,

Bye Bye Garbage: Khodahafez Asghal (2025) Bahram Ark ile Söyleşi

Bahman ve Bahram Ark yönetmen portre fotoğraf.

Koker Uluslararası Film Festivali’nde Gümüş Kiraz ödülüne layık görülen Bye Bye Garbage (2025), yaşlılık, yalnızlık ve insan zihninin unutup sakladıkları üzerine kurduğu masalsı anlatısıyla festivallerin öne çıkan yapımlarından biri oldu. İran sinemasının genç yönetmenlerinden Bahram Ark ile Bye Bye Garbage’ın yolculuğunu konuştuk.

“Her film yaptığımda kendime şu soruyu soruyorum: ‘Kiarostami filmimi izleseydi ne düşünürdü?’”

Bu yıl üçüncü kez düzenlenen Koker Uluslararası Film Festivali’nde Bye Bye Garbage (2025) ile Gümüş Kiraz ödülü’nü kazandınız. Koker’in İran sineması külliyatındaki yeri ve Abbas Kiarostami mirasıyla buluşması muazzam bir birleşim olmuş. Festival ile ilgili duygularınızı merak ediyorum. Sizin için Koker Uluslararası Film Festivali ne ifade ediyor? 

Bence Koker Uluslararası Film Festivali çok önemli bir etkinlik. Abbas Kiarostami’nin adını, sinema anlayışını ve duruşunu yaşatması çok değerli. Bu festival, Kiarostami sineması üzerine kurulan diyaloğun canlı tutulmasına vesile oluyor. Koker’in her seferinde hem Kiarostami’nin filmlerine hem de sinemaya bakışımızı yeniden düşünmemizi sağladığını düşünüyorum.

Her film yaptığımda kendi kendime şu soruyu soruyorum: “Eğer Abbas Kiarostami filmimi izleseydi ne düşünürdü?” Kendisi bugün ne yazık ki aramızda değil. Ancak bana göre Koker, Kiarostami ile o diyaloğumuzu sürdürmeye devam edebileceğimiz özel bir alan yaratıyor.

Bye Bye Garbage, Short Shorts Film Festival & Asia 2026’da gösterilme şansı buldu. Festivaller sayesinde filmler tüm kısıtlamalara ve yasaklara rağmen kendi yolunu çizebiliyor. Bu nedenle uluslararası festivallere çok değer veriyorum. Örneğin filminiz tamamen farklı bir coğrafyada Japonya’da gösterildi. Filminiz hem Avrupa hem de Asya seyirci kitlesiyle buluştu. Keza Koker gösterimleri de Almanya’da gerçekleşti. Bu hususta filmin gördüğü tepkileri ve izlenimleri merak ediyorum. Kıtasal olarak baktığımızda farklı bir kültürden gelen Bye Bye Garbage’ı ele aldığı hikâye bağlamında evrensel olarak değerlendirmek mümkün. Uluslararası seyirci kitlesine ithafen filme gelen yorumlar nasıldı?

Ne yazık ki festivallere katılamadığım için seyircilerin tepkilerini doğrudan görme şansım olmadı.

Açıkçası film yaparken farklı kültürlerden insanların filmle nasıl bir bağ kuracağını pek düşünmüyorum. Benim için en önemli şey, benim anlattığım konuyla kurduğum ilişki. Eğer o ilişki samimiyse, film zaten kendi yolunu buluyor. Bence başka ülkelerdeki insanların filminizle bağ kurup kurmayacağı konusunda fazla kaygılanmamak gerek.

“O gün hangimizin tartışmaya daha fazla sabrı varsa, onun fikri kazanıyor.”

Biraz da sizlerden bahsetmek isterim. Sinema dünyası başarılı kardeş yönetmenlere sahip. Coen Brothers’tan Wachowski kardeşlere kadar geniş bir örnek var. Gerçi bazı yönetmenler ilerleyen dönemlerde kariyerine tek olarak devam etse de ben birlikte hayata geçen filmleri daha çok seviyorum. Kardeşiniz Bahman Ark ile birlikte filmlerinizi yönetiyorsunuz. Ark Film adında bir şirketiniz var. Bahman ile senaryo aşaması, çalışmalarınız ve çekim süreci nasıl ilerliyor? Ortak olmanın zorlukları var mı?

Aslında çok zor değil. Biz ikiz kardeşiz. Sanata bakışımız ve düşünme biçimimiz birbirine çok benziyor. Tabii bazen tartışıyoruz. Genellikle o gün hangimizin tartışmaya daha fazla sabrı varsa, onun fikri kazanıyor. 🙂 En büyük tartışmalar senaryo yazım sürecinde oluyor. Yönetmenlik aşamasındaki tartışmalar ise daha çok inatçılıktan kaynaklanıyor; farklı bir sinema anlayışımız olduğu için değil aslında.

Kardeşlerimiz bazen anlaşamasak da asla başımızdan atabileceğimiz kişiler değil. Üstelik filmin diğer yönetmeni olduğunda sanırım hayatımızdan çıkartmak en azından film bitene kadar imkansız 🙂 Herhangi bir kriz anında ilişkiniz sete nasıl yansıyor?

Bizimle daha önce çalışan ekip arkadaşları olası tartışmaların normal olduğunu biliyor. Ama bizimle ilk kez çalışanlar başta biraz stres oluyor ve gerçekten kavga ettiğimizi sanıyorlar. Aslında ciddi bir anlaşmazlık yaşamıyoruz. Hatta bazen sette her şey o kadar sakin oluyor ki birbirimizle şakalaşıp “Galiba bir tartışma çıkarmamız gerekiyor.” diyoruz. 🙂

“Sanat, insanın içindeki çılgınlığı, tutkuyu ve yaratıcı ruhu beslemektir.”

Genç sinemacılara katkı sağlamak amacıyla Ark Film Okulu kapsamında yürüttüğünüz çalışmalardan biraz bahsedebilir misiniz?”

Aslında sanat eğitimi ile film üretme sürecimiz birbirinden ayrılmaz iki şey. Genç sinemacıların enerjisi ve üretme isteği, bizim deneyimimizle birleşince hem filmlerimize yeni arayışlar katıyor hem de bizi sürekli yeniliyor. Onlarla birlikte olmak, bir şeyler öğretebilmenin yaşattığı mutluluk benim için daha da anlamlı bir hâle geliyor.

Aslında Tebriz, Azerbaycan bölgesinde, ülkenin en büyük sinema eğitim kurumlarından birine sahibiz. Tebriz’de Bugüne kadar çok değerli öğrenciler yetişti. Bazıları bugün Tahran’da film yapıyor, bazıları filmleriyle festivallere katılıyor, bazıları ise yurt dışında sinema eğitimine devam ediyor. Öğrencilerimle hiçbir zaman klasik bir öğretmen-öğrenci ilişkisi kurmadım. Aramızdaki ilişki her zaman dostluk üzerine kuruldu. Bu yüzden yalnızca öğrencilerim değil ben de onlardan çok şey öğrendim. Öte yandan bence sanat öğretilebilen bir şey de değil. Sanat, insanın içindeki çılgınlığı, tutkuyu ve yaratıcı ruhu beslemektir. Sürekli üretmeli, çalışmalı ve arayış içinde olmalısınız. Bir gün ilham gelir ve siz de onu yakalarsınız. Sanat eğitimi bana göre, aynı tutkuyu paylaşabileceğiniz yol arkadaşları bulmaktır. O yolculuğu birlikte sürdürmek, insanın içindeki yaratıcı coşkuyu canlı tutar.

Abba karakteri bilinç altına nüfus eden korkularıyla yüzleşiyor

Bye Bye Garbage, en temel anlatısıyla yaşlı bir kadının yalnızlığına ve korkularına odaklanıyor. Her gece gördüğü benzer kâbusun etkisinde rüyasının hayra çıkması için yalnızca suya anlatıyor. Rüyanın suya anlatması ve suyun kötülüğü temizleyeceği inancı kültürel bir olgu olmakla birlikte aslında arınma miti birçok folkrolda karşımıza çıkıyor. Ancak Abba’nın hayatına baktığımızda pek arınmak isteyen birisine benzemiyor. Abba’yı izlerken korkularımıza takıntılı hâle gelmek üzerine bir düşünceye kapılıyorum. Sizce Abba korku ve arzu ikileminin tam olarak neresinde duruyor?

Bu filmi büyükannem için yaptım. Büyükannem artık hayatta değil ama uzun zamandır onun hakkında bir film çekmek istiyordum. Çocukluğumda aklımda kalan en güçlü imgelerden biri, büyükannemin küçük bir sandığıydı. İçinde bizim değersiz gördüğümüz ama onun için çok kıymetli olan eşyalar bulunurdu. O küçük sandık ve yüklediği anlam üzerine düşündükçe şunu fark ettim: Belki de yaşlandığı için kendisine de değersiz bir insan gibi davranılmasını istemiyordu. Kim bilir belki yaşlı insanların bir şeyleri biriktirmesinin nedeni de budur. Onlar aslında sadece eşyaları değil, anılarını ve kimliklerini korumaya çalışıyorlardır.

Mesela ben de büyükannemin içinde hep yalnız kalma korkusunu hissederdim. Sonra düşündüm ki bu yalnızlık insanı hem ölüm korkusuyla hem de sonunda ölümle barışmayla karşı karşıya bırakıyor. Bu noktada filmin dili büyükannemin anlattığı masallardan doğdu. Cinler, korkutucu yaratıklar ve kötü rüyayı suya anlatma geleneği büyük oranda filmin ritmine yansıdı. Ancak ritüellere rağmen filmde korkular yok olmuyor; birikiyor ve sonunda tek bir yaratığa dönüşüyor. Abba sonunda o yaratıkla savaşmıyor, onunla barışıyor. Benim için filmin sonunda ulaştığı duygu tam olarak bu barış hâli oldu.

Bye bye garbage filminin posteri

Abba hepimizin ailesinde olması muhtemel, tanıdık bir karakter. Ben Abba’yı çok sevdiğimi belirtmek istiyorum. Yer yer davranışlarını haklı bulduğum bile oldu. Filmi izlerken çöpün metaforik kullanımının ötesinde toplumun çürümüşlüğü, insani değerlerin çöpe dönüştüğünü yoğun olarak hissedebiliyoruz. Ancak hazır tüm bu birikmişlerden kurtulma imkânı varken Abba sanki daha önemli bir şey anlatmak istiyor gibiydi. 

Bu soru aslında önceki sorunun devamı. Abba karakterini büyükannemden ilham alarak yazdım. O da Abba gibi sigara içerdi, küçük eşyalar biriktirirdi ve çok saf, iyi kalpli bir kadındı. Elbette Abba birebir büyükannem değil ancak  karakter ruhunu büyükannemden aldı. Özellikle filmi yazarken en çok düşündüğüm şey, insanın korkularıyla nasıl konuştuğuydu. Böylece Abba’nın bu yaratıkla kurduğu ilişki ortaya çıktı. Abba, tıpkı bir annenin çocuğuna dil öğretmesi gibi o varlığa konuşmayı öğretiyor;

Bu yüzden “Sevgili korkum.” sözü benim için filmin anahtarlarından biridir. Abba korkusundan kaçmıyor; onu tanıyor, ona bir kimlik veriyor ve sonunda onu kabul ediyor. Korkusuna süt verdiği sahne de anne-çocuk ilişkisini hatırlatıyor. Son planda çöp torbasının nefes alması ise, sanki Abba’nın kalbinin onun içinde yaşamaya devam etmesi gibiydi. Ardından ailesinin geldiği sahnelerde de ses tasarımıyla filmin biraz daha öznel hissedilmesini istedik. Seyirci gördüklerinin gerçek mi, yoksa Abba’nın zihni mi diye düşünmesini istedik. 

Filmin adıyla ilgili de ilginç bir anım var. Annem, filmin adının Bye Bye Garbage olduğunu söylediğimde çok üzülmüştü. Bunun büyükanneme hakaret olduğunu düşündü. Ama filmi izledikten sonra bana, “Şimdi ne demek istediğinizi anladım.” dedi. O zaman fark etti ki “çöp”, Abba’nın kendisi değil; insanın ömür boyu taşıdığı anıları, korkuları ve yükleri temsil ediyordu.

Öte yandan Abba’nın tavırları ve “istifçilik” takıntısı yaşlandıkça edinilen bir biriktirme kaygısına da dönüşmekte. Yani çöpe dair anlam yaratmak üzerine Abba’nın durumu tamamen yaşlılığa bağlı psikolojik bir ölmeyi reddediş ve hayata tutunma güdüsü de olabilir mi?

Benim için mesele yalnızca ölüm korkusu değil. Abba ölümü inkâr etmeye çalışmıyor; daha çok anılarını ve kimliğini korumaya çalışıyor. Onun biriktirdiği şeyler sadece eşyalar değil; geçmişi ve hayatı. Filmin sonunda da korkusunu yenmiyor. Onunla yaşamayı ve onunla barışmayı öğreniyor. Bence filmin asıl söylediği şey bu.

Yaşlı bir kadın üzerinden hayatı özetleyen bir film. Abba artık arzulanan, çekici, doğurgan bir kadın değil. Patriyarkal sistemde kadın olarak bir fayda sağlamıyor. Aslında kendisi de bir nevi çöp olarak görülebiliyor. Günümüzde artan genç nüfus ve modern hayat pratikleri geleneksel olanla arasını iyice açmış durumda. Ben Bye Bye Garbage’da sanki toplumsal bir günah çıkartma eylemi hissediyorum. Yaşlanma korkusu, ölüm korkusu bir yok oluştan ziyade unutulmak ile ilgili. Abba sizin hayatınızda unutmak istemediğiniz özel birisini mi simgeliyor? 

Daha önce de söylediğim gibi, Abba benim büyükannemi temsil ediyor. O bizim için sadece bir büyükanne değildi; adeta annemiz gibiydi ve çocukluğumuzun en önemli parçalarından biriydi. Sanırım bundan sonra yapacağım her filmde, fırsat buldukça ona bir şekilde selam vereceğim. O, Bahman’ın ve benim içimizde yaşamaya devam edecek.

Büyükannem, sevdiğim kişiler arasında hayatımda ilk kaybettiğim insandı. Onun gidişiyle, sevdiğiniz birinin sonsuza kadar yok olmasının  ne demek olduğunu anladım. Bu yokoluşu ilk kez hissettim.

Bye Bye Garbage Türkiye’de gösterime sahip değil. Yakın bir tarihte Türkiye’de bir festivale katılmayı düşünüyor musunuz? Bye Bye Garbage’ın festival yolculuğu nerelerde devam edecek? Hazır Türkiye’den bahsetmişken Türk sineması hakkında görüşlerinizi almak isterim. Türk filmleri izlemeyi sever misiniz ?

Yıllar önce kısa filmimiz Hayvan, İzmir Kısa Film Festivali’nde büyük ödülü kazandı. Bu benim için çok değerli bir deneyimdi. Bu yüzden Bye Bye Garbage (Hoşça Kal Çöp) filminin de Türkiye’de, özellikle İzmir’de gösterilmesini çok isterim.

Bye Bye Garbage’ınanlattığı dünyanın Türkiye’nin kültürel dokusuna da yakın olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden Türk seyircisinin filmle nasıl bir bağ kuracağını görmek benim için çok heyecanlı. Umarım yeniden bir kısa filmle Türkiye’deki festivallerde yer alma fırsatı buluruz ve filmlerimizin festival yolculuğunu orada da sürdürmeye devam ederiz.

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir yanıt yazın