Endüstri Konuşmaları #2: O’Film Route — Sinemayı Mekânda Yeniden Deneyimlemek

O'film Route ekibi, Mert Can Arık, Ali Gençoğlu, Nurşah Ferah. Söyleşi

Filmleri birer rota olarak ele alan ve seyirciyi bu rotaların içine davet eden O’Film Route, sinemayı mekânla buluşturan alternatif bir deneyim modeli sunuyor.

Ali Gençoğlu, Nurşah Ferah ve Mert Can Arık’ın kurduğu, filmlerin rotalarını haritalandırarak seyircilerle birlikte filmin geçtiği mekanları gezen O’Film Route ile tanışıyoruz. Ekipten Mert Can Arık ile endüstri konuşmaları serimiz kapsamında bir söyleşi gerçekleştirdik.

Keyifli okumalar dileriz…

Esra Kars: O’Film Route isminin hikayesiyle başlayalım. Bu ismin ve yazılışının nasıl bir hikayesi var?

Mert Can Arık: İsmin hikayesi esasında en başından beri hem Türkiye kökenli bir iş kurduğumuzu hem de uluslararası alana kendimizi taşımayı istediğimizi, bu yönde bir vizyona sahip olduğumuzu gösteren bir hikayeydi.

“O” zamiri bir filmi anlatırken sıklıkla başvurulan bir zamir. Hep “o film”den bahsederiz. Filmin adının bile kullanılmadığı yerlerde geçer bu zamir. “O” filmi izledin mi? “O” filmi ben de çok seviyorum gibi…

 “O” harfinin estetik görünüm ve yazılış şekli de çok uyumlu geldi bize. Kesme işaretiyle de bir aidiyeti, bir aileyi vurgulamaya çalıştık. -gillerden der gibi aslında. İngilizce başta olmak üzere birçok dilde soyadlarını, bir aileye aidiyeti işaretleyen kesme işaretinden, onun from anlamından esinlendik. Route da zaten rotayla eşdeğer. Böylece platformun ismi ortaya çıkmış oldu.   

Araştırmalarıma göre bu proje ODTÜ işbirliğinde Cinema & Route etkinliği ile başlıyor. Bu süreçte size ilham olan başka girişimler olmuş muydu? Projenin çıkış ve devamında nasıl bir “yol” izlendi?

Aslında hikaye biraz da dediğiniz gibi ODTÜ mimarlık bölümünde, onların proje ortakları olan Fransa’daki üniversiteyle yaptıkları yol filmleri etkinliğine dayanıyor. O zamanlar platformumuzun ismi ve planlarımız henüz belli değildi. Bu noktada en başından beri ekipte olan arkadaşlarımı anmam gerekiyor: Ali Gençoğlu ve Nurşah Ferah. Başlangıçta Emrah Öztürk ve Göktuğ Yaman’ın da bize büyük katkıları oldu… Onlarla birlikte bir yol ararken kendimizi bu projenin içinde bulduk.

Biz proje kapsamında bir video-essay kurguladık ve bir süredir yapmayı arzuladığımız bir işi gerçekleştirdik. Ankara’da geçen filmler dışında hiçbir görsel kullanmadan, dış ses aracılığıyla 1930’lardan 2010’lara kentin sosyolojik dönüşümlerini anlattığımız, üç bölümden oluşan bir çalışmaydı yaptığımız. Video kapsamında, sinema ve Ankara arasındaki iletişimi kurduk ve aslında projemiz için somut bir çıktı oldu elimizde. Ne yapmak istediğimizi çok net ifade eden, izlendikten sonraki geri dönüşlere bizim bile şaşırdığımız bir işti bu. “O’film”in şimdiki hali kafamızda az çok vardı ama o etkinlikle birlikte daha da netleşti diyebiliriz.

Filmlerin geçtiği mekanlara olan ilgi, sinefillere özgü bir şey.

O'film Route, katılımcılarla birlikte şehrin farklı yerlerinde film ve mekanı bir araya getiren görsel

Film ve yol yürümek arasında büyük bir bağ var. Bu bakımdan projenin kendisi bile bir metafor kuruyor aslında. ☺ Bu platformu yürümeye ikna eden film veya yol nedir?

Biz zaten Ankara’da geçen filmleri ara ara toplanıp yürüyorduk. Çünkü ekip olarak da yolda olmayı çok seviyoruz. Filmlerin geçtiği mekanlara olan ilgi, sinefillere özgü bir şey.

Aslında herkesin yürümek istediği bir rota ve film vardı başlangıçta. Ömer Kavur’u ekip olarak çok seviyoruz onu bir başlangıç olarak görebiliriz. Onun filmleri de yollarda ve otellerde geçer daha ziyade. Sevmek Zamanı her Büyükada ziyaretinde muhakkak tekrar tekrar çekilir, hiç şaşmaz. ☺ Buna Gece Yolculuğu için Kayaköy’de Aytaç Arman misali gezdiğimizi de not edelim. Sorrentino’nun Roma’sını da anmış olalım. Bunlar ilham veren başlangıçlar olarak sıralanabilir.  

Mekanları bir rotayla yürümek ve kente dair bellekte bir yerleri işaretleyerek anlatmak ve katılımcıları da bu anlatının bir parçası haline getirmek sıra dışı bir ilgi gördü cidden. Ama isim isterseniz öncelikle video-essay’de kullandığımız ve her biri Ankara’yı kendine has çerçeveleyen filmler diyebiliriz.

Son olarak hepimiz sinemacı olduğumuz için bu işlerle ilgilenen kişileri yakından takip ediyoruz. Örneğin Uğur Kavas’ın yazdığı bir kitap var: Ankara’dan Sahneler ve Kaderin Mahkumları. Bu gibi kitap ve çalışmaları da yakından takip ediyoruz.

Hepimizin sinema ve mekanlara duyduğu merak bizi birleştirdi.

Peki yol filmleri desem? Bunlardan en çok ilginizi çekenler nelerdir?

İçimizde Ömer Kavur’un Gece yolculuğu ile yatıp kalkanlar var. Yine de hiçbir zaman platformumuzun tek amacı, yol filmlerine odaklanmak olmadı. Biz daha ziyade haritalandırabileceğimiz filmlere odaklandık. Hepimizin sinema ve mekanlara duyduğu merak bizi birleştirdi. Bu bakımdan yol filmlerinden taşan bir noktası var platformun. Önemli olan bizim için katılımcılarla birlikte o mekanları deneyimlemek. Kentle sinemanın hatırlatıcı gücü içinde tazelenen mekanlar, bizi yolda olmaya itiyor. 

O'film Route, katılımcılarla birlikte şehrin farklı yerlerinde yapılan yürüşler

Sinema hatırlatır…

Kent hafızası ile devam edelim. Bu kavram genellikle mimarlık çalışmaları ile sınırlı olarak değerlendirilirken siz bunu sinema ile yapıyorsunuz. Bu bakımdan çok sık rastlamadığımız bir işe imza atıyorsunuz aslında. Sinema ile bu kavram arasındaki ilişkiye projenizin yaptığı katkı nedir?

Bizim Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi ile yaptığımız bir atölye vardı. “Sinema Hatırlatır” mottosuyla yola çıkmıştık. Bu cümle bizim yaptığımız işi çok güzel özetleyen bir nitelikte aslında. Bir filmin çekildiği mekanlar, seneler içinde yok olup gidebiliyor ancak sinemadan hiçbir zaman silinmiyor. Bu bakımdan sinema bir arşiv, hatırlatıcı nitelik taşıyor aslında. Filmde geçen bir mekanı göstermek, artık olmayan bir yeri hatırlatmak, bazen bir boşluğu anlamlandırmak da kent hafızası için büyük bir katkı. Böylece kolektif hafızayı da değiştirip dönüştüren bir güce sahip oluyor sinema.

Bence platformun en büyük katkısı kaybolmuş, hatırlanmayan kurmaca filmler arasında kentin hafızası içindeki yerleri tekrar gündeme getirmemiz. Genellikle büyük mekanlar (örneğin Ulus Heykel, Kızılay Meydan, Kuğulu Park gibi) yerler beklenir film mekanı denince. Ama bizim katkımız, gündelik hayatta hiç ilgi çekmeyen, dikkat çekemeyen mekanları görünür kılmamız. Her gün önünden geçtiğiniz basit bir mekan, o film veya kent için derin anlamlara sahip olabiliyor. Benzer şekilde çok devasa mekanlar da çok farklı anlamlar taşıyabiliyor bazen.

Bununla birlikte her film, o kentin herkesçe az çok kabul gören kolektif hafızaya dair unsurlarına çok farklı açılardan ekleme yapıyor veya yer yer kopmalara yol açıyor. Sinemanın en büyük gücü burada. Örneğin her gün geçip gittiğimiz bir dükkan, aslında bir filmin baş karakteri ve hemen yanında olan ve herkesçe kabul gören heykel, belki de film açısından hiç dikkate alınmamış olabiliyor. Bir anda kolektif hafızaya dair unsur yer değiştirebiliyor yani.  

Biz bir mekanın geçmişini anlattığımızda, o artık sadece bir mekan olmuyor; çünkü anlam değişimine uğruyor. Böylece bir hafıza değişikliğine de gidiliyor aslında.

Biraz evvel bazen mekanları gezerken karşımıza çıkan şey bir boşluk veya anlam değişikliği olabiliyor, dedin. Bu katılımcılarda ne gibi duygular oluşturuyor?

Bu durum katılımcılara göre değişiyor aslında. Örneğin daha önce o yapıyı görmüş biri için farklı bir çağrışım yaparken hiç görmemiş biri için anlamı bizim anlattığımızdan ibaret olabiliyor. Mesela Yeraltı (Zeki Demirkubuz, 2012) filminden yola çıkarak eski Ankara üstgeçitlerinden söz edelim.  Artık o üstgeçitler yok. Hatta Ziya Gökalp’teki üstgeçidin şöyle bir özelliği var: yalnızca bir ayağı duruyor üstgeçidin. Diğer ayağında bir döviz bürosu var  ☺ Bu bile çok ilginç ve simgesel bir bakıma. Yani işin biraz sosyal tarihinden söz ettiğimizde daha anlamlı oluyor çalışmamız. Örneğin o üst geçitler, eskiden gençlerin dans ettiği, kendilerine ait kültürü yansıttıkları belli bir alt kültürü temsil ettikleri bir bölge ve mekandı. Dolayısıyla biz bunun altını çizdiğimizde o artık sadece bir üst geçit olmuyor, bir anlam değişimi oluyor. Böylece bir hafıza değişikliğine de gidiliyor aslında.

Peki platform, bu denli özgün bir işe imza atarken herhangi bir destek alıyor mu?

Maddi anlamda olmasa da manevi anlamda büyük destekler görüyoruz. Fikri paylaştığımız herkes bize anlamlı katkılar sağlıyor. Tüm iş birliği yaptığımız kişilere çok teşekkür ediyoruz. Örneğin Kült Kavaklıdere’ye gittiğimizde bize hemen kapılarını açtılar. Atlas Sineması da hakeza. Yönetmenlerle iletişime geçtiğimizde de bize bir şekilde yardımcı oluyorlar. Ancak maddi anlamda destek de aramaktayız. Çünkü bu fikri daha büyük yerlere getirmeyi hedefliyoruz.

Çünkü kent bir bütün olarak her şeyiyle var oluyor. Tüm bunlar iç içe aslında ve biz de bunun bir parçası olmak istiyoruz.

Hazır Kült Kavaklıdere ve Atlas Sineması’ndan bahsetmişken sorayım: Kapısı sokağa açılan sinemalarla sizin platformunuzun ve kent hafızasının nasıl bir iletişimi var?

Bu tarz sinemalar sinemanın yaşaması için çok önemli. AVM sinemaları farklı bir tüketim biçimi oluyor çünkü. O’film olarak biz sinemayı bir ticari bir etkinlikten ziyade sanat olarak görüyoruz. Dolayısıyla bu tarz yerler bir kent için çok önemli. Çünkü kent bir bütün olarak her şeyiyle var oluyor. Tüm bunlar iç içe aslında ve biz de bunun bir parçası olmak istiyoruz. Bu bakımdan kapısı sokağa açılan sinemalarla sıkı sıkıya bir bağımız var.

O'film Route, katılımcılarla birlikte şehrin farklı yerlerinde yapılan yürüşler
Fotoğraf: O’film Route Etkinliklerinden Kareler

Mekan tutkusu yönetmenlerin de ortak tutkusu. 

İçeriklere nasıl hazırlandığınızı öğrenmek istiyorum biraz da. Filmleri seçerken ve rotaları planlarken dikkat ettikleriniz nelerdir? Bu aşamada yönetmen veya yapımcılarından destek aldığınız oluyor mu?

Bizim ekip olarak bir sinema anlayışımız var. Öncelikle kendi anlayışımıza uyan filmleri seçiyoruz. Genelde arthouse ya da melez içerikli filmlere odaklanıyoruz. Ancak dış etkenlerden de olumlu anlamda etkileniyoruz. Örneğin sinefillerin birçok önerisi oluyor. Bu bizim de çok hoşumuza gidiyor hatta bazen onlarla birlikte rotaları hazırlıyoruz. Böylece platform, bizi takip eden kişilerle de daha interaktif bir yere geliyor.

Hazırlık aşaması ise filmden filme çok değişkenlik gösteriyor. Filmin daha az bilinmesi, eski olması gibi etmenler var. Bazı filmler neredeyse internette hazır gibi. Bazen yönetmenlerle iletişime geçiyoruz. Mesela yönetmenin kaleminden paylaşımımız var. Mekan tutkusu zaten yönetmenlerin de ortak tutkusu denebilir. Bu bakımdan mesela Ümit Ünal, Belmin Söylemez, Ezel Akay, Faruk Hacıhafızloğlu gibi isimlerden yardım aldık. Eğer yönetmene ulaşamazsak yapımcısına, sanat yönetmenine ulaşmaya çalışıyoruz. Bazen haritalardan da yararlanıyoruz, günler süren mekan arayışları, Google Maps yolculukları, bazıları için bir ufak Facebook yorumu, atılmış bir tweet… Bazıları için muhtarlarla, otel sahipleriyle, dükkan işletenlerle iletişime geçmek, Zaman zaman belediyeler. Oldukça değişkenlik gösteriyor yani süreç.

Filmlerin pek çoğu Ankara’yı yalnızca uğranacak bir şehir olarak göstermiş. Bir işi için gelip gidiyor örneğin, orada kalmıyor, yaşamıyor. 

Hazır mekanlardan konu açılmışken pek çok sinema oluşumu İstanbul merkezli olduğunu gözlemleriz genelde. Ama sizinki Ankara menşeili. Sizce bu şehrin sinema ile nasıl bir ilişkisi var?

Aslında hepimizin Ankara’da yaşıyor olmasıyla ve bu şehri uzun yıllardır tanıyıp bilmemizle ilgili bu durum. Ancak Ankara’nın Türk Sineması ile ilişkisi belli bir döneme kadar bir uğrayıp geçme bağlamında kaldığı söylenebilir. Bu bakımdan filmlerin pek çoğu Ankara’yı yalnızca uğranacak bir şehir olarak göstermiş. Bir işi için gelip gidiyor örneğin, orada kalmıyor, yaşamıyor. Özellikle Düttürü Dünya’ya kadar Ankara’yı hem kent kimliğiyle kullanan hem de Ankara’da yaşayan sıradan insanların hayatlarını konu alan bir filmin varlığını işaret etmek güç. Bu filmle, Ankara’da yaşayan insanlarla birlikte Ankara’yı deneyimlemeye başlıyor sinema. Burada Ankara ve sinema ilişkisi değişiyor.

Benzer şekilde Bizim Büyük Çaresizliğimiz var.  Bu filmi izleyip bilen herkes, tam bir Ankara filmi olduğunu söyler sorarsanız. Dolayısıyla bahsettiğim evrelerle bu ilişki değip dönüşüyor. Elbette endüstri tarafı da var İstanbul’un.

Bir de video-essay’i yaparken farkına varmıştık ki Ankara yalnızca filmler üzerinden kent tarihinin yazılması için ideal yerlerden biri. Hem kaybolmayacak kadar az filmin olması hem de kenti okuyacak kadar yeterli filmin olması bu konuda bir şans diyebiliriz.

Sine-masal bir deneyim…

Görsel işitsel sanat dallarının, hedef kitlelerini genelde edilgen bir pozisyona konumlandırdığı düşünülür. Ancak sizin projenizle birlikte bu durum tersine dönüyor ve katılımcı seyirciler, etken bir konumda yer alıyorlar. Filmlerin seyircilerle kurduğu ilişkilenmede, sunmuş olduğunuz deneyimin katkısını nasıl tanımlarsınız?

En başından beri bu üretimlerin sinema salonundan taşmasını, katılımcıların bizimle ve birbirleriyle iletişimde olmasını ve projenin etkileşimli bir şekilde ilerlemesini istiyorduk. Nitekim bunun birinci ayağı, karar verme aşamasında başlıyor: Katılımcıların, bizimle temas halinde olmaları ve birlikte rota çıkarmak istemeleri. Biz sadece rota sırasında değil, o rotayı çıkarırken de onları sürece dahil ediyoruz.

Mesela Ahlat Ağacı (Nuri Bilge Ceylan, 2018) filmi için Çanakkale’deki bir arkadaşımız bizimle iletişime geçti ve onunla birlikte bu filmin rotasını çıkardık. Bu zaten başlı başına film izlemeyi başka bir boyuta taşıyan, izleyicinin filmi yeniden üretmede kendine yer bulduğu bir deneyim. Filmdeki mekanlarla veya yaşadıkları kentle, filmi aşan bir farkındalık düzeyi, bir yeniden yapılanma, yorumlama ilişkisi içine girdiklerini ifade ettiler böylece.

İkinci aşama, bu rotanın sayfamızda yayımlanması. Bu sırada deneyim, kamuyla paylaşılıyor ve herkesin erişebileceği hale getiriliyor. Yorumlar ve mesajlarla birlikte daha büyük bir topluluğun içinde yer aldığı yeniden bir üretim süreci başlıyor.

Üçüncü ve en önemli aşama ise sine-masal deneyim olarak adlandırdığımız rota yürüyüşleri. Bu sırada film tam anlamıyla deneyimleniyor. Görmenin, dokunmanın, yemenin, yürümenin ve hatta tüm bunları topluca yapmanın kendisi de filmin yeniden üretimi süreci içerisine giriyor. Bir nevi dördüncü duvar yıkılıyor aslında.

Bu rotalarda, o filme özgü sine-gastro deneyimleri de yaşanıyor. Örneğin ıssız adam filminin çıkışında insanlara havuçlu tarçınlı kek ikram ediyoruz. ☺ Bu sayede deneyimin dozu da artıyor. Bu çok katmanlılık, filmlerin dünyasını da katılanların dünyasını da bir rehber gibi gördükleri ancak onlarla beraber bu üretimin içinde yer alan bizlerin dünyasını da zenginleştiren bir deneyime dönüştürüyor.

Bu proje kapsamında, film rotasının yanı sıra duygu haritası da çıkarıyorsunuz. Mekanlar ile hisler arasında derin bir ilişki var gerçekten. Siz, duygu- mekan- film arasındaki bu çoklu ilişkiyi nasıl tanımlarsınız?

Bir önceki sorunun kaldığı yerden devam edersek, duygu haritaları da şu an için tüm bu deneyimlerin ete kemiğe büründüğü somut çıktıları olarak yayımlanıyor. Her yürüyüş o yürüyüşte birlikte olduklarımız için de bizler için de özel. İşte duygu haritaları filmin temsil ettiği mekanlar, bu mekanlarının mevcut hali ve her ikisiyle de 2-3 saat içinde karşılaşan izleyici-katılımcıların anlam dünyası içerisinde bir büyük çarpışma, kaynaşma, anlaşma ve yeniden çarpışma içerisinde dönüşüyor. Biz de anlık cevaplarla bu anlam dünyalarının ve duyguların kesitlerini alıyoruz.

Mekanlara gitmeden önce ve sonra hislerinde bir değişiklik olup olmadığını öğreniyoruz, bu değişimi görmek adına. İnsanlar tüm bu gezilerden sonra, o deneyimin içindeyken cevap veriyorlar. Bu sayede bir somut çıktı elde ediyoruz. Bunun en güzel tarafı ise bizim duygu haritalarını, o güne özel yapmamız. Yalnızca o günkü katılımcıların hisleriyle şekilleniyor yani bu haritalar. Böylece her rota gibi duygular da biricik ve tekrarlanamaz oluyor.

Bu sayede filmlerin ve özelde de mekanların yarattığı duyguların ortalamalarına ulaşıyoruz. Bunu kayıt altına almak, bu duyguları işaretlemek, bu deneyimin kendisi aslında her defasında oynadığımız bir çeşit oyun. Filmle aramızda gerçekleşen ancak o kadar da özel olmayan, tüm katılımcıların da içine dahil olduğu, anlam üreten bir oyun.

Bu rotalardaki duygu dönüşümleri sayesinde aslında yalnızca hafızalar tazelenmiyor aynı zamanda hatıralar da tazeleniyor. Özellikle o katılımcıların gittiğimiz mekanlardaki bir anısı varsa… Bu sayede psikolojik anlamda bir sağaltımın da kapıları aralanmış oluyor. Biz genellikle rotadan sonra insanlarla oturuyoruz, filmleri ayrıntılı bir şekilde tartışıp onlarla tanışıyoruz o mekanda. Bu gibi yerlerde özellikle çok yorumlar alıyoruz.

Zeki Demirkubuz imzalı Kader filminin rotası, O'Film Route tarafından oluşturuldu.
Zeki Demirkubuz imzalı Kader (2006) filminin rotası O’Film tarafından oluşturuldu.

Filmlerin ve özelde de mekânların yarattığı duyguların ortalamalarını kayıt altına almak, bu deneyimin kendisi aslında her defasında oynadığımız bir çeşit oyun. 

Platformun, uzun vadede yürümeyi en çok istediği film yolu nedir? 

Herhalde tüm ülkeyi haritaladığımızda -ki an itibariyle 20 farklı şehir oldu- bir gün kalabalık bir şekilde örneğin Kader filmini İstanbul, İzmir, Kars ve Sinop rotasını uzun bir rota gibi yapmayı çok istiyoruz.  “O’film”in hikayesi bizi sinema turizmini de içerecek şekilde bir platform ve bir uygulama olmaya doğru itiyor. Burası çok açık. İyi bir yatırım hikayesiyle bu yolu yürüyeceğe benziyoruz. Yaptığımız görüşmeler de bu yönde ilerliyor.

 “O’film”in hikayesi bizi sinema turizmini de içerecek şekilde bir platform ve bir uygulama olmaya doğru itiyor. 

Başka eklemek istediğiniz harita çeşitleri veya rotalar var mı O’Film’e?

Yakın zamanda Belmin Söylemez’in Ayna Ayna (2022) filminin İstanbul’da ve Seyfettin Tokmak’ın Tavşan İmparatorluğu (2024) filmini Elazığ’da rotalarını çıkarmayı düşünüyoruz.  Ayrıca web sitemiz de çıkacak. Bu sitede yayımlanmak üzere bir ses haritası yapmak istiyoruz. O mekanların seslerini kaydederek haritalandırmayı planlıyoruz. Ayrıca yerel, ulusal ve uluslararası kültür sanat topluluklarıyla da etkileşim ve iş birliğine devam edeceğiz.

Sinefil Atak ailesi olarak sevgili O’Film ekibine, sinemamıza yaptıkları anlamlı katkı ve verdiğiniz bu güzel röportaj için çok teşekkür ederiz.

Biz de görünürlüğümüzü artırdığınız ve sesimizi güçlendirdiğiniz için tüm Sinefil Atak ekibine çok teşekkür ediyoruz. 

O’Film Route’un etkinliklerine dair detaylara sosyal medya hesapları üzerinden ulaşabilirsiniz.

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir yanıt yazın