Nuri Cihan Özdoğan’ın ilk uzun metraj filmi Ölü Köpekler Isırmaz, daha güçlü bir konuma ulaşmak isteyen iki çocukluk arkadaşının suç dünyasıyla kurduğu ilişki üzerinden sınıf atlama arzusunu, erkekler arasındaki bağı ve uluslararası atık ticaretinin yarattığı ekolojik yıkımı bir araya getiriyor.
Dünya prömiyerini 55. Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nde gerçekleştiren film, 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde SİYAD Cüneyt Cebenoyan En İyi Film Ödülü’ne değer görüldü.
Filmi festivalde izledikten sonra Özdoğan’la Adana sokaklarında başlayan ve bir ciğer sofrasında devam eden bir söyleşi gerçekleştirdik. Çocukluğundan beri takip ettiği Altın Koza’ya ilk uzun metrajıyla dönmesini, Karataş’ın filmin senaryosunu nasıl biçimlendirdiğini, İsmet ile Dogo arasındaki bağı ve suç dünyasını romantikleştirmeden anlatmanın yollarını konuştuk.
Söyleşinin ilerleyen bölümleri filmin finaline ilişkin ayrıntılar içerir.

Altın Koza’yı ortaokul yıllarınızdan beri takip ediyorsunuz. İlk uzun metrajınızla festivalin bu kez perdenin diğer tarafında yer almak size ne hissettirdi? Vizyon tarihleri üzerine düşüncelerinizde bir güncelleme oldu mu?
Altın Koza, ortaokul yıllarımdan beri film izlediğim, Türkiye ve dünya sinemasından yönetmenler keşfettiğim bir yer. O dönem arkadaşlarımla seyirci koltuklarında otururken “Acaba biz de film yapabilir miyiz?” diye düşünürdük. Yıllar sonra bu filmi yine o koltuklarda birlikte oturduğumuz arkadaşlarımla yaptım.
Şimdi perdenin bu tarafında olmak ve Altın Koza’nın bir parçasına dönüşmek, o çocukların hayalinin gerçekleşmesi gibi. O yüzden çok mutluyuz.
Adana’daki gösterimde filme girebilenler kadar giremeyenler de oldu. Bir yandan çok mutlu olduk, bir yandan da giremeyen seyircilere karşı tatlı bir mahcubiyet yaşadık. Sağ olsunlar, bu yoğunluğu büyük bir anlayışla karşıladılar.
Vizyon ve dağıtım tarafının başka bir matematiği var. Dağıtımcılarla konuşmadan önce filmin Adana’daki karşılığını da görmek istiyorduk. Buradaki ilgi gerçekten cesaret verici oldu. Keşke yalnızca bizim filmimiz değil, bütün filmler vizyonda böyle ilgi görse. Bu, sinemacılar için büyük bir motivasyon kaynağı.
Sinemacılık ile mühendislik hayatınız arasında geçiş yaparken kendinizi iki farklı dünyanın içinde hissettiğiniz oluyor mu?
Bu hissi kısa filmim Sirayet ile çok çarpıcı biçimde yaşamıştım. Film, Hollywood Türk Film Festivali için Los Angeles’a davet edildi ve Paramount Pictures’da gösterildi. Benim için hayaldi. The Godfather gibi filmlerle özdeşleşmiş Paramount stüdyolarında kısa filmim gösteriliyordu. Üstelik seyirci ödülü de aldık.
Yıl 2017’ydi ve ben 27 yaşındaydım. Smokin giymişiz, sürekli fotoğraflar çekiliyor. Ardından Adana’ya döndüm. O dönem Teknokent’te çalışıyordum. Ertesi gün öğrenci etkinliği vardı ve gelen öğrencilerden imza topluyordum.
Bu benim için çok tatlı bir andı. Bir gün Paramount’ta filminiz gösteriliyor, ertesi gün Teknokent’te öğrenci imzası topluyorsunuz. Sevdiğiniz yerde enerjiniz yükseliyor, sonra yapmak zorunda olduğunuz gündelik hayatınıza dönüyorsunuz.
“Bir anda İsmet ile Dogo gözümün önünde yürümeye başladılar. Biri cılız, diğeri güçlü kuvvetliydi. Sonra kendime ‘Ben burada film çekmeliyim’ dedim.”

Önce hikâye ve karakterler mi ortaya çıktı, yoksa Karataş’ın mekânları mı filmi doğurdu?
Önceki kısa filmlerimde genellikle hikâyeden yola çıkıyordum. Bu filmde ise mekân belirleyici oldu. Karataş’taki lunaparkı, ışıklarını ve sahil kesimini görünce “Burada film çekmeliyim” duygusu oluştu.
Lunaparkın yanında bir amfitiyatro var. O dönem alt tarafı biraz daha izbe görünüyordu. Orada yürürken lunaparktan Apaçi rap tarzında, çok değişik bir müzik geliyordu. Bir anda İsmet ile Dogo gözümün önünde yürümeye başladılar. Biri cılız, diğeri güçlü kuvvetli iki arkadaş…
Başımı çevirdiğimde gişede Geliş’i gördüm. Lunapark gibi renkli kıyafetleriyle bilet kesiyor, insanlara gülücük dağıtıyordu. Sonra kendime “Ben burada film çekmeliyim” dedim.
İlk tetikleyici mekândı, karakterler de onun ardından oluşmaya başladı. Senaryoyu yazdıktan sonra erişebildiğimiz mekânlara göre tekrar çalıştım. Hangi mekânlara girebiliyoruz, hangileri daha sinematografik, elimizdeki bütçeyle neleri gerçekleştirebiliriz diye düşündük. Bazı sahneleri buna göre yeniden düzenledim.
Film doğrudan “Burası Adana” demiyor. Bu konuda festivalde de yorumlar geldi. Fakat coğrafyayı hissediyoruz. Hikâye daha evrensel bir yerden de okunabilir ama Karataş, filmin yalnızca arka planı değil. Senaryonun oluşumunu ve karakterlerin dünyasını belirleyen unsurlardan biri.
“Suç, insanın hayatına sirayet ettiğinde kişiliğini çürüten ve kirleten bir şeye dönüşüyor.”

Atık ithalatı ve doğanın kirletilmesi, İsmet ile Dogo’nun suç hikâyesine nasıl dâhil oldu?
İsmet ile Dogo’nun karakterleri kafamda oluşmaya başlamıştı ve bu iki gencin suçla ilişkisi üzerine düşünüyordum. O sırada ailemle denize girdiğim bir gün karşılaştığım kirlilik beni çok etkiledi. Bunun nedenini araştırırken atık ithalatı gerçeğiyle karşılaştım.
Sevdiğim insanlarla birlikte yaşadığım toprakların kirletilmesi söz konusuydu. Diğer taraftan suç da insanın hayatına sirayet ettiğinde kişiliğini çürüten ve kirleten bir şeye dönüşüyor. Doğanın kirlenmesiyle karakterlerin ve aralarındaki ilişkinin çürümesi birbirine oturdu.
Bu aynı zamanda bu toprakların, Adana’nın bir gerçeğiydi. O nedenle “Bu hikâyeyi buradan yürütmeliyim ve buradan anlatmalıyım” dediğim bir sürece girdim.

Adana’nın kültürel ekosistemi ve özellikle söyleşide de bahsettiğiniz Yaşar Kemal’in doğaya ve insana bakışı sizin sinemanızı nasıl besliyor?
Yaşar Kemal’i anmadan bir günümü geçirmek istemem. En azından günde bir kere anmak isterim. Binboğalar Efsanesi, İnce Memed ya da İstanbul’da geçen Kuşlar da Gitti… Onun felsefesini, doğaya ve insana bakışını keşfetmek benim hayata bakışımı değiştirdi.
Rusya’da katıldığım bir festivalde film izledikten sonra Tarkovski’nin filmlerini çektiği mekânlara, büyüdüğü kasabaya ve çeşitli sergilere götürülüyorduk. Bir ressamın hangi müzikten ilham aldığını görüyorsunuz, ardından bir Rus filminde o resimden bir parça buluyorsunuz. Sanat dallarının ve sanatçıların birbirlerini nasıl beslediğini hissediyorsunuz.
Adana’da da Yılmaz Güney, Yaşar Kemal, Abidin Dino ve Arif Dino gibi isimlerle oluşmuş güçlü bir kültür var. Yaşar Kemal’in Abidin ve Arif Dino’yla yaptığı sohbetleri hayal ediyorum. Birbirlerinden ne kadar beslenmiş olabileceklerini düşünmek bile muhteşem bir zenginlik.
Bugün de Adana’da çok kıymetli sanatçılar var. Keşke daha fazla bir araya gelsek ve birbirimizi beslesek. Böyle bir ortamın oluşması beni çok mutlu ederdi.
“İsmet’in Dogo’ya hayranlığından doğan bir bağımlılığı var. Dogo’nun da İsmet’e ihtiyacı var çünkü İsmet’in zayıflığı ona kendisini güçlü hissettiriyor.”

İsmet ile Dogo arasındaki sağlıksız arkadaşlığı ve karşılıklı bağımlılığı nasıl kurdunuz?
Atık meselesi hikâyeye dâhil olmadan önce de İsmet ile Dogo arasında çok sağlıklı olmayan bir arkadaşlık kurmak istiyordum. İsmet’in bağlanmayla ilgili bir problemi var. Babası yok ve annesiyle yaşıyor. Annesi plastik şişeler biriktiriyor ve İsmet’in hayatına da sürekli müdahale ediyor.
İsmet’in idealize edebileceği bir baba figürü bulunmuyor. Fiziksel olarak da zayıf ve cılız biri. Güçle ilgili bir meselesi var. Bu nedenle çocukluk arkadaşı Dogo, onun için hem idealize ettiği güçlü kişi hem de girmek istediği dünyanın anahtarı. İşler ona Dogo aracılığıyla geliyor çünkü Dogo bir üst kademeyle iletişim kurabiliyor.
İsmet’in Dogo’ya hayranlığından doğan bir bağımlılığı var. Dogo’nun da İsmet’e ihtiyacı var çünkü İsmet’in zayıflığı ona kendisini güçlü hissettiriyor. Boks makinesi sahnesindeki İsmet’in hayran bakışlarında ve Dogo’nun böbürlenmesinde bunu görebiliyoruz.
Karakterleri oluştururken klinik psikolog Mine Ağaç ile çalıştık. Senaryo aşamasında danışman olarak projeye dâhil oldu. Bu sayede karakterlerin ve aralarındaki ilişkinin sınırlarını daha sağlam bir zemine oturtabildik.
İsmet ile Dogo’nun ilişkisi başından beri giderek tahrip olacak bir ilişkiydi. Doğanın kirlenmesiyle aralarındaki ilişkinin kirlenmesi bu noktada birbirini tamamladı.

Kemal Burak Alper ile Burak Can Doğan’ın kurduğu iletişim, senaryodaki İsmet ve Dogo dengesini değiştirdi mi?
Başlangıçta daha dikey bir ilişki düşünüyordum. Dogo’nun kontrolü elinde tutan ve İsmet üzerinde daha baskın olan bir karakter olmasını istiyordum.
Kemal ile Burak Can bu filmin hazırlık aşamasında tanıştı. Onları birlikte gözlemlediğimde, özellikle Karataş’taki mekân keşiflerinde, aralarında daha yatay bir ilişki oluştuğunu gördüm. Dogo’nun baskınlığını yine hissediyoruz fakat İsmet’in de zaman zaman “Ben buradayım” diyen tavırları var.
Bunun daha organik bir arkadaşlık hissi verdiğini düşündüm ve ilişkiyi o yönde kurmaya karar verdim. Kemal ile Burak Can’ın karakterlere kattığı ruh da seyircinin İsmet ve Dogo’yla bağ kurmasında çok önemliydi.
“Film boyunca suçu, suçluyu ve şiddeti estetize edecek her türlü şeyden kaçınmaya çalıştım.”

İsmet ile Dogo suç işlemeyi isteyen iki karakter olmasına rağmen seyirci onlarla bağ kurabiliyor. Onları romantikleştirmeden bu yakınlığı nasıl kurdunuz?
Bunu duymak beni çok mutlu etti çünkü kurmak istediğim yapılardan biri tam olarak buydu. Bu karakterleri kahramanlaştırmak istemiyordum. Suçlu olmayı ve daha büyük suçlar işlemeyi istiyorlar. Bu nedenle film boyunca suçu, suçluyu ve şiddeti estetize edecek her türlü şeyden kaçınmaya çalıştım.
Her şeye İsmet’le birlikte tanık oluyoruz. Sistemi onun öğrendiği kadar öğreniyoruz. Dogo’yla ilişkisinde biz de İsmet’le birlikte manipüle oluyoruz çünkü hikâyeyi onun gözünden izliyoruz.
Seyircinin bu karakterlerden nefret etmesini istemedim. Onlarla bağ kurabilsin ama yaptıkları şeyler de romantik ya da çekici görünmesin istedim.

İsmet’in annesinin ilaçlarını almanın ötesindeki temel arzusu nedir?
İsmet’in annesine ilaç alma ihtiyacı somut bir motivasyon. Fakat içindeki temel arzu onaylanmak. Annesi tarafından, Dogo tarafından ve yaşadığı ekosistem tarafından kabul edilmek istiyor.
Suç dünyasına girme isteğinin arkasında yalnızca para ya da sınıf atlama arzusu yok. Yaşadığı topluma uyum sağlamak ve o sistemin içinde kendisine bir yer açmak istiyor.
Topluma uyum sağlama meselesi insanlık var olduğu sürece kendi içimizde belki de hiçbir zaman tamamen çözemeyeceğimiz bir sorun. Her insan yeni bir başlangıç ve yeni bir hikâye. Hepimiz bir şekilde ait olmaya ve kabul görmeye çalışıyoruz.
Bu noktadan sonraki bölüm filmin finaline ilişkin spoiler içerir.
Seyirci uzun süre İsmet’in bakışından ilerliyor fakat finalde bu perspektif kırılıyor. Finali oluştururken nasıl bir yol izlediniz?
Final, en çok zorlandığım bölümdü. Bilgisayarımda duran, çekemediğim birkaç uzun metraj senaryo var. Onlarda genellikle finali önce yazar, hikâyeyi oraya doğru taşırdım. Bu filmde ise karakterlerin hikâyeyi sürüklediği bir senaryo süreci yaşadım. Kendi deneyimlerimin ve o sıradaki ruhsal durumumun da hikâyenin yönünde etkisi olmuştur.
Film bir bağlılık yeminiyle açılıyor. İsmet’i kayığı çekmeye çalışırken kendisini ona bağlamış hâlde görüyoruz. Başından itibaren bağlanmayla ilgili bir meselemiz var.
Seyirci olarak İsmet’e bağlanıyor ve bütün hikâyeyi onun gözünden izliyoruz. Onun tanık olmadığı hiçbir şeyi belli bir noktaya kadar görmüyoruz. İsmet, Dogo için hiçbir kıymeti olmadığını anladığı anda arkadaşlığını yeniden değerlendirmeye ve ondan ayrılmaya karar veriyor. Burada bir terk edilme meselesi de var çünkü İsmet, babası tarafından terk edilmiş bir çocuk.
İsmet belli bir noktada seyirciyi de terk ediyor. Biz onun perspektifinden çıkıp Dogo’nun perspektifine geçiyoruz. Seyircinin bu terk edilme hissini yalnızca bilinçli olarak değil, daha içeriden yaşamasını istedim.
Daha umutlu bir finalle bu final arasında çok gidip geldim. Ancak bu iki genç sisteme girmeye hevesli. O sistemin içine girdiğinizde artık kolay bir çıkış yolu kalmıyor. Sistem sizi dönüştürüyor, kendi çarkının bir parçası hâline getiriyor ve siz de onu yeniden üretiyorsunuz. Bu nedenle daha sarsıcı ve çıkışsız bir finali tercih ettim.
“Kemal ile Burak Can’ın finali bilmemesi benim için elzemdi.”

Gerçek finali Kemal Burak Alper ve Burak Can Doğan’dan çekimden önceki geceye kadar neden sakladınız?
Kemal ile Burak Can, filmin iki arkadaş açısından daha umutlu bir finalle biteceğine inanarak oynadılar. Final sahnesini sabaha karşı çekecektik. Önceki gece onlara “Arkadaşlar, yarınki finalimiz bu değil, bu” dedim. İkisi de inanılmaz itiraz etti. Burak Can bir sigara yaktı.
Kemal hikâyeye çok inanan, onu özümseyen ve karakterin nereden nereye gideceğini bilerek jestleriyle, mimikleriyle bir yolculuk kuran bir oyuncu. Daha önce Sirayette birlikte çalıştığımız için onu tanıyordum. Kemal’i verdiğim daha umutlu finale inandırmakta zaten çok zorlanmıştım. İnandıktan sonra o inancı kırmak da kolay olmadı.
Fakat Kemal’in, İsmet’in Dogo’yu hayatından çıkarabileceğini önceden bilmesini istemedim. Bilseydi çok küçük anlarda, hatta İsmet’in Dogo’ya bakışlarında bile bunun ipuçlarını hissedebilirdik. İsmet, “Dogo bana ne yaparsa yapsın onu hayatımdan çıkaramam” düşüncesine gerçekten inanmalıydı.
Dogo da “Ben ne yaparsam yapayım İsmet benden vazgeçemez” özgüveniyle hareket etmeliydi. Bu nedenle Kemal ile Burak Can’ın finali bilmemesi benim için elzemdi.
Çekimler üç hafta sürdü ve ekibimiz bu sırrı sakladı. Kostüm, sanat, görüntü ve yönetmen yardımcılığı ekiplerinden hazırlık yapması gereken kişiler gerçek finali biliyordu. Oyuncularla paylaştığımız senaryoda ise daha umutlu bir final vardı.
İsmet’in Dogo’dan duygusal olarak koptuğu asıl an hangisi? Annesini kaybettikten sonra yere uzandığı sahnede bir şeylerin kırıldığını hissettim. İsmet sanki hiç doğmamış olmayı istiyordu adeta.
Annesini kaybettikten sonra yere uzandığı sahne, İsmet’in travmasının tamamlandığı an gibi. Ancak bu travmanın asıl tetiklendiği yer, araçta Dogo’yu uyardığı sahne.
Bütün yaşananlara rağmen İsmet’in derdi hâlâ Dogo. Onun için endişeleniyor ve “Dikkat et” diyor. Dogo ise uyarıyı düşünmek yerine İsmet’in üzerine giderek “Bunu kimseye söyledin mi?” diye soruyor.
İsmet şaşırıyor çünkü zaten Dogo için endişelendiğini düşünüyor. Buna karşılık Dogo, ettikleri yemini hatırlatıyor ve onu sorguluyor. İsmet o anda “Benim bu adam için hiçbir kıymetim yok” duygusuna ulaşıyor. Asıl terk edildiğini hissettiği ve Dogo’dan koptuğu yer orası.

Filmin adı Ölü Köpekler Isırmaz. Bu ifade hikâyedeki suç sistemi bakımından ne anlatıyor?
Bu sisteme dişini gösteren her türlü tehdidin ortadan kaldırılması gerekiyor. Film boyunca sisteme ihanet edenlerin cezalandırıldığını görüyoruz. İsmet ile Dogo da buna tanık oluyor.
İsmet, Dogo’nun başına ne gelebileceğini öngördüğü için onu uyarmaya çalışıyor. Lunaparkta dans ettikleri sahneden sonra sistemin adamları Dogo’yu çağırdığında İsmet dışarı çıkıyor ve onun başına bir şey gelmesinden deli gibi korkuyor. Bütün yaşananlara rağmen Dogo hâlâ onun için kıymetli.
Filmin adı da bu sistemin mantığını taşıyor. Sistem açısından etkisiz hâle getirilen, susturulan ya da ortadan kaldırılan bir tehdit artık ısıramaz.
Lunaparktaki gondol sahnesi, hiç konuşulmadan İsmet’in dönüşümünü hissettiriyor. Bu sahneyi nasıl tasarladınız?
O sahneyi çok seviyorum. Yazarken de severek yazdım çünkü tek kelime edilmemesine rağmen güçlü bir duygu taşıyor.
İsmet’in dönüşümünün ilk işaretlerini orada görüyoruz. Kostümü ve bakışları değişiyor. Hemen öncesinde sisteme dâhil olabilmek için kendince bir şeyleri kanıtladığını düşünüyor. Elbette yaptığı şey bir başarı değil, kötü bir şey. Fakat İsmet kendisini ilk kez bir şeyi başarmış gibi hissediyor.
Gondola bindiğinizde yaşanan hafif bir korku ve ürperti vardır. İsmet de bunu hissediyor ama belli etmemeye çalışıyor. Dışarıya daha güçlü bir görüntü verirken içindeki kırılganlık devam ediyor.

Zorlu çekim sürecinden aklınızda kalan en unutulmaz an hangisiydi?
Film çekmeye başladığınızda her şey ters gider. Bu, işin kuralı gibi. Eğer hayattaki işaretleri okuyan biri olsaydım, karşılaştığımız aksiliklere bakıp bu filmi yapmamam gerektiğine inanabilirdim. Şartları zorlayarak ve bazı riskleri alarak filmi tamamladık. Psikolojik olarak da zor bir setti.
Filmde çok fazla araç sahnesi var ve araçları çoğunlukla İsmet kullanıyor. Kemal de çekimlerden önce otomobil, kamyonet ve kamyon kullanmak için pratik yaptı.
Dönüşüm tesisinden çıktıkları sahnede Kemal’in yüzü kan içinde ve kamyonun içinde çok yoğun bir performans sergiliyor. Biz de iki araçla kamyona eşlik ediyoruz. Ben öndeki araçta, monitörden oyuncuları izliyorum.
Kemal karakterden çıkmadan oynarken bir süre sonra yola bakmayı bıraktı. Dogo’ya dönmüş oynuyor ama kamyonu da kendisi kullanıyor. Monitörü bıraktım ve arkaya baktım. Kamyon yoldan çıkmış, ağaçlara doğru gidiyordu.
Telsizden bir anda bağırsam direksiyonu sert kırabilir diye düşündüm. Onu karakterden de çıkarmadan, sakin bir sesle “İsmet, yola bak. İsmet, yola bak” dedim. Kemal yola baktı, Burak Can da durumu fark etti. Kamyonu toparlayıp yeniden yola girdiler. Buna rağmen oyunculuğa devam ettiler. “Tamam, kestik. İyi misiniz?” diye sordum. “Çok iyiyiz, tam karakterdeyiz” diyerek oynamayı sürdürmek istediler.
Kamyon sahibi ise olanları gördükten sonra Kemal’in aracı yeniden kullanmasına izin vermedi. Ters açıyı çekebilmek için şoföre İsmet’in kostümünü giydirdik ve direksiyona onu oturttuk. Kemal de kadrajın dışında yere uzanarak Burak Can’a repliklerini verdi. O planda İsmet’in yalnızca kostümünü görmemizin nedeni, direksiyonda aslında kamyon şoförünün bulunması.
Kamyonun yoldan çıkıp tekrar toparlandığı anı kamera içeriden kaydetmişti. İlk kurgu versiyonunda kullandık ama hikâye içinde kafa karıştırıcı göründüğü için sonradan çıkardık.
Benim gözümde tam bir aksiyon sahnesiydi. Fakat bütün bu hikâyeden çıkarılacak asıl sonuç şu: İş güvenliği çok önemli.


Bir yanıt yazın