,

Endüstri Konuşamaları #7: Beyaz Perdeden Yıldızlara: Çalı Köy Filmleri Festivali ile Söyleşi

Çalı Köy Filmleri Festivali 2025 ekip fotoğrafı

Çalı Köy Filmleri Festivali‘nin çok masalsı bir kuruluş hikayesi var: 1934 yılında köylüler, Aysel, Bataklı Damın Kızı filmini çekmek için Çalı’ya gelen sinemacılara evlerini açarlar. Sinemanın büyüsüyle tanışan yerel halk için bu deneyim öyle dönüştürücü olur ki yıllar sonrası için bile sinemaya duydukları sevgi baki kalır. 

İşte seyirci ile böylesi otantik bir bağa sahip olan festival bu yıl, 10. Kez Bursa/ Çalı’da düzenlenecek. Filmler için başvurular 19 Haziran 2026’ya kadar devam edecek.

Film gösterimleri, söyleşiler ve katılımcılara özel etkinliklerin yanı sıra bu yıl 2. Ulusal Disiplinlerarası Sinema Sempozyumu da gerçekleştirilecek. 

Çok yönlü ve girişimci bir yerde duran bu festivalin yarışma koordinatörü, Sezer Ağgez ve sempozyum düzenleme kurulundan Ali Gençoğlu ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Keyifli okumalar dileriz… 

çalı köy filmleri festivali gece açık hava gösterimi
Fotoğraf: Çalı Köy Filmleri Festivali

Katılımcılarımız, filmi seyircisiyle buluşturma eylemimizin kusursuz olması konusunda önemli bir yere sahipler.

Festival Yaklaşımı

Esra Kars: Önce festivalden başlayalım ☺  Genellikle festivaller, şehirlerde konumlanır ancak sizin festivaliniz Çalı’da. Festival ve köy ilişkisini nasıl tanımlarsınız?

Sezer Ağgez: Tabii en başta Çalı’dan alelade bir köy olarak bahsetmemekle başlayabilirim. Çalı, Türkiye’nin ilk köy filmi olan Aysel: Bataklı Damın Kızı filminin çekildiği yer ve günümüzde hala var olan birtakım mekânlarla filmin ruhunu taşıyor. Bununla birlikte Çalı insanı da bir gen aktarımı olmuş olacak ki her sene festivali sahipleniyor ve harika bir ev sahipliğine imza atıyor. 

Hiç şüphesiz katılımcılarımızın önemli bir kısmı Çalı’dan ve hem seyir hem de etkileşim noktasında en büyük destekçilerimiz olarak konumlanıyorlar. Bu açıdan bakıldığında festivalin birincil işlevlerinden biri olan filmi seyircisiyle buluşturma eylemimizin kusursuz olması konusunda önemli bir yere sahipler.

Öte yandan her sene Çalı’da güzel yemekler yememize vesile olduklarını da ayrıca eklemeliyim. 🙂  Kısacası bu güzel iş birliği festivalimizi yukarı taşımamız için en önemli kozlarımızdan biri.

Burada yaşadığımız 3 gün unutulmaz bir sinema ritüeline dönüşüyor.

çalı köy filmleri festivali gece açık hava gösterimi
Fotoğraf: Çalı Köy Filmleri Festivali

E.K.: Pek çok festivalin aksine siz, açık havada filmleri gösteriyorsunuz. Kuruluş hikayesiyle paralel olarak açık hava sinemasının eski zamanları da çağrıştıran romantik bir havası da var gerçekten. Bir salon yerine açık havada bu deneyimi paylaşmak katılımcılar arasında nasıl bir deneyime dönüşüyor? 

S.A.: Ben de ilk katıldığımda bir gönüllü olarak şunu net hissettim: ülkemizin net bir şekilde tematik festivallere, sinemamızın ise yenilikçi veya deneyim vaat eden bu gibi festivallere ihtiyacı var. Yenilikçi demem yadırganabilir fakat ülkemizde 1-2 denemenin dışında bu denli uzun soluklu olan ve doğa-sinema ilişkisini net bir şekilde vaat eden çok az festival var.

İnsanlar buraya bir çeşit ritüel gibi geliyorlar, burada konaklıyorlar ve 3 gün boyunca gece gündüz sadece sinemanın konuşulduğu bir ortamda hem dinlenme şansı elde edip hem de yılın önemli filmlerini izleme fırsatı ediniyorlar. Bu açıdan konaklayan dostlarımız için bence eşsiz bir deneyim ki üstüne sizin de altını çizdiğiniz gibi yıldızların altında film izleme eylemi eklenince burada yaşadığımız 3 gün unutulmaz bir sinema ritüeline dönüşüyor. 

Bu zaten geleneklerimizde olan bir eylem. Açık hava sinemaları her zaman ilgi odağı olmuş, zamanında deneyimlemeyi başarmış her yetişkinin iyilikle güzellikle hatırladığı bir eylem olarak belleklerimizde yerini almıştır. Bunu yaşatacak imkanlara sahip olmamız çok değerli. Bunun için Çalı Köy Filmleri Festivali’ni var eden kurucu üyelerine teşekkür etmek isterim.

Ellerindeki fırsatı değerlendirmek için harcadıkları enerji bugün 10. yılını kutlayan ulusal bir eyleme dönüştü. Bugün ise Nilüfer Belediyesi ve ÇEKÜDER işbirliğinde güçlü bir yapıyla var olmaya devam ediyor.

Çalı Köy Filmleri Festivali’nden verim alma rehberi

E.K.: Gerçekten Çalı’da konuklar tabiatla iç içe, samimi ve sinema dolu bir festival deneyimi yaşıyorlar. Peki sizce doğa ve sanat ilişkisini birbirini nasıl destekler?

S.A.: Çalı çok izole bir ortam sunuyor. Tabii bazı gerçekleri kabul etmek ve saygı göstermek lazım: Her şeyden önce halka açık ve ücretsiz bir festivaliz. Bu sebeple genel kitlemizi düşünerek bir program yapabilmeyi ve günübirlik film izlemeye gelen seyircimizin de bundan memnun kalmasını çok önemsiyoruz.

Fakat bana göre Çalı’yı önemli kılan şey ise ana program dışında kalan zaman. Hatta bunu bir “Çalı Köy Filmleri Festivali’nden verim alma rehberi” olarak düşünelim. 

Bir kere bu zamanın dışında çok izole bir sinema ortamı oluşuyor dediğim gibi. İnsanlar filmlerini yahut izlediklerini ortamın sunduğu rahatlıkla ve zamansal bollukla saatlerce masaya yatırabiliyor; kaostan uzak ve acelesi olmadan oldukça verimli bir sinema etkileşimi inşa edebiliyor.

Ve ayrıca bunu doğadan kopmadan yapabiliyor. Yazın ortasında yakaladıkları akşam serinliğinde, sabah vaktinde, ağaç kokusu soluyarak yapabiliyor. Bunun önemli bir zenginlik olduğunu düşünüyoruz.

İlaveten zihin rahatlatıcı aktiviteler aracılığıyla da katılımcı dostlarımızın rahatlamasına katkı sunmaya çalışıyoruz. Çalı’da her sabah yoga mutlaka olur. Yoganın ardından ise çeşitli atölyelerle de hem gündüz sıcağında geçen boş vakti bir şekilde verimli hale getirmeye hem de insanların yaşamsal streslerinden biraz olsun uzaklaşmasını sağlamaya çalışıyoruz.

Festival olarak en önceliklediğimiz 3 unsur telif, seyirci ve iletişim.

çalı köy filmleri festivali açık hava
Fotoğraf: Çalı Köy Filmleri Festivali

E.K.: Belirttiğiniz üzere sinemanın kimi zaman kaotik bir yapısı olabiliyor. Nitekim bu yapılardan biri de adı konmayan bir hiyerarşiden kaynaklı. Seyirciler, sinemacılar ve festival organizatörleri arasında genellikle bir ast üst ilişkisi oluyor. Ancak bu festivalde hiyerarşinin tamamen ortadan kalktığını görüyoruz. Siz sinemadaki bu hiyerarşiyi nasıl yorumluyorsunuz ve festivaller bunu nasıl kırabilir?

S.A.: Konseptimizin getirdiği bazı kolaylıklar var tabi bunu aşmamızda. Ama her şeyden önce bunu aşmayı isteme ilkesine sahip olmak gerekiyor diye düşünüyorum. 

Öncelik bu olunca konseptimizden aldığımız güçle bu alanları iyileştirmeye girişebiliyoruz. Bu konuda en büyük referansımız son birkaç senedir yarışmamızda ağırladığımız yönetmen arkadaşlarımızdır. Her biri mutlu ayrılsın diye insanüstü çaba gösteriyoruz; sağ olsun onlar da eksikliklerimizi yapıcı bir şekilde bizimle paylaşıp gelişmemize katkı sağlıyorlar.

Bence bir film festivali karşılıklı iletişimden yoksun geliştirilmeyi bırak, inşa edilemez; edilmemeli de. Ancak günümüzde özellikle bazı majör festivallerin kısa filmlere karşı tutumu bize gösteriyor ki sinemayı ve sinemacının dertlerini dert etmeden de film festivali yapılabiliyormuş.

Biz insanların “Orada lobicilik çok, boşa katılma.”, “Yönetmene saygısı yok.”, “Gösterim imkanları kötü.” gibi tanımladığı bir festival olmak istemiyoruz ve attığımız her adımı yönetmen dostlarımızdan aldığımız geri bildirimlerden yola çıkarak atıyoruz. Şahsen bir yönetmen olarak her festivalin yönetmenle ilişki kurmasıyla bazı şeyleri aşabileceğimize inanıyorum.

Her ne kadar günümüzde bir festivali gerçekleştirmek bile oldukça zor olsa da konfor alanından festival yapmanın toplumsal etkisinin zayıf olacağına inanıyorum.

Film festivallerinin en başta demokratik bir zemini olması gerektiğini düşünüyorum.

E.K.: Hazır toplumsal etkiden söz etmişken bir festivalin bağımsız sinemanın ilerlemesi yönünde nasıl bir görev üstlenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz? Özellikle yeni sinema sanatçıları için nasıl bir ortam sağlanması gerekir?

S.A.: Film festivalleri bağımsız sinemanın en güçlü gösterim alanlarıdır. Bu sebeple film festivallerinin en başta demokratik bir zemini olması gerektiğini düşünüyorum.

Bu bağlamda eşit gösterim imkanları, adil telif ücretleri ve yönetmene saygı bence her festivalin temelde sahip olması gereken en önemli faktörler. Biliyorsun ülkemizde çok ciddi bir telif sıkıntısı var. Festivaller telif ödemiyor ve toplum olarak telif ödemeyen festivalleri eleştirmekten geri duruyoruz.

Türk sinema topluluğu olarak öncelikle bu festivalleri yapıcı bir dille uyarmamız ve yaklaşımlarını demokratik, adil bir zemine çekmelerini sağlamalıyız. Bu da topluluk olarak bizim kendimize karşı sorumluluğumuz olmalı ancak görüldüğü üzere maalesef oradan da biraz uzağız. 

Öte yandan türler ve metrajlar arası eşitlik de bence oldukça önemli. Bugün Türkiye’nin en büyük festivallerinden biri belgesel türünü nereye koyacağını bilemediğinden her sene başka bir formülle ortaya çıkabiliyor. Yön gösterici olması gerekirken kafa karıştırıyor. Birkaç yıl önce kendi türüne özgü yarışması olan belgesel filmler bugün birkaç kategoride karşımıza çıkabiliyorsa küçük ölçekli festivallerde önünü alamayacağımız adaletsizliklerle karşı karşıya kalırız ki yine her festivalin kendi kuralını metrajını ve türünü yarattığı bir dönemden bu projeksiyonu yapıyoruz.

Günün sonunda her yanlış karar sinemamızın geleceğine doğrudan etki ediyor, olan sinemacıya oluyor. 

Bununla birlikte kısa metraj için de en önemli kanalların başında festivaller geliyor. Fakat onlarca ödüller alan filmler dahi bu festivallerden yeni filmini finanse edemiyor. Ortada devamlı zarar eden bir denklem var ve filmciler her zaman başka şekilde filmlerine finans planı yapmak zorunda bırakılıyor.

Yadırgayanlar olacaktır ama basitçe düşünelim: ortalama 50 festivalde gösterilen bir film festival başı 10 bin TL telif ücreti alsa bir sonraki filmi için önemli düzeyde fayda sağlamış olmaz mı? Bir disiplin haline gelebilmesi için kısa filmcinin hayatını oradan kazanmasa dahi finansal bir sürekliliği olması gerekir. Bu olmadıkça maalesef sürdürülebilirliğimiz zedeleniyor ve sahnemizden önemli isimleri kaybediyoruz. 

Çalı’nın sinema belleğimizdeki yerini güçlendirmeyi hedefliyoruz.

çalı köy filmleri festivali açık hava orkestra konseri
Fotoğraf: Çalı Köy Filmleri Festivali

E.K.: Peki şimdiki zamandan gelecek zamana geçecek olursak festivaliniz için nasıl projeleriniz var? Bu festivalin nasıl bir konuma gelmesini istiyorsunuz?

S.A.: Festivalimizde 10. yılımıza girerken en büyük isteğimizin bir önceki seneden bir adım öteye gitmek olduğunu rahatça söyleyebilirim.

Açıkçası bir noktada çok şanslıyız; arkamızda güçlü bir kurum olarak Nilüfer Belediyesi var. Başta Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Müdürü Nurgül Işık Hanımefendi olmak üzere kültür müdürlüğündeki herkes bu festival için canını dişine takarak çaba gösteriyor. Ve en önemlisi festivali geliştirme noktasında son derece açık görüşlü ve cesaretli bir yaklaşım gösteriyorlar. 

Bununla birlikte festivali var edip sürdürülmesinde katkısı olan bir diğer güçlü kurum olan Çalı Çevre ve Kültür Derneği’ni de es geçmemek gerekiyor. Başkanımız Sadık Emre Sakin ve genç ekibi festival için büyük şans.

Halihazırda Çalı’lı olan ve Çalı’da yaşayan bu ekiple belediyenin gücü bir araya gelince ortaya harika bir sinerji çıkıyor. Bizler de zaten ortaya çıkmış bu sinerjinin sinema endüstrisiyle ilişkisini geliştirmek düşüyor.

Ekip olarak daha önce de söylediğim gibi önemsediğimiz bazı konular var ve her sene ilk bunları konuşuyoruz. Bunlardan ilk söyleyeceğim şey herhalde bir alışkanlık olarak telif ödemeyi benimsemeye çalışmamızdır.

Bu bağlamda 10. yılımız için bildiğim ve duyduğum kadarıyla Türkiye’deki en yüksek telif ücretlerinden birini ödemeyi kararlaştırdık. Böylelikle yarışmamıza katılan ekiplerin ekonomik meseleyi hiç düşünmeden, bir nebze olsun katkı sağlayacağımızı bilerek festivalimize gelmesini umuyoruz; bir başka deyişle para için yarışılsın istemiyoruz. Bu şahsen festivalimiz adına benim en çok övündüğüm şeylerden biridir.

Öte yandan uzun metraj programımızı da hassasiyetle inşa ediyor ve türler arası eşitliğe önem veriyoruz. Kurmaca uzun filmlerle birlikte belgesel filmler de gösteriyoruz ki genel seyirci kitlemiz de bu yaklaşımımızdan oldukça memnun olacaklar ki sağ olsunlar yönetmen misafirlerimizi yalnız bırakmıyorlar. 

Son olarak planladığımız yan etkinliklerden bahsedebilirim ki bunların başında sabah yogaları, çocuk, genç ve yetişkin atölyeleri, akademik etkinlikler ve partnerlerimiz tarafından organize edilen kısa film seansları iyi örnekler olacaktır.

Son iki yılda ise sinema ile ilişkimizi akademik boyuta taşıma hedefiyle sempozyum düzenliyoruz ki yönetmenlerimiz için gösterdiğimiz hassasiyetin bir benzerini hocalarımız için de göstererek Çalı’nın sinema belleğimizdeki yerini güçlendirmeyi hedefliyoruz.

2. Ulusal Disiplinlerarası Sinema Sempozyumu

Festivale bağlı bir büyük akademik etkinliğin olmasının festivale değer katacağını düşündük.

E.K.: Gelelim sempozyuma ☺ Geçtiğimiz yıl disiplinlerarası bir sempozyum düzenlediniz. Böylece bir film festivali için çok önemli bir girişimde bulundunuz. Bunun diğer film festivallerine de örnek teşkil etmesini umut ediyoruz. Bize biraz sempozyumdan bahsedebilir misiniz? Bu fikir hangi ihtiyaçtan dolayı ortaya çıktı?

Ali Gençoğlu: Sempozyum fikrinin tohumları festivaldeki akademik program ile atıldı diyebiliriz. Festival kapsamında yaklaşık dört yıldır akademik bir program düzenliyoruz.

Akademik program, festivaldeki diğer atölye etkinlikleri gibi ortalama 1-1,5 saat süren ve belli bir temayı içeren akademik sunumlarla ve sonrasında söyleşiyle devam eden bir etkinlik oluyor. Etkinliğin ilgi görmesiyle birlikte, festivale bağlı bir büyük akademik etkinliğin de olmasının festivale değer katacağını düşündük. 

Bir de şöyle bir durum var; festivale hem etkinlikler-atölyeler hem akademik program hem de kısa film yarışması ve seçkisinde destek veren koordinatörler arasında akademisyenler var Sezer gibi, benim gibi… Birçok arkadaşımız da lisansüstü akademik kariyerlerine devam ediyorlar. Bu enerjiyi ve networkü festivalin büyümesi için değerlendirmemiz gerektiğini düşündük. Bir anlamda bu sempozyum fikri kaçınılmaz gibiydi. Ortak noktası sinema olan, akademik kriterleri yüzde yüz sağlayan, çeşitli disiplinlerden insanları bir araya getiren bir akademik sempozyum tasarlamış olduk. 

Bilim kurulumuza ufak bir göz atmanız bile sempozyumu ne derece ciddiye aldığımızı gösterir diye düşünüyoruz. Düzenleme kurulumuzun daimî bir ekibi var. Bu sene sempozyumun düzenleme kuruluna ise Prof. Dr. Aydan Özsoy başkanlık edecek. Kendisine teşekkür ediyoruz.

Bununla birlikte bu sene bir yeniliğe daha gidiyoruz ve festival kapsamında poster akademik sunumları video-makale olarak kabul ediyoruz. Onun da kabul koşullarını web sitemizde yayımladık. Böylece alana dair daha çeşitli üretimlere sempozyumumuzda yer vermiş olacağız.   

Festivali, kamplı etkinliğe gelen sinefilleri ve akademikleri Çalı’da bir araya getirmiş oluyoruz.

E.K.: Bu sempozyumun festivaliniz ile nasıl bir ilişkisi var? Siz; festival, saha ve akademi arasındaki bağlantıyı nasıl tanımlarsınız?

A.G.: Sempozyumumuz bu açıdan da farklı bir yapıya sahip. Akademisyenlerin sadece akademisyenler için ürettiği elit bir bilginin ortaya çıkmasını değil sempozyum katılımcılarının kentin halkıyla bütünleşmesini ve bilginin serbest dolaşımının sağlanmasını garanti altına almak için herkese açık ve popüler etkinlik mekânı olan Nilüfer Pancar Deposu’nu kullanıyoruz. Nitekim geçen sene bir akademik etkinliğe göre hem katılımcı hem de izleyici kitlesinde bu fark kendisini gösterdi.

Hemen festivalin bir önceki günü sempozyumun yapılıyor olması da sonrasında akademisyenlerin festivale katılma isteğini arttıran bir motivasyon oluyor. Böylece festivali, kamplı etkinliğe gelen sinefilleri ve akademikleri Çalı’da bir araya getirmiş oluyoruz. Bunun bir uzantısı da festivaldeki akademik programda kendini gösteriyor ve popüler, etkileşimli bir akademi alanı yaratmayı belli oranlarda başarmış oluyoruz.  

Çalı Köy Filmleri Festivali ekibine, sinemamıza verdikleri tüm desteklerden dolayı teşekkür eder, güzel bir festival süreci geçirmelerini dileriz. 

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir Cevap Yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin