Endüstri Konuşmaları #1: Batuhan Zümrüt ile Film Festivallerinde PR ve Strateji

Batuhan Zümrüt ZB Medya Endüstri Konuşmaları röportaj portre. PR İletişim

Sinema üzerine konuşurken çoğu zaman filmlerin hikâyelerini tartışıyoruz. Oysa görünmeyen ama belirleyici bir alan daha var: endüstri. Bir filmin ve festivalin PR süreci nasıl başlar? Festival yolculuğu nasıl stratejik olarak inşa edilir? Büyük organizasyonlarda kritik kararlar hangi dinamiklerle alınır?

Jeoloji mühendisliğinden kültür-sanat iletişimine uzanan kariyeriyle ZB Medya İletişim’in kurucu ortağı Batuhan Zümrüt, tam da bu görünmeyen alanda üretim yapıyor.

2009’dan bu yana sanatçılar ve festivallerle çalışan; basın, halkla ilişkiler ve konsept geliştirme süreçlerini yöneten Zümrüt, ZB Medya İletişim ve Barcelona merkezli Sezen Entertainment ile iletişimi uluslararası bir hatta taşıyor. Endüstri Konuşmaları serimizin ilk söyleşisinde sinemanın kamera arkasındaki stratejik alanlarını konuştuk.

Jeoloji mühendisliğinden kültür-sanat iletişimine uzanan yolculuğunda kendini bugün nasıl konumlandırıyorsun? Sinema ile kurduğun ilişkiyi nasıl tarif edersin?

Kendimi bildim bileli kültür sanatın içindeydim. Özellikle tiyatronun… Üniversite yıllarımda ise fotoğrafçılık alanında kendimi geliştirdiğim bir dönem var. Ve bu benim oldukça ufkumu, bakış açımı ve vizyonumu geliştirdi. Haliyle networkümü de. Bana hiç beklenmedik yollar açtı.

Bugün kendimi sinemanın yaratım alanında değil ama onun dolaşım alanında konumlandırıyorum. Yani hikâyenin üretildiği yerde değil, o hikâyenin nasıl bir etki alanı oluşturacağını belirleyen noktada duruyorum. Jeoloji mühendisliği eğitimi aslında bana analitik düşünme, sistem okuma ve yapı kurma refleksi kazandırdı. Bugün yaptığım işte de benzer bir yaklaşım var: sinema ekosistemini bir yapı olarak okuyorum.

30 yaşındaydım ve kurumsal iletişim dünyasında ilerlerken şunu fark ettim: üretim var ama etki yok. Bunu kurumsal bir şirkette iletişim departmanında çalışırken fark ettim.

Kurumsal hayattan kültür-sanat alanına geçişinde belirleyici bir kırılma anı var mı? Bu kararı tetikleyen somut bir eşik ya da dönüm noktası oldu mu?

Bu bir anda alınmış romantik bir karardı. Bir yön kaymasıydı. 30 yaşındaydım ve kurumsal iletişim dünyasında ilerlerken şunu fark ettim: üretim var ama etki yok. Bunu kurumsal bir şirkette iletişim departmanında çalışırken fark ettim. Daha fazla etki yaratmak, daha fazla fikrimi hayata geçirmek adına söylüyorum. Dönüm noktası ise iletişimin sadece destekleyici bir alan değil, başlı başına yaratıcı bir üretim alanı olduğunu fark ettiğim andı.

Festival PR’ı, film PR’ı, bireysel imaj yönetimi ve sosyal medya danışmanlığı gibi farklı alanlarda çalışıyorsun. Bu başlıklar içinde seni en çok besleyen, üretim enerjini en fazla harekete geçiren alan hangisi?

Bu zaman zaman değişti iş hayatımda. Şu sıralar festival ve film PR’ı açık ara. Çünkü ikisinin de iletişimi tek katmanlı değil. Onlarca anlatıyı aynı anda yönetebilme şansınız var. Çok katmanlı yapı sürekli düşünmeyi gerektiriyor ve bu da üretim enerjimi besliyor.

ZB Medya ekibi Antalya Altın Portakal, Endüstri Konuşmaları röportaj

Başlıca hangi film festivallerinin PR süreçlerinde yer aldın? Altın Portakal, Boğaziçi Film Festivali ve Engelsiz Filmler deneyimi sana Türkiye’deki sinema endüstrisinin yapısı hakkında ne gösterdi?

Ortağım Berk Şenöz ile ajansımızı kurduğumuz yıl Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin iletişim ekibinde yer aldık. 2 yıl boyunca bizim için inanılmaz bir okul gibi oldu. Günümüze kadar yaklaşık 60’a yakın festival iletişimi yürüttük.

Bu deneyimler bize Türkiye’de sinema üretiminin aslında oldukça canlı ve dinamik bir yapıya sahip olduğunu gösterdi. Türkiye’de güçlü bir yaratıcı potansiyel var. Yönetmenler, yapımcılar ve yeni kuşak sinemacılar hem yerel hikâyeler anlatma konusunda hem de evrensel bir dil kurma konusunda oldukça cesur ve üretkenler. Festival ortamlarında bunu çok net görüyorsunuz; yeni fikirler, farklı anlatı biçimleri ve güçlü bir bağımsız sinema enerjisi sürekli ortaya çıkıyor. Aynı zamanda festivallerin sadece film gösterim alanları olmadığını, sektör için bir buluşma noktası olduğunu da görmek mümkün. Yönetmenlerin, yapımcıların, eleştirmenlerin ve izleyicilerin aynı ortamda buluşması sinemanın kültürel dolaşımını güçlendiriyor. Türkiye’de festivaller bu anlamda önemli bir kültürel platform işlevi görüyor. Bizim için bu deneyimler Türkiye sinemasının aslında oldukça güçlü bir potansiyele sahip olduğunu ve doğru stratejik iletişimle uluslararası alanda da çok daha görünür olabileceğini gösterdi. Yani ortada güçlü bir üretim var; önemli olan bu üretimin doğru platformlarda ve doğru anlatıyla dünyaya ulaşmasını sağlamak.

Türkiye’deki festival PR yaklaşımı ile yurtdışındaki uygulamalar arasında gözlemlediğin en belirgin farklar neler? Uluslararası festivallerde daha görünür olmayı hedefliyor musunuz?

Türkiye’de festival PR’ının son yıllarda giderek daha profesyonel ve planlı bir yapıya kavuştuğunu düşünüyorum. Program duyurularından medya ilişkilerine kadar iletişim süreçleri artık daha stratejik yürütülüyor. Yurtdışındaki festivallerde ise en belirgin fark çoğu zaman ölçek ve uzun yıllara dayanan uluslararası ağlar. Ancak Türkiye’deki festivaller de son dönemde bu ağlarla daha fazla temas kurmaya ve strateji geliştirmeye başladı. Bizim için uluslararası görünürlük her zaman önemli. Çünkü sinema zaten doğası gereği sınırları aşan bir alan. Türkiye’deki güçlü üretimin uluslararası festivaller ve sektör profesyonelleriyle buluşmasını sağlamak, yaptığımız işin önemli bir parçası.

Bizim için kriz yönetiminde en önemli şey iletişimin merkezini kaybetmemek. Önce ekip içinde durum netleştirilir, ardından medya ve kamuoyu için açık ve sakin bir iletişim dili oluşturulur.

Bir festivalin PR süreci sana göre nerede başlar? Bu sürece ortalama ne kadar zaman ayrılır? Köklü festivallerin yerleşik dili ve kültürü varken yeni strateji geliştirirken bu dile ne ölçüde sadık kalırsınız?

Bence bir festivalin PR süreci festival programı belli olduğunda değil, festivalin o yıla ait tarihi belli olduğu andan itibaren başlamalı. Çünkü festival iletişimi yalnızca etkinliği duyurmakla ilgili değildir; festivalin o yıl nasıl bir hikâye kuracağını, hangi temaları öne çıkaracağını ve nasıl bir kültürel atmosfer yaratacağını anlatmakla ilgilidir. Bu yüzden iletişim stratejisinin program ve içerik düşünülürken paralel olarak kurgulanması çok daha sağlıklı sonuç verir. Bu zaman dilimi içinde festivalin anlatısı netleştirilir, medya ilişkileri planlanır, uluslararası iletişim ağı kurulur ve sosyal medya dili kademeli olarak oluşturulur. Böylece festival yalnızca etkinlik günlerinde değil, öncesinde de konuşulan ve merak edilen bir kültür olayı haline gelir.

Köklü festivallerde ise iletişim stratejisi geliştirirken en önemli nokta festivalin yıllar içinde oluşmuş kimliğine saygı duymaktır. Her festivalin kendine ait bir tonu, hafızası ve kültürel dili vardır. Yeni stratejiler geliştirirken bu yerleşik dili tamamen değiştirmek yerine onu güncel iletişim dinamikleriyle buluşturmak gerekir. Yani amaç festivali yeniden icat etmek değil, mevcut kimliğini daha güçlü ve çağdaş bir anlatıyla görünür kılmaktır. Bu denge kurulduğunda festival hem geleneğini korur hem de yeni izleyici kuşaklarıyla bağ kurmaya devam eder

Batuhan Zümrüt Berk Şenöz, Sezen,ZB Medya Endüstri Konuşmaları röportaj fotoğraf. PR İletişim

Amaç sadece filme bir gösterim alanı bulmak değil, filmin anlatısını en doğru bağlamda görünür kılmak.

Dönüşen medya dünyasına uyum sağlamak için nasıl stratejik adımlar atıyorsunuz? Dijitalleşme sürecinde festivalin kendi kimliğini korumak hangi zorlukları beraberinde getiriyor?

Dönüşen medya dünyasına uyum sağlamak için iletişimi artık tek bir kanal üzerinden değil, daha çok yönlü düşünmek gerekiyor. Geleneksel basın ilişkileri hâlâ önemli ama bunun yanında sosyal medya ve online platformlar da festival iletişiminin önemli bir parçası haline geldi. Biz de festival öncesinde program duyuruları, konuk haberleri ve kısa içeriklerle festivali dijital ortamda daha görünür kılmaya çalışıyoruz.

Büyük organizasyonlarda kriz neredeyse kaçınılmaz. Böyle anlarda stratejik refleks nasıl şekillenir?

Böyle durumlarda ilk yapılması gereken şey hızlı ama kontrolsüz bir tepki vermek değil, önce durumu net bir şekilde anlamak ve doğru bilgi akışını sağlamak oluyor. Bizim için kriz yönetiminde en önemli şey iletişimin merkezini kaybetmemek. Önce ekip içinde durum netleştirilir, ardından medya ve kamuoyu için açık ve sakin bir iletişim dili oluşturulur. Çünkü kriz anlarında panik yapmak yerine doğru çerçeveyi kurmak çok daha etkili oluyor. Çoğu zaman doğru ve şeffaf bir iletişimle krizlerin büyümeden yönetilebildiğini gördük. Bu nedenle stratejik refleks dediğimiz şey aslında hızdan çok denge ve doğru mesajı kurabilme meselesi.

Çoğu zaman iletişim, festival takvimi yaklaştığında hızlanan bir süreç olarak görülüyor. Oysa festival PR’ı yıl boyunca devam eden bir anlatı kurma meselesi

Cannes, Berlinale ve Sundance gibi festivallerin kendine özgü konumlanmaları var. Bir filmin festival yolculuğunu planlarken bu uluslararası konumlanmaları nasıl analiz ediyorsunuz? Festival seçimi başlı başına bir PR stratejisi midir? Ulusal festivallerde yürüttüğünüz süreçlerde de benzer bir konumlandırma yaklaşımı var mı?

Bir filmin uluslararası festival yolculuğu planlanırken her festivalin kendi kimliği ve konumlanması mutlaka dikkate alınıyor. Bir filmi hangi festivale göndereceğinizi belirlerken filmin dili, teması ve hedef kitlesiyle festivalin karakteri arasında doğru bir eşleşme kurmak gerektiğine inanıyorum.

Bu açıdan bakıldığında festival seçimi gerçekten başlı başına bir PR stratejisidir. Bir filmin hangi festivalde prömiyer yaptığı ya da festival yolculuğuna nereden başladığı, o filmin nasıl algılanacağını da büyük ölçüde etkiler. Doğru festival, filmin hem eleştirmenler hem de sektör tarafından daha doğru bir bağlamda görülmesini sağlar.

Benzer bir yaklaşımı ulusal festivallerde de uygulamak mümkün. Her festivalin kendi izleyici profili, program dili ve sektörel etkisi vardır. Bu yüzden ulusal festival süreçlerinde de filmi doğru platformla buluşturmak önemli bir stratejik karar haline geliyor. Amaç sadece filme bir gösterim alanı bulmak değil, filmin anlatısını en doğru bağlamda görünür kılmak.

Amacımız Türkiye’den projeleri İspanya’ya taşımanın yanı sıra İspanya’dan da projeleri Türkiye’ye taşımak ve iki ülke arasında ortak üretim alanları yaratmak.

Batuhan Zümrüt, Berk Şenöz İspanya Türkiye etkinlikleri

Türkiye’de film festivalleri PR’ının yeterince profesyonel ele alındığını düşünüyor musun? Festivallere olan ilginin azaldığı yönünde bir algı var. Bu ilgiyi güçlendirmek için nasıl stratejik kararlar alınmalı? Sektörün iletişim tarafındaki en büyük eksik nedir?

Türkiye’de festival PR’ının son yıllarda giderek daha profesyonel bir yapıya kavuştuğunu düşünüyorum. Özellikle büyük festivallerde iletişim süreçleri artık daha planlı ve stratejik şekilde yürütülüyor. Ancak festival iletişimi çok dinamik bir alan olduğu için sürekli gelişmesi ve yeni medya alışkanlıklarına uyum sağlaması gerekiyor.

Festivallere olan ilginin azaldığı yönünde zaman zaman bir algı oluşabiliyor, ancak ben bunun tamamen ilginin azalmasından çok iletişim biçimlerinin değişmesiyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Günümüzde izleyicinin dikkatini çekmek daha zor çünkü çok fazla içerik ve etkinlik var. Bu nedenle festivallerin yılın sadece belirli bir haftasında değil, yıl boyunca iletişim kuran kültürel platformlar haline gelmesi önemli. İzleyiciyle sürekli bağ kuran, programını ve hikâyesini daha erken anlatan festivallerin ilgiyi daha güçlü şekilde canlı tutabildiğini görüyoruz. Çoğu zaman iletişim festival takvimi yaklaştığında hızlanan bir süreç olarak görülüyor. Oysa festival PR’ı yıl boyunca devam eden bir anlatı kurma meselesi. Bu süreklilik sağlandığında hem festivalin görünürlüğü hem de izleyiciyle kurduğu bağ çok daha güçlü hale geliyor.

Barcelona’da kurduğunuz Sezen Entertainment’ın çıkış hikâyesi nedir? Türkiye–İspanya hattında kültürel üretimi nasıl konumlandırıyorsun? Yakın dönemde planladığınız projelerden kısaca bahseder misin? 

Barcelona’da Sezen Entertainment’ı kurma fikri aslında kültür ve sanat alanında uluslararası bir üretim hattı kurma düşüncesinden doğdu. Uzun yıllar Türkiye’de kültür-sanat ve eğlence iletişimi alanında çalıştıktan sonra, bu deneyimi İspanaya’da hem pr hem de organizasyon alanında farklı ülkelerle buluşturmanın hem yaratıcı hem de stratejik olarak önemli olduğunu düşündük. İspanya bu anlamda çok uygun bir ülke. Türkiye gibi hem güçlü bir kültür-sanat ve gastronomi ekosistemine sahip hem de uluslararası projelere oldukça açık bir ortam sunuyor. Bu nedenle Sezen Entertainment’ın dışında bir de İspanya Türkiye Kültür Derneği kurduk. 2025 yılının son çeyreğinde… Yalnızca bir etkinlik ya da prodüksiyon şirketi olarak değil, farklı kültürler arasında üretim ve iş birliği geliştiren bir dernek ihtiyacı olduğunu fark ettik ve böyle kurguladık.

Türkiye–İspanya hattını ise iki ülkenin kültürel dinamizmini bir araya getiren bir alan olarak görüyoruz. Türkiye’de çok güçlü bir yaratıcı üretim var; müzikten sinemaya, sahne sanatlarından görsel sanatlara kadar oldukça zengin bir kültürel alan söz konusu. İspanya ise bu üretimin Avrupa ile buluşabileceği önemli bir merkez. Ve Türkleri de çok seven bir ülke. Bu yüzden amacımız Türkiye’den projeleri İspanya’ya taşımanın yanı sıra İspanya’dan da projeleri Türkiye’ye taşımak ve iki ülke arasında ortak üretim alanları yaratmak.

Yakın dönemde yapmak istediğimiz özellikle sinema, tiyatro ve müzik alanında çok proje var. Bu ve benzeri projeleri hayata geçirmek için hem Türkiye’de hem de İspanya’da çok çalışıyoruz. Öncelikle Türk sinemasını, tiyatrosunu burada daha fazla kitlelere ulaştırmak için tasarladığımız projeler var. Sadece bunlarla sınırlı da değil. Müzik, resim ve hatta gastronomi alanında da projelerimiz hazır. Bunun yanı sıra bazı projelerle iki ülke arasındaki profesyonel ve akademik ilişkileri de güçlendirmeyi hedefliyoruz.

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir Cevap Yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin