63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde iki farklı filmle seyirci karşısına çıkan Hande Doğandemir, her iki yapımda da farklı dünyalara ait televizyon sunucularını canlandırıyor. Necmi Sancak’ın yazıp yönettiği Bekle Bizi Brüksel’de giderek büyüyen bir toplumsal krizin tartışıldığı siyaset programını yönetirken Emre Aybek’in yönettiği Düğün Şarkıcısı’nda ana karakterin hayatındaki kırılma anlarından birine sahne olan kadın programının sunucusu Banu rolüyle karşımıza çıkıyor.
Doğandemir’le birbirinden bağımsız çekilen iki filmde de sunucu olarak yer almasının yarattığı tesadüfü, geçmişteki sunuculuk deneyimini ve sosyoloji eğitiminin karakter okumalarına etkisini konuştuk. Oyuncu ayrıca Bekle Bizi Brüksel’in çok sesli stüdyo sahnelerini, yönetmen-oyuncu ilişkisini, proje seçimlerinde nelere dikkat ettiğini ve çekimler sırasında kahkahasını tutmakta zorlandığı anları anlattı.

Altın Portakal’la yeniden buluşmak ve bu kez festivalde iki farklı filmle yer almak size nasıl hissettiriyor?
Çok güzel tabii. Böyle festivalleri Türk sineması ve sanat adına çok kıymetli buluyorum. Burada hep beraber ortak bir heyecana dahil oluyor, birbirimizle tanışıyor ve yeni işler izliyoruz. O yüzden burada olmayı her zaman çok değerli buluyorum.
Düğün Şarkıcısı ve Bekle Bizi Brüksel’deki rollerinizi nasıl anlatırsınız?
Düğün Şarkıcısı’nda misafirim. Bir kadın karakterin dönüşümünü anlatan, aynı zamanda Türkiye’nin yakın geçmişine ışık tutan çok güzel bir hikâye var. Ben de o yolculuğa küçük bir rolle misafir oldum diyelim.
Bekle Bizi Brüksel ise bambaşka bir film. İki filmdeki rollerim ilk bakışta birbirine benziyor gibi görünebilir ama bu tamamen bir tesadüf. Bu benzerlik bir yandan benim de hoşuma gitti.
“Bekle Bizi Brüksel’in senaryosunu okuyunca açıkçası düşünmeme gerek kalmadı.”

Bekle Bizi Brüksel, toplumsal bir meseleyi absürt mizah ve kara komedi üzerinden anlatıyor. Senaryoyla ilk karşılaştığınızda sizi filmin içinde yer almaya çeken ne oldu?
Bekle Bizi Brüksel’in senaryosunu okuyunca açıkçası düşünmeme gerek kalmadı. Çünkü hikâyeyi okuyan her oyuncunun onun içinde yer almak isteyeceğini düşünüyorum. Çok güzel bir kadro da oluştu. Bütün bu bileşenler bir araya gelince fazla düşünmenize gerek kalmıyor ve orada olmak istiyorsunuz.
Daha önce böyle bir karakteri canlandırmamıştım. Aslında hepimizin televizyonu açtığında görebileceği insanlara benzeyen, tanıdık ve gerçek bir karakterdi. Onu canlandırmak da hoşuma gitti. Senaryoyu okuduğumda hemen filmin içinde olmak istedim.
Sosyoloji eğitiminiz, filmin toplumsal yapısını ve karakterinizi okuma biçiminizi nasıl etkiledi?
Sosyoloji okumak, durumları analiz edebilmek açısından insana çok şey katan bir alan. Elbette bunun karakter ve hikâye okumalarına faydası oluyor.
Necmi, Türkiye’yi çok güzel okuyor. Bu, onun iki filminde de böyleydi. Sosyoloji geçmişim onun yaptığı okumayı sosyolojik açıdan analiz edebilme konusunda bana bir katkı sağlamış olabilir. Bunun yanında filmin kara mizahını ve meseleyi ele alış biçimini de çok sevdim.

Stüdyo sahnelerindeki çok sesli yapıda oyuncular arasındaki ritmi nasıl korudunuz?
Öncelikle oyuncu olarak çok zorlandım. Çünkü hemen gülmeye başlayan ve odağından çıkabilen biriyim. Şahane partnerlerim vardı ve birlikte çok güzel beş-altı gün geçirdik.
Atmosferi kontrol etmeye çalışmak, kontrolü elden bırakmamak, aynı zamanda herkese söz hakkı vermek ve bütün bunları dengeli biçimde yapmak gerçekten zormuş. Bu elbette kurmaca bir filmdi ama gerçekte çok daha zor olduğunu düşünüyorum. Benim için çok güzel bir deneyimdi.
“Necmi Hoca sana çok güvenen, inanan ve seni çok serbest bırakan bir yönetmen.”
Necmi Sancak’ın oyuncuya güvenen ve alan açan çalışma biçimi sette nasıl karşılık buldu?
Senaryosunu kendisi yazan bir yönetmenle çalışmayı çok seviyorum. Çünkü ne istediğinden çok emin oluyor. Bu, oyuncu açısından oldukça konforlu bir durum.
Necmi Hoca’yla çalışmak çok güzeldi. Sana çok güvenen, inanan ve seni çok serbest bırakan bir yönetmen. Elbette yönetmen olarak yönlendirmeleri oldu ancak sana duyduğu güven oyuncuya çok iyi geliyor. Bizi o stüdyoya bıraktı ve her şey orada kendiliğinden oluşmaya başladı. Bu, büyük bir lükstü ve çekimler çok keyifli geçti.

Filmdeki üç hikâye birbirinden ayrı ilerleyerek bir bütün oluşturuyor. Diğer hikâyelere ne kadar hâkimdiniz?
Herkes kendi bölümünü ayrı çekti. Senaryoyu okuduğumuz için diğer hikâyeleri biliyorduk ancak film seti üç farklı parçadan oluşuyordu. Biz tamamen kapalı stüdyoda geçen bölümü kendi içimizde çektik.
Filmin daha kaba kurgularından bazılarını izlemiştik. Tamamlanmış hâlini ise Antalya’da hep birlikte izlemek çok güzel oldu.
Sunucu karakterini oluştururken hangi gözlem ve referanslardan yararlandınız?
Bekle Bizi Brüksel’deki stüdyo bölümünde hepimizin televizyon izlerken karşılaştığı karakterler var. Her seçim döneminde bu programları izliyoruz. Siyaset programlarını takip ediyorsak benzer karakterleri ve anları mutlaka görüyoruz. Filmde bunların daha karikatürize hâlleri bulunuyor.
Necmi Hoca’yla konuşurken bazı referanslarım vardı. Hazırlık sürecinde gözlem yapma şansım oldu. Karaktere daha çok izleyerek ve gözlem yaparak hazırlandım diyebilirim.
İki filmde de farklı programların sunucusu olarak karşımıza çıkıyorsunuz. Geçmişteki sunuculuk deneyiminizin bu rollere etkisi oldu mu?
Daha önce program ve etkinlik sundum. Bir şeyi sunmak ve yönetmek, Hande olarak zaten hoşuma giden bir alan. Fakat iki filmde de sunucu olmam tamamen tesadüftü.
Programların yapısı ve iki kadın birbirinden çok farklı. Biri kadın programı, diğeri siyaset programı. Birbirinden çok uzak iki alan. Filmler farklı zamanlarda, bambaşka ekiplerle çekildi. İkisinin de aynı festivalde olacağını bilmem mümkün değildi. Bu yüzden benim için de tatlı bir tesadüf oldu.

Düğün Şarkıcısı’ndaki program sahnesi filmin dramatik yapısında nasıl bir yere sahip?
Düğün Şarkıcısı’nın başka bir draması var. Spoiler vermeden anlatmak gerekirse ana karakterin dönüşüm yaşadığı bir ana eşlik ediyorum. Onun stüdyoda bulunması, karakterin hikâyesindeki önemli kırılma noktalarından biri. Bu nedenle film açısından önemli bir an olduğunu düşünüyorum.
Bu tür programlar da bize oldukça tanıdık geliyor. Her iki filmdeki karakterler de bana gözlem yapabilmek için geniş bir alan sundu.
Önümüzdeki dönemde üzerinde çalıştığınız projeler var mı?
Şu anda bazı projeler okuyorum ve görüşmeler yapıyoruz. Bizim işlerimiz biraz belirsizlik üzerine kurulu; kendinizi bir anda bir projenin içinde bulabiliyorsunuz.
İyi ve güzel işler yapmak, sağlam adımlarla ilerlemek istiyorum. Okuduğumuz ve görüştüğümüz projeler arasından çalışmalarımız olacak. Umarım en kısa zamanda. Çalışmayı çok seviyorum; üretmek, çalışmak ve güzel işler yapmak istiyorum.
“Kendimi tekrar etmek istemediğim işler yapmaya çalışıyorum.”

Bana Masal Anlatma ve Nuh Tepesi gibi farklı filmlerde yer aldınız. Bir karaktere veya projeye “evet” derken öncelikle neye bakıyorsunuz?
Oyuncu olarak kendi yelpazemi genişletmek isteyen biriyim. Konforlu bir alanda kalmak da bir tercih ancak ben o alanı genişletmek, renklendirmek ve farklılaştırmak istiyorum. İlk baktığım şey, birbirine benzemeyen işler yapmak.
Hikâyenin bütününün bana ne hissettirdiğine ve nasıl bir ekiple çalışacağıma da bakıyorum. Benim için her şey bir bütün oluşturuyor; bunu yalnızca bir karakteri beğenmekle sınırlandıramayız. Kendimi tekrar etmek istemediğim işler yapmaya çalışıyorum.
“Artık Cem’i ve Uğur’u gördüğümde gülmeye başlıyorum.”

Bekle Bizi Brüksel setinden unutamadığınız bir an var mı?
Artık Cem Sürgit’i ve Uğur Uzunel’i gördüğümde gülmeye başlıyorum. İkisi de çok iyi oyuncular. Hüseyin Avni Danyal ve Sermet Yeşil de vardı. Bence müthiş bir kadroydu. Karşınızda çok iyi oyuncuların bulunması büyük bir konfor sağlıyor.
Uğur’la Cem’in tartışma sahneleri beni gerçekten zorladı. Çok güldüm ve çekimi birçok kez kesmek zorunda kaldık. Necmi Hoca da “Sizi görünce artık gülmeye başlıyorum,” diyor. O anlar hiçbirimizin aklından çıkmıyor. Çok eğlendik fakat benim gülmemem gerekiyordu; karakter gülmüyordu. Kendimi tutamadığım çok an oldu.
Kamera da sahnenin içinde sürekli hareket ediyordu. Muhtemelen gülerken birçok kez yakalandım ve o bölümler kurguya alınmadı. Bazen kamera beni görmesin diye arkamı döndüm veya kadrajdan kaçtım. Gülmemek için çok zorlandım ama bu benim için şahane bir deneyimdi.


Bir yanıt yazın