,

Canan Tor ile Fethiye Uluslararası Film Festivali Üzerine Söyleşi – Endüstri Konuşmaları #21

Fethiye Uluslararası Film Festivali Direktörü Canan Tor

Fethiye Fotoğraf ve Sinema Sanatı Derneği (FEFSAD) Başkanı ve Fethiye Uluslararası Film Festivali Direktörü Canan Tor ile festivalin dört yıllık yolculuğunu, seçki yaklaşımını, kısa filmlerin görünürlüğünü ve Fethiye’de uluslararası bir festival düzenlemenin perde arkasını konuştuk.

Fotoğrafçılık alanındaki geçmişiniz, Fethiye Uluslararası Film Festivali’nin görsel kimliğini ve program yaklaşımını nasıl etkiliyor?

Fotoğrafçılık elbette bu birikimin önemli bir parçası ama tek başına belirleyici olduğunu düşünmüyorum. Yıllardır sanatın ve sinemanın iyi bir izleyicisi olarak takip ettiğim, biriktirdiğim ve zaman içinde oluşan bir bakışım var.

Festivalin görsel kimliğinin ve program yaklaşımının oluşmasında aslında bütün bu yılların birikimi etkili. Bir filmi seçerken de yalnızca “iyi çekilmiş” olmasına değil, bize yeni bir şey söylemesine, farklı bir bakış sunmasına ve izleyiciyle bir bağ kurabilmesine önem veriyoruz.

Bir filmi seçerken de yalnızca “iyi çekilmiş” olmasına değil, bize yeni bir şey söylemesine, farklı bir bakış sunmasına ve izleyiciyle bir bağ kurabilmesine önem veriyoruz.

Fethiye Uluslararası Film Festivali’nin açılış etkinliğinden bir görünüm, yürüyüş ve kortej sokakta.

Festival, 2023’teki ilk buluşmadan dördüncü yılına uzanan süreçte nasıl değişti? Bu yolculukta festivalin yönünü belirleyen en önemli kararınız ne oldu?

Festivalin dört yıllık yolculuğunda en belirgin değişim, giderek duyulmaya ve büyümeye başlaması oldu. Artık daha fazla yönetmen filmini festivale göndermek istiyor, daha fazla insan festivalden haberdar oluyor. Bu bizim için çok önemli bir gelişme.

Bunun yanında Fethiye’nin kendisinde de önemli bir değişim yaşandı. Fethiye yalnızca yazın yaşayan bir tatil beldesi değil; kışın da hayatın devam ettiği, canlı bir şehir. Özellikle pandemi sonrasında çok yoğun ve nitelikli bir göç aldı. Şehrin kendi yerleşik nüfusunun üzerine ciddi bir yeni nüfus eklendi. Bu yeni yapı, kentin kültürel beklentilerini ve ihtiyaçlarını da değiştirdi.

Dolayısıyla festivalin yönünü belirlerken Fethiye’nin bu değişimini de göz önünde bulundurmak gerekiyordu. Daha nitelikli, daha seçkin ve farklı sanat alanlarını kente taşıyan bir çizgiye yönelmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Sinema da bunun için çok güçlü bir alan. Çünkü sinema, farklı insanların bir araya gelebildiği, farklı dünyaları tanıyabildiğimiz ve herkesin kendi hikâyesini bulabildiği bir alan.

Aslında herkesin söyleyecek, anlatacak bir hikâyesi var. Biz de festival aracılığıyla bu hikâyelerin farklı biçimlerde seyirciyle buluşabileceği bir alan yaratmaya çalışıyoruz. Festivalin bugün geldiği noktada yönümüzü belirleyen temel unsurlardan biri de Fethiye’nin değişen yapısıyla birlikte bu ihtiyaca cevap verebilmek oldu.

Fethiye Uluslararası Film Festivali’ndeki söyleşiden bir görünüm Ezel Akay

Fethiye’de uluslararası ölçekte bir film festivali düzenlerken karşılaştığınız en belirleyici yapısal sorun nedir? Bu soruna karşı nasıl bir çözüm modeli geliştirdiniz?

Festivalin yolun henüz başında olması ve Fethiye’de yeterli bir sinema gösterim altyapısının bulunmaması, karşılaştığımız en belirleyici yapısal sorunlardan biri. Bir sinema var ama bugün geldiğimiz noktada festivalin ihtiyaçlarını karşılamak açısından yeterli değil. İlk üç yılda, bütün güzel gelişmelerin yanında, gösterimlerde ses ve görüntü açısından bazı teknik sorunlar da yaşadık. Buna rağmen elimizden geleni yaptık ve bir şekilde devam ettik.

Ama artık alışveriş merkezinin içindeki sinemada değiliz. Bu yıl önemli bir adım atarak şehir merkezindeki Fethiye Belediyesi Özer Olgun Kültür Merkezi’ni gösterim alanlarımızdan biri hâline getirdik. Yine Fethiye Belediyesi Kültür Evi Kitap Müzesi söyleşiler ve panellere ev sahipliği yapacak. Bunun yanında şehrin kafelerini de sinema salonlarına dönüştürüyoruz. Yani biraz da “şehrin kendisini sinemaya dönüştürme” fikrinden hareket ettik. Bu bizim için hem bir çözüm hem de festivalin ruhuna uygun bir yaklaşım oldu.

Fakat geldiğimiz noktada artık Fethiye’de gösterim yerlerinin çoğalması gerektiğini düşünüyoruz. Festival büyüdükçe buna duyulan ihtiyaç da artıyor. İnsanların sinemaya ulaşabileceği, farklı ölçekte ve nitelikte salonların olması yalnızca festival için değil, şehrin kültür hayatı için de önemli.

Diğer önemli yapısal sorun ise ekonomik taraf. Biz hâlâ fonsuz bir festivaliz. El birliği ve imece usulüyle festivali hayata geçiriyoruz. İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullar da herkes için olduğu gibi bizim için de işleri zorlaştırıyor. Bugüne kadar destek veren, sponsor olan dostlarımız, arkadaşlarımız ve kurumlarımız oldu; onların katkıları çok değerli. Ancak bunun daha geniş bir anlayışa dönüşmesi gerekiyor.

Fethiye’nin turizme bakışını da biraz değiştirmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Turizmin yalnızca deniz, kum ve güneşten ibaret olmadığını; kültürün ve sanatın da bir kentin turizm değerinin önemli bir parçası olduğunu artık daha fazla konuşmamız gerekiyor. Şehrin ileri gelenlerinin, yerel işletmelerin ve özellikle kıyılarımızda faaliyet gösteren işletmelerin de bu anlayışa katkı sunması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü kültür ve sanata yapılan yatırım, aslında şehrin kendisine yapılan bir yatırım. Festivalin sürdürülebilir olması için bu desteğin giderek büyümesine ihtiyacımız var.

Kültür ve sanata yapılan yatırım, aslında şehrin kendisine yapılan bir yatırım.

Fethiye Uluslararası Film Festivali kapsamındaki atölyeden bir görünüm

Uzun metrajları festival yönetimi belirlerken kısa filmler açık başvurular üzerinden değerlendiriliyor. Bir filmi Fethiye Uluslararası Film Festivali seçkisine taşıyan temel özellik nedir?

Biz Fethiye Fotoğraf ve Sinema Sanatı Derneğiyiz. Dernek üyelerimizin arasında sinema konusunda kültürel olarak çok birikimli, sinemayı yakından takip eden arkadaşlarımız var. Bunun yanında Fethiye’de sinema yapan, üreten çok değerli insanlar var. Biz bu festivale zaten birlikte başladık. Dolayısıyla festivalin sanatsal yapısını da bu ortak birikim belirliyor.

Uzun filmleri de kısa filmleri de birlikte değerlendiriyor ve seçiyoruz. Jürimiz de bu arkadaşlarımızdan oluşuyor. Belki çok tanınan, isimleri herkes tarafından bilinen insanlar değiller ama bizim için çok değerliler. Çünkü sinemayı biliyorlar, takip ediyorlar ve bir filmi değerlendirebilecek kültürel birikime sahipler.

Jüri için, zaman zaman farklı tepkilerle karşılaştığımız da oldu. Hatta jürimizde dernek üyelerinin bulunduğunu duyduğu için filmini festivale göndermek istemeyen bir yönetmenimiz de olmuş. Kulağımıza geldi. Canı sağ olsun. Buna saygı duyuyoruz. Ama şunu da söylemek gerekiyor: Her film festivalinin aynı yapıda olması gerekmiyor.

Biz kendi koşullarımız, kendi birikimimiz ve kendi şehrimiz üzerinden bir festival yapıyoruz. Burada önemli olan, seçkimizin arkasında gerçekten sinemayı bilen, takip eden ve bu işe emek veren insanların olması. Biz de festivalin sanatsal çizgisini bu ortak akıl ve birikim üzerinden oluşturmaya devam ediyoruz. Ve yarışma yapmayan bir festivaliz. Esas değerlerden biri de bu.

Fethiye Uluslararası Film Festivali’nden konuklar ve katılımcılar

Bu yılki programda “Kısa Film Neden Görünmez?” başlıklı bir panel bulunuyor. Sizce kısa filmlerin seyirciye ulaşmasının önündeki temel engel nedir? Yönetmenlerin festival gösteriminden sonra da görünürlük kazanabilmesi için neler yapılabilir?

Kısa filmlerin görünürlük sorununun birkaç nedeni olduğunu düşünüyorum. Öncelikle kısa film, uzun metraj kadar kolay ulaşılabilen ve kendisine düzenli bir gösterim alanı bulan bir tür değil. Çok iyi filmler üretiliyor ama bu filmlerin seyirciyle buluşabileceği alanlar sınırlı. Dolayısıyla bir yönetmenin filmi ne kadar iyi olursa olsun, onu gösterecek ve seyirciye ulaştıracak kanallar yeterli değilse görünür olması zorlaşıyor.

Bir de kısa filmin yalnızca festival süresince var olan bir şey olmaması gerektiğini düşünüyorum. Festival gösterimi önemli ama asıl mesele, filmin festivalden sonra da yaşamaya devam edebilmesi. Bunun için festivallerin birbirleriyle daha fazla iletişim kurması, yönetmenlerin filmlerini farklı platformlarda ve farklı şehirlerde seyirciyle buluşturabilmesi gerekiyor.

“Kısa Film Neden Görünmez?” panelini de biraz bu nedenle önemsiyoruz. Sorunu yalnızca konuşmak değil, kısa filmlerin neden görünmediğini ve bu görünürlüğü nasıl artırabileceğimizi birlikte düşünmek istiyoruz. Yönetmenlerin filmlerini yaptıktan sonra yalnız kalmadıkları, festivallerin de yalnızca bir gösterim noktası olmakla kalmayıp filmin yolculuğuna katkı sunduğu bir yapı oluşturabilirsek, kısa filmlerin seyirciyle buluşma imkânı da artacaktır.

Festival gösterimi önemli ama asıl mesele, filmin festivalden sonra da yaşamaya devam edebilmesi.

Dördüncü festivalde uzun ve kısa metrajlardan belgesellere, yerel yapımlardan deneysel ve yapay zekâ destekli filmlere uzanan geniş bir program bulunuyor. Bu farklı yapımları aynı festival çatısı altında buluşturan ortak düşünce nedir?

Bizim için bütün bu farklı yapımları aynı festival çatısı altında buluşturan temel düşünce, sinemanın çok geniş bir anlatım alanı olması. Uzun metraj, kısa film, belgesel, yerel yapım, deneysel film ya da yapay zekâ destekli bir çalışma… Bunların her biri farklı bir anlatım biçimi ve farklı bir bakış sunuyor.

Biz bir festival olarak belli bir türün ya da belli bir sinema anlayışının sınırları içinde kalmak istemiyoruz. Çünkü sinemanın gelişmesi biraz da farklı anlatım biçimlerinin yan yana gelebilmesiyle mümkün. Özellikle Fethiye gibi kendi kültürel dinamikleri olan bir şehirde, hem yerel üretimlere hem de dünyanın farklı yerlerinden gelen işlere aynı çatı altında yer vermeyi önemsiyoruz.

Sonuçta bizim için belirleyici olan filmin hangi kategoride olduğu değil, anlatacak bir hikâyesinin, söyleyecek bir sözünün ve izleyiciyle kurabileceği bir bağının olması. Farklı olanı dışarıda bırakmak yerine yan yana getirmek, festivalin ruhuna daha uygun geliyor.

Fethiye Uluslararası Film Festivali gösterimi sonrasındaki soru-cevap etkinliği Canan Tor sahnede.

Moderatörlüğünü üstlendiğiniz panelin adı “Aşk, Emek ve Bürokrasi: Bir Film Festivali Yapmanın Perde Arkası”. Festivalin seyirci tarafından görülmeyen tarafında sizi en fazla zorlayan süreç nedir? FEFSAD’ın gönüllülük temelli yapısı ve kurumsal destekler bu sürecin sürdürülebilirliğini nasıl etkiliyor?

Festivalin seyirci tarafından görülmeyen tarafında bizi en fazla zorlayan iki temel konu var: fon bulmak ve gösterim alanlarının yetersizliği. Aslında ikisi de festivalin artık yalnızca birkaç kişinin çabasıyla yürütülemeyecek bir noktaya geldiğini gösteriyor.

Ama burada destek veren kurum ve işletmelerin hakkını teslim etmek gerekiyor. Fethiye Belediyesi en başından beri bizimle ve özellikle ayni destekleriyle festivalin yanında. Bu bizim için gerçekten çok kıymetli. Bunun yanında sponsorluk yapan işletmeler ve sivil toplum kuruluşları var. Ticaret Odası ulaşım konusunda destek olmaya çalışıyor. Otellerimiz çok önemli destekler veriyor; bazı restoranlarımız da aynı şekilde yanımızda. Bütün bunlar festivalin gerçekleşebilmesi açısından çok değerli.

Benim söylemek istediğim, bu desteğin zaman içinde daha da genişlemesi ve festivalin bütün şehrin ortak değeri hâline gelmesi. Belediyesinden kurumlarına, derneklerinden esnafına, tüccarına kadar Fethiye’nin bütün bileşenlerinin bu festivalin bir parçası olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu yalnızca FEFSAD’ın ya da birkaç gönüllünün yaptığı bir etkinlik değil; doğrudan doğruya şehrin kültür hayatına katkı sağlayan bir festival.

Bu yıl “Aşk, Emek ve Bürokrasi: Bir Film Festivali Yapmanın Perde Arkası” başlıklı panelde de biraz bunları konuşacağız. Panelin moderatörlüğünü jüri başkanımız Hayri Çölaşan yapacak. Festivalin seyircinin görmediği tarafını, bu işin arkasındaki emeği, karşılaştığımız güçlükleri ve bir festivali sürdürülebilir kılmak için nelere ihtiyaç olduğunu konuşacağız.

FEFSAD da her zaman yanımızda. Hatta festivalin yarattığı hareketlilik derneğe olan ilgiyi de artırıyor; festival vesilesiyle destek olmak için derneğe üye olan arkadaşlarımız oluyor. Bu bizim için çok kıymetli. Ama sonuçta bir derneğin üye aidatlarıyla bir film festivalini sürdürmesi mümkün değil.

Gönüllülük bu işin ruhunda var ve olmaya da devam edecek. Ancak gönüllülük, kurumsal ve maddi desteğin yerine geçmemeli. Festival büyüdükçe ihtiyaçlarımız da büyüyor. Dolayısıyla mevcut desteklerin yanı sıra daha fazla kurumun, işletmenin ve Fethiyeli’nin bu işe sahip çıkması gerekiyor. Bizim arzumuz, festivalin birkaç kişinin özverisiyle ayakta duran bir etkinlik olmaktan çıkıp Fethiye’nin ortak kültürel değeri hâline gelmesi.

Fethiye’de insanlar “Bu yıl festival olacak mı?” diye sormak yerine, “Festival bu yıl ne anlatacak?” diye merak etmeye başlarsa ve yönetmenler de Fethiye’ye yalnızca festival için değil, film çekmek için gelmeye başlarsa, o zaman doğru bir yere geldiğimizi hissederiz.

Fethiye Uluslararası Film Festivali’nin beş yıl sonra kentte ve bağımsız sinema alanında nasıl bir karşılık bulmasını istiyorsunuz? Bu hedefe ulaştığınızı gösterecek en somut değişim ne olurdu?

Beş yıl sonra Fethiye Uluslararası Film Festivali’nin yalnızca belirli bir tarihte yapılan bir etkinlik değil, Fethiye’nin kültür ve sanat hayatının doğal bir parçası hâline gelmesini istiyorum. Festivalin şehrin ortak değeri olarak görülmesi, bütün kurumlarıyla, sivil toplumuyla, esnafıyla, işletmeleriyle daha fazla sahiplenilmesi en büyük hedeflerimizden biri.

Bunun yanında Fethiye’nin sinema açısından da daha fazla tanınmasını istiyoruz. Çünkü bizce bu şehir doğal bir film platosu. Her yıl festivale 100’ün üzerinde yönetmen ve misafir geliyor. Onların burada bir araya gelmesi, birbirleriyle etkileşim kurması bizim için çok değerli. Festivalin temasına ve afişine göre onları Fethiye’nin farklı noktalarına götürüyor, şehri onlara farklı yönleriyle tanıtmaya çalışıyoruz. Fethiye’nin doğal bir plato olarak tanınmasına, burada daha nitelikli film ve görsel çalışmalar yapılmasına katkı sağlayabilirsek bundan çok mutlu oluruz. Yönetmenlerin ve yapımcıların Fethiye’yi görmesi, burada film çekme fikrini akıllarına getirmesi uzun vadede şehir için önemli bir kazanım olabilir.

Bunun turizme de katkı sağlayacağına inanıyoruz. Fethiye’nin turizmi on iki aya yayma çabalarının bir parçası olarak kültür ve sanatın önemli bir rolü olabilir. Festival de kendi ölçeğinde buna katkı sağlayabilir. Yüzlerce sinemacının ve konuğun şehre gelmesi, burada vakit geçirmesi ve Fethiye’yi kendi çevrelerine taşıması aslında bir kültür turizmi hareketliliği yaratıyor.

Dolayısıyla beş yıl sonra ulaşmak istediğimiz nokta yalnızca daha büyük bir festival yapmak değil. Fethiye’nin sinema ve kültür alanında daha fazla tanınması, bir film platosu olarak değerlendirilmesi, nitelikli yapımlara ev sahipliği yapması ve bunun şehrin turizmine katkı sağlaması bizim için çok önemli.

Bizi hedefimize ulaştığımıza inandıracak en somut değişim de sanırım şu olurdu: Fethiye’de insanlar “Bu yıl festival olacak mı?” diye sormak yerine, “Festival bu yıl ne anlatacak?” diye merak etmeye başlarsa ve yönetmenler de Fethiye’ye yalnızca festival için değil, film çekmek için gelmeye başlarsa, o zaman doğru bir yere geldiğimizi hissederiz.

Soruları hazırlayan Fatih Tuncay ve Sinefil Atak ekibine teşekkürlerimizle.

Fethiye’den selamlar.

Festivalle ilgili detaylara festivalin internet sitesi üzerinden ulaşabilirsiniz.

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir yanıt yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin