara çıkabiliyor. Bu hususta sinemanın erişilebilirliğini ve festivallerin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sinemanın en birleştirici ve geliştirici alanı festivallerdir. Sevgili Onat Kutlar’a atıfla “Sinema bir şenliktir!” Festivaller de bu şenliğin en görünür olduğu, hayat bulduğu yerlerdir. Sinema alanında çalışan, yazar, yönetmen, oyuncu, kurgucu, film eleştirmeni ve daha pek çok kişinin yolu festivallerden geçmiştir hatta festivallerle biçimlenmiş ve başlamıştır. Sinema festivalleri okulların yanında sinema eğitiminin farklı pratiklerle gerçekleştiği önemli mecralardır.
Festivallerin erişilebilirliği son yıllarda artan festival sayısı, dijital olanaklar ve başta belediyeler, ilgili bakanlıklar olmak üzere farklı kurum ve kuruluşların artan destekleri ile oldukça arttı. Bugün pek çok kentte, kentin ilçelerinde pek çok tematik film festivaline rastlamak mümkün. Fakat bu hızlı artış, kontrolsüz ve amacından uzaklaşan, sinemayı salt bir tanıtım ve görünürlük boyutuna indirgeyen bir yönelime doğru kayışa da zemin hazırlamıştır. Bu çerçevede ulusal ya da uluslararası ölçekteki film festivallerinin nicelikten ziyade niteliğinin geliştirilmesinin gerektiğinin altını çizmek isterim. Ekonomik zorluklar nedeniyle yaşadığımız yerden başka bir kent veya ilçede gerçekleşen bir festivale gitmek çok zor, haklısınız. Bu yüzden herkes kendi yaşadığı yerdeki festivalleri takip etmek durumunda kalıyor. Ama festivallerin gönüllü çalışan seçenekleri ve öğrencilere uyguladıkları indirimli bilet ve askıda bilet uygulamalarını da unutmamak gerekir.
Film festivalleri, filmlerin izleyiciyle buluştuğu bir platform olmanın ötesinde, sinemanın eleştirel bir çerçevede tartışıldığı ve sinema tarihine katkı sağlandığı önemli mecralar olarak değerlendirilmelidir. Sinemanın farklı disiplinlerle ilişkilendirilmesine olanak tanıyan entelektüel bir zemin sunan film festivalleri, aynı zamanda sinema kültürünün gelişimi ve çeşitlenmesine de önemli katkılar sağlamaktadır. Bu yönüyle film festivalleri, sinema endüstrisinin yalnızca ticari boyutlarıyla değil, kültürel ve sanatsal işlevleriyle de güçlenmesine hizmet eden önemli bir araçtır. Film festivalleri, Sanat sinemasının kurumsallaşması, bağımsız ve alternatif filmlerin daha çok izleyiciyle buluşarak daha görünür olmasına imkân tanıması açısından da önemlidir. Son bir nokta film festivalleri sinema öğrencilerinin yetişmesi, deneyim kazanması açısından da önemli buluşma alanlarıdır.
Ne yazık ki çoğu festivalde akademisyenlerin katkıları sınırlı bir alana konuşlandırılıyor. Doç. Dr. Nergiz Karadaş Toktaş ile kaleme aldığınız Film Festivalleri ve İzleme Olanakları Bağlamında Sinema Akademisyenlerinin Deneyimleri (2025) adlı makalenizde ülke sinemasında tarihi bellek üzerine eleştirel bir bakış açımızın gelişmiş olmadığını dile getiriyorsunuz. Sizce hem sinemada hem de Sinema Ana Sanat Dalı kapsamında eleştirel bakış açımızı nasıl geliştirebiliriz?
Üniversitelerin İletişim ve Güzel Sanatlar Fakültelerinin sinema bölümlerinin son yıllarda festivallerde yer alması, film festivallerinin akademi bölümleri başlığı ile yapılarını genişletmesini önemli buluyorum. Ama akademinin festivallere yönelik katkılarının da sınırlı olduğunu söyleyebilirim. Festival yönetimlerinin yapısal ve ekonomik zorunlulukları, akademiye bakışları bu katkıyı sınırlı hâle getiriyor. Son tahlilde akademi tüm aktörleriyle festivallerin büyümesinde daha yaratıcı ve dinamik olmasında vazgeçemeyecekleri paydaşları arasında yer almaktadır.
Akademisyenlerin belirli görevler dışında festivallerde yer almıyor olmasını, üniversitelere yönelik yıllar içinde gelişen güven kaybı ve nitelik sorunlarıyla da ilişkili düşünerek yorumlamak gerekiyor. Ama son yıllarda sektör ile akademi arasındaki ilişkisellik de oldukça arttı. Yazar, yönetmen ve oyuncuların pek çoğu akademinin içinde de eğitimci olarak yer almakta. Sinema akademisyenlerinin de gittikçe artan oranda, yazar, yönetmen ve sanatçı kimlikleriyle var olmaya başladıklarını görüyoruz. Ben bu bağın artmasını önemsiyor ve gerekli olarak görüyorum. Festivallerin akademiye bakışının da daha eşitlikçi ve adaletli bir yönde dönüşeceğine inanıyorum.
Burada her iki tarafın niyeti ve samimi çabasının da gerekli olduğunu düşünüyorum. Sinema sanatı, sanatın da gereği olarak eleştirel düşünmeye olanak verir. Filmler, hikâyeleri içinde özellikle dramatik çatışma alanları ve kahramanlarının çatışma konumları yoluyla seyircisine sorgulama alanları açar. Tabi her film eleştirel bakmamıza, düşünmemize olanak tanımaz. Özellikle seyircisini eleştirel düşünmeye yönelten filmler, içerisinde hem hikâye düzleminde hem de sinematografik araçları yoluyla çatlaklar yaratan, alan açan filmler bunu başarabilir.
Yani izledikten sonra sizi rahatsız eden, sorular sorabildiğiniz ve bakış açınızla oynayan filmler eleştirel düşünmenize olanak sağlar. Bu türde filmler seyretmek, üzerine düşünmek ve okumak, konuşmak eleştirel düşünme becerinizi geliştirecektir. Filmler dışında sinema sanatının pek çok alanı ve aktörü de seyircisinin eleştirel düşünme sürecine katılır. Sinema salonları sosyal olarak başkalarıyla bir araya geldiğiniz ve konuştuğunuz, tartıştığınız alanlardır. Film festivalleri sinema seyircisinin filmlerle kurduğu düşünsel ve duygusal bağı güçlendiren mecralardır.

Çağımızın önemli problemlerinden biri emeğin görünür olmasından ziyade imaj üretimi üzerine kuruluyor. Festivaller, etkinlikler, galalar daha çok influencer dediğimiz içerik üreticilerini hedef alıyor. Sinema yazarları, akademisyenler çoğu zaman bu grubun dışında kalıyor. Festivallerin kültürel birer şenlik olmaktan sıyrılıp kamusal imaja dönüşmesi nasıl okunabilir?
Sinema festivalleri özünde bir şenliktir. Ama bugün endüstrileşen dünyada, sinema sanatının tüm bileşenleri ve aktörleriyle en etkili imaj üretilen alanlardan biri olduğunu unutmayalım. Hareketli görüntüye ve zamanın esnetilerek kullanılabilmesine olanak tanıyan filmler, sadece kahramanları, mekânları ve hikâyeleri yoluyla değil sinemanın kendine özgün bu dili, ontolojisi nedeniyle de imaj üretimine olanak vermekte.
Dijitalleşen medya ve sanat alanı sinemayı olduğu kadar film festivallerini de tematik yönelimleri ve içerikleri bağlamında imaj odaklı bir yapıya zorladı. Bu durum ne yazık ki postmodern dünyanın ekonomik, sosyal ve kültürel dönüşümleri ve ideolojileri ile yakından ilişkili. Yani hem dünyanın gidişatı hem de sinemanın yapısal özellikleri ve dili festivalleri de imaj üretimine yoğunlaştırdı. Burada vurgulanması gereken nokta; festival imajınızın niteliği, tutarlılığı ve sinemanın ontolojisi ile kurduğu ilişkideki dengesinde yatmakta.
Bunları sanatın ve sinemanın asıl varlık nedeni olan anlama, aktarma ve gösterme, düşünme, duygulanma ve paylaşma niyetinden uzaklaşmadan başarabilmek ve sürdürebilmek önemlidir diye düşünüyorum. Bir de gerçeğin giderek silikleştiği ve simülasyonların hakim olduğu bu dünyada ‘gerçek’ olanın arayışını bırakmamak gerekiyor. Film festivalleri bağlamında onları kuran imgelerinin çok yönlü ve değişken olduğunu unutmamak gerekiyor. İmajlar dünyası günümüzde küresel ölçekte, insan, mekân, teknoloji ve belleğin çok yönlü ilişkisi, karmaşası içinden kuruluyor.
Bu doğrultuda uzun vadede festivalleri neler bekliyor?
Ulusal ve uluslararası festivaller ile yerel ölçekteki festivallerin geleceği, kapsamları ve yapısal farklılıkları nedeniyle değişebilir. Ama genel olarak festivallerin uzun vadede yaşayabileceği en olası dönüşme, dijitalleşme ve yapay zekanın gelişimine bağlı olarak uyum sağlaması gereken teknik yenilikler olacaktır. Özellikle dijital festivallerin artacağını, yüz yüze festivallerin içinde dijital bölümlerin, yapay zekâ kategorilerinin çoğalacağını düşünüyorum. Festivallerin ekonomisi, örgütlenme, içerik ve yapısal unsurları da bu yönde dönüşecektir.

Son yıllarda birçok festival etkileşim sağlayabilecek isimleri ağırlamaya ağırlık veriyor. Festival katılımcılarının (akademisyen, yönetmen, yazar, influencer vb. ) görünür olma kaygısı içerik üretimi bağlamında film festivallerinin dinamiğini ve ilkelerini etkileyebilir mi?
Etkilemesi kaçınılmaz. Özellikle sosyal medyada görünür olmak son yıllarda festivaller açısından da çok önemli hâle geldi. Sosyal medya hızlı ve çabuk tüketimin, kirli ve yanlış bilginin çokça yer aldığı bir mecra. Hâliyle festivallerin bu mecralarda çok dikkatli olması gerekmekte. Festivalin özüne, temasına ve amacına zarar verebilecek pek çok içerik ne yazık ki görünür olma kaygısı nedeniyle ve bunu arzulayan kişiler yoluyla paylaşılabilir.
Kısacası popüler kültürün her mecrada tetiklediği bu kaygı, kontrol edilemediği ve dezenformasyona olanak sağladığı için de festivallerin ilkelerine zarar verebilir. Tüm festival ekibi aylarca program, konuklar, etkinlikler ve film seçkileri üzerine çalışırsınız ama festivale yönelik bir doğrulanmamış haber, paylaşım emeklerinizi heba edebilir. Festival yönetimlerine düşen en önemli sorumluluk da burada başlıyor. Festival sürecini bu çerçevede yönetmek, bir anlamda kriz yönetimi çok önemli.
Çalı Köy Filmleri Festivali 2. Ulusal Disiplinlerarası Sinema Sempozyumu’nda ağırlıklı olarak hangi kavramlar dikkat çekiyor?
Sempozyumumuzda özellikle disiplinlerarasılığa önem verdik. ‘Yerelden Küresele Film Çalışmaları’ tema başlığı altında sinemada yerel ve küresel olanın hem ayrı ayrı varlığı hem de bir aradalığı bizim için önemli oldu. Yanı sıra sinema ve ekoloji, sinema ve mimarlık alanlarının kesişimi ile özellikle dijital sinema ve film çalışmaları sempozyumda odaklandığımız alan ve kavramlar arasında yer aldı. Bu yıl video denemelere (video-essay) de eşlikçi metinleri ile yer vererek bu türün ve çalışmaların artmasına katkı sunduk.

Değerli Hocam, son olarak sizce sinema öğrenilen bir şey midir?
Sinema; filmler, mekânlar ve onu var eden tüm kişi ve kurumlarıyla hem öğrenilen hem de yaşamın kendisini tarif etmesi nedeniyle, deneyime dayalı olan bir alandır. Sanat, bilim ve endüstrinin kesişiminde yer alan bir alandır. Sinema öğrenimi bir yandan geleneksel ve/veya modern anlamdaki eğitim ve öğretim süreçlerini kapsarken diğer yandan varoluş ve yaşam koşullarınız ile yakından ilişki içindedir.
Yaşadığınız toplum, çevreniz ve meselelerinizle ilişkilidir. Sinemamızdan yönetmen Ahmet Uluçay ve filmi Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (2004) örneğini hatırlatmak isterim. Bu film sevgili Ahmet Uluçay’ın sinemaya duyduğu sevgi ve inancı aktarırken, kendi başına film yapabilmenin de mümkün olabileceğini bizlere gösterdi. Köyünden çıkmadan sinemayı öğrenmeyi ve en önemlisi yapabilmeyi, olanaksızlıklarına rağmen film çekebilmeyi başarabilmenin olanaklılığını gösterdi. Uluçay’ın edebiyat ile olan derin ilişkisi, görsel dünyaya ve filmlere yönelik tutkusu, sinemanın tüm bileşenlerini çoğunlukla kendi başına öğrenmesine yetti. Bir işe tutkuyla ve severek bağlı olmak öğrenmeyi doğallaştırdığı gibi kolaylaştırıyor da aslında.


Bir yanıt yazın