,

Hasan Tolga Pulat ile Parçalı Yıllar (2026) Üzerine Söyleşi: Yeşilçam’dan Günümüze Vicdan Muhasebesi

Parçalı Yıllar yönetmeni Hasan Tolga Pulat söyleşi esnasında mikrofonla fotoğrafı, anadolu ajansından alınmıştır

Türk sineması, melodramlardan toplumsal gerçekçiliğe, Yeşilçam’ın belli oyuncuların tahakkümü altında sürdürüldüğü 70’li yılların o karanlık ve parçalı dönemine kadar pek çok sınavdan geçti. Bugün uluslararası arenada elde ettiğimiz başarıların köklerinde, aslında çok hızlı tamamlanmış, yer yer aceleci ve bir o kadar da sancılı bir evrim süreci yatıyor. Hasan Tolga Pulat’ın yönetmen koltuğunda oturduğu Parçalı Yıllar ile 1975-1980 arası “Erotik Film Dönemi”ne dair sinemamızın kaotik yıllarına uzanıyoruz. 

1- Türk sineması perdeyle buluştuğu ilk günden itibaren birçok sınavdan geçti. Hatta şu an geldiğimiz noktaya baktığımızda ulusal ve uluslararası arenadaki konumumuzu imkansızı başarmak olarak görüyorum. İnsanı tanıyan, dertlerini bilen bir ekolden geliyoruz. Türk sinemasının oluşum aşaması da aslında evrim sürecini çok hızlı tamamladı. Yeşilçam dönemi ve Yeşilçam’ın tabiri caizse çöküşü gibi aceleci bir durum var. Parçalı Yıllar nostaljik bir anlatıyla bize geçmişi armağan etmesi bakımından çok değerli.

Ben aslında bu hususta filmin çıkış noktasını merak ediyorum. Bir yönetmen olarak Parçalı Yıllar, o döneme ait bir özlem mi, yoksa sistemin içinde eriyen insanların görünürlüğü adına bir vefa mı ? 

Hasan Tolga Pulat : Yeşilçam sineması, sinema tarihinin en güçlü filmlerinden birçoğuna sahip çok özel bir dönemdir benim için. Gözümü sinemaya Yeşilçam ile açmış bir kuşağın evladıyım. Seyircisiyle doğrudan bağ kurma konusunda ve güncel olanı yakalama refleksinde bugünkü sinemamızdan çok daha yetkin bir yaratıcılığı ve ahlâksal duruşu olduğunu düşünüyorum. Ve evet bu güçlü sinema; ekonomik krizlere, siyasi çalkantılara ve televizyonun kolaycılığına yenildi. Ve yenilginin en somut örneği; Erotik Film Dönemi olarak tabir edilen 1975-1980 dönemiydi. Burda çöken ahlâki bakış açısı, kolay parayı tercih eden figürleri ön plana çıkardı. Sinemamız, yaratıcı hikâyelerdense, kâr ettiren bir şekilciliği tercih etti. O dönemin alışkanlıklarını hâlâ kolay çekilen, hızlı tüketilen üretim tarzına hapsolmuş bir sinema ve televizyon sistemi içinde biz üretenlerde, seyircilerde yaşıyoruz. 

Parçalı Yıllar filmini, o döneme bir özlem ya da vefa için değil; bugünü anlamak ve bu sistemin dişlilerinden biri olarak hâlâ o utancı devam ettirmek adına yazmak ve çekmek istedim. Bugün biz sinema ve televizyon hikâye anlatıcıları; belki kamera önünde insanları soymuyoruz ama ekran başındaki toplumun zihinlerini ve ahlâki değerlerini çırılçıplak bırakıyoruz. Bu yüzden özlem duyduğum şey insanın ahlâki duruşuyla işler üretebildiği bir dönem. Güçlü, yaratıcı ve yetenekli yapımcılara, yönetmenlere, senaristlere, oyunculara sahibiz. Çok nitelikli ekiplerimiz var. Son teknoloji ekipmanlara sahibiz. Lütfen biraz daha zorlayalım kendimizi. Kendinizi ve yeteneklerinizi biraz da inandığınız değerler için kullanın. Hikâye anlatıcılığınızın değerini “rating” sistemine veya gişe gelirine sabitlemeyin. Toplumsal hassasiyetler yaratan olaylarda sosyal medya postu atmayın filmler çekin. Diziler üretin. Elinizi taşın altına ezilir mi diye korkmadan koyun lütfen. Çünkü toplumun sizin samimiyetle anlatacağınız hikayelerinize ihtiyacı var. Bu film biraz bunu söylemeye de çalışıyor. 

Toplumsal hassasiyetler yaratan olaylarda sosyal medya postu atmayın filmler çekin. Diziler üretin.

Yetkin Dikinciler parçalı yıllar, elinde yemek kapları ve kuş kafesi ile yapımcının odasında
Fotoğraf : Parçalı Yıllar, Yetkin Dikinciler

2- Türk sineması hikâye, kurgu ve ele aldığı toplumsal konular bağlamında film felsefesi üzerine de çok derin okumalara sahip. Özellikle İstanbul ve çevresinde gelişen hikâyeler, Beyoğlu’nu merkeze alan konular, dönemin siyasi ve sosyolojik gerilimleri, artan göçe bağlı olarak barınma sorunları, melodram aşk anlatıları gibi geniş bir repertuar var önümüzde. Parçalı Yıllar’da sadece Aytekin’in başından geçenlerden öte toplumsal birçok noktaya da yer verildiğini görüyoruz. Bu denge oldukça şeffaf tutulmuş, film boyunca bir dakika olsun andan kopmuyoruz. Hâliyle Parçalı Yıllar, izleyicisine filme yabancılaşma imkanı pek sağlamıyor.

Seyircinin Aytekin ve başından geçenlerle bu kadar iç içe erimesi nasıl karşılandı? 

Aytekin seyirciyle bağ kurması çok kolay olan bir karakter. Çünkü herkes gibi. Hepimiz gibi… Hayatında edindiği doğruları, idealleri, asla yapmam dedikleri var. Ama hayatın gerçekleri her seferinde bizi o sınıra, kendimiz olmaktan vazgeçme sınırına itiyor. Burda düşmemek için tutunabileceğin nelere sahipsin sorusu devreye giriyor. Ve bu, cevabı kolay verilebilecek bir soru değil. Bahaneler dünyasında yaşıyoruz. Herkesin haklı sebeplerinin olduğu bir dönemde… Bu bahaneler bize her şeyi yapabiliriz hakkı veriyor gibi. İnsanın hayatı kendini arayıştır. Ama zor olan kendini bulmak değildir. Bulduğun kendini hayatın tüm saldırılarına karşı koruyabilmek ve kendin olarak bu hayatı bitirebilmektir. Aytekin kendini bulmuş birisi. Ama koruması o kadar kolay olmayacak. Bu hepimizin asıl hayat kavgası olduğu için Aytekin’in seyirciyle kolay ve güçlü bir bağ kurduğuna inanıyorum. 

Film her yaştan seyirciye neredeyse aynı etkide dokunuyor. Bu bir hikâye anlatıcısı için çok cesaret verici bir duygu. Minnettarım. 

3- Geçtiğimiz gün Atlas Sineması’nda Parçalı Yıllar’ın özel gösterimi gerçekleşti. Muazzam bir kabalık vardı. Aslında filmi Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde prömiyerini yaptığı günden beri heyecanla beklediğimi belirtmek isterim. Ben kendi adıma Parçalı Yıllar’a gösterilen yoğun ilgiyi normal buldum. Bunu kalabalık içinde ezilmeme rağmen söylüyorum 🙂 Yanılmıyorsam film toplam üç kez seyirciyle buluştu.

Yine de bu yoğunluğu bekliyor muydunuz? Sizce seyirci filminizi neden bu kadar çok sevmiş olabilir?

Gösterildiğimiz her festivalde, festival yöneticileri tarafından bize söylenen ilk şey; biletleri en hızlı tükenen filmlerden olduğumuzdu. Bu tabi ki çok mutlu edici bir şey. Bu ilgi filmi çekip bitirdikten sonra ilk ekip arkadaşlarımızdan geldi. Filmde çalışan herkes filmi çok merak ettiklerini ve izlemek istediklerini ısrarla söylediler. Biz de ekip için yine Atlas sinemasında filmin gösterimini yaptık. Ama gördüğümüz, kırk kişilik ekip arkadaşlarımız dışında neredeyse 300 kişiye yakın bir seyirci grubuydu. Sadece ekip arkadaşlarımız değil onların yakınları, arkadaşları ve akrabaları da filmi merak etmişlerdi. Neredeyse bir gala havasında geçti o gösterim. Hatta yakın çevremizden gelen birçok sitemli mesajdan sonra bunun bir gala değil ekip gösterimi olduğunu açıklamak zorunda kaldık. Aynı görsel dünyaya ve hikâye anlatıcılığına hapsedilmiş seyircilerimize yeni ve benzeri olmayan bir hikâye sunduğumuzu düşünüyorum. Bu da büyük bir ilgiyle karşılanıyor her seferinde.

Film her yaştan seyirciye neredeyse aynı etkide dokunuyor. Bu bir hikâye anlatıcısı için çok cesaret verici bir duygu. Minnettarım. 

Parçalı Yıllar Kral Lear sahnesi Yetkin Dikinciler
Fotoğraf : Parçalı Yıllar, Yetkin Dikinciler, Kral Lear Sahnesi

4- Parçalı Yıllar’a seyircinin ilgisi aşikâr, sanırım bu konuda hakkında bir şeyler söyleyecek alan kalmıyor bize. Benim merak ettiğim bir diğer nokta aslında yaşayan efsanelerin yorumları oldu. Her ne kadar dönemin sektörel okuması bağlamında ılımlı bir anlatı kurulmuş olsa da aslında ciddi bir sistem eleştirisi var. Parçalı Yıllar, insanı derin düşüncelere yönelten bir izlek de sunuyor. 

Hem fikir, hem senaryo hem de çekim aşamasında sinemamızın önde gelen isimlerinden manevi destek gördünüz mü? Yeşilçamın yaşayan duayenleri filminizi nasıl değerlendirdi?

Filmin fikir aşamasında yolum kadersel tesadüflerle bu filmlerde çalışmış kadın oyuncularla, erkek oyuncularla, yönetmenlerle, ekiplerle karşılaşmalarımla geçti. Her karşılaştığım kişiyle o dönemi konuştum. Serbest sohbetler yaptım ve kafamda hikâyenin ana noktaları belirmeye başladı. Filmi izleyen birçok sinemacı ustamdan, güzel tepkiler aldım. Kendi jenerasyonlarının dönemini inandırıcı ve samimi bir yerden anlattığım konusunda ortak yorumlar duydum. Bu da tabii beni çok gururlandıran yorumlardı. 

O kadınların, sistemin kendisinden daha namuslu olduklarını seyirciye hissettirmeye çalıştım. Soyunan mı namussuz soyan mı sorusuna filmin durduğu yer cevap veriyor diye düşünüyorum. 

Parçalı Yıllar Levent Özdilek, Yetkin Dikinciler, senaryo denetim sahnesindeler.
Fotoğraf : Parçalı Yıllar, Yetkin Dikinciler, Levent Özdilek

5- Tabii film bu kadar yoğun olunca bizlere sohbet etmek üzere birçok alan açılmış oluyor. Şimdi izninizle filmin kadın görünürlüğü adına sorularımı yöneltmek istiyorum. Az önce de belirttiğim gibi film, Aytekin karakterinin çevresinde şekillenen bir örgü gibi görünse de aslında Yeşilçam’ın ötekilerine, özellikle kadın oyuncularına bakış atıyor. Bu kadınlar ne yazık ki sinemanın altın kızları değil, rollerini çok güzel oldukları için almıyorlar. Kimisi pavyon sanatçısı kimisi de kötü hayat şartlarından kaçıp gelmiş. Görece şartları en iyi olan kadın karakter Asuman olarak karşımıza çıkıyor. Onun da durumu pek iyi değil. Bu yaklaşım ister istemez güçlü kadınlar yaratmanın acı ile olan ilişkisini sorgulatıyor. Kadın problemleri 70’lerde ve günümüzde de ne yazık ki hâlâ aynı.

Sizce bunun en önemli sebebi nedir? Sizin karakterleriniz bağlamında belirttiğim görüşe katılıyor musunuz?

Erkek egemen bir sistemde ve sektörde kadının yeri her zaman erkeğin belirlediği şartlara göre köşe tutuyor. Özellikle kriz dönemlerinde yozlaşma çok sert bir hâl alır. En hızlı tüketilen şey kadın ruhu ve bedeni olur. Sistemin ve sektörün bunu ne kadar normalleştirdiği hatta haklı bir bahaneye kılıfladığı, yapımcı Aslan karakterinin sözleri üzerinden belirginleşiyor filmde. Üretilen filmler bir sanat değil, ticaret. Kadınlarda bu ticaretin en kâr getiren vitrini. O yüzden de dönemin içinde el üstünde tutuluyorlar.

Bu dönemin kadınlar üzerindeki psikolojisi ikiye ayrılıyor. İlki; dönem yaşanırken ki psikolojileri. Bu filmlerde oynamak kimisi için kurtuluş, statü, güvenli alan. Çünkü çoğu pavyonlardan ya da daha kötü hayat şartlarından gelmişler. Ne kadar hâlâ sömürülmeye devam da edilseler en azından oyunculuğu pavyona tercih ediyorlar. Ama ikinci dönem psikolojileri tam bir trajedi. Bir anda filmleri salonlara sığmayan kadın starlar ahlâksızlıkla yaftalanıyorlar. O salonları dolduranlar tarafından, hatta bizzat o filmleri yapanlar tarafından dışlanıyorlar. Yok sayılıyorlar. Filmde bu durumlara ve duygulara yeterli alanı açamamış olsamda o kadınların, sistemin kendisinden daha namuslu olduklarını seyirciye hissettirmeye çalıştım. Soyunan mı namussuz soyan mı sorusuna filmin durduğu yer cevap veriyor diye düşünüyorum. 

Sinema ya da televizyon, özgünlüğe, yaratıcılığa ve sanatsal ahlaka biraz daha alan açabilmeli. Ve bunun için herkesin bahanelerini bırakıp elini taşın altına koyması gerekiyor. 

Yetkin Dikinciler ve Mine Çayıroğlu Parçalı yıllar hastane ziyareti
Fotoğraf : Parçalı Yıllar, Yetkin Dikinciler, Mine Çayıroğlu Hastane Sahnesi

6- Parçalı Yıllar’ın teknik özelliklerini bir kenara bıraktığımızda satır arası okumalar da oldukça çarpıcı. Ne pahasına olursa olsun hayat, emek, özveri ve hayallerin peşinden gitme durumu var. Ben inanç kavramına çok değer veriyorum. Bence bir insan inandığı şey neyse onun peşinden gitmeli, kalbi nerede atıyorsa orada olmalı. Bu bağlamda pek çok sanatçının ülke gündemi ve sanata olan bakış açısıyla birlikte sıkışıp kaldığını düşünüyorum. Aslında film boyunca en çok üzüldüğüm karakter Aytekin’di. Aytekin’in istismar edilmesi, tacize uğraması, özgürlüğünün kısıtlanması aslında eril tahakkümün bir yansıması.

O dönemde ve şu an içinde bulunduğumuz dönemde sizce nasıl farklar var? Sinema sizce sınırlara sahip olmalı mı ya da her şeyi göstermek zorunda mı?

Bir sistem, toplum, sektör yozlaşmaya başladığında bireyin tek başına namuslu kalması çok zordur. Dönemin kadınlarının bedenini soyan sistem, o sistem de var olmak istenmeyen ama olmak zorunda kalan erkeğin de bedenini soyuyordu. Üstelik erkekler oyuncuydu. Hayallerinin peşinde değerli hikâyeler anlatmak istiyorlardı. Burada adlarını saymakla bitiremeyeceğim değerli tiyatro ustaları var. Tabi ki onlar bu filmlerden sonra kadın oyuncular gibi travmatik sonlarla yüzleşmediler. Başlı başına bu durum bile toplumumuzun kadın ve erkeğe bakışındaki keskin ahlâksal iki yüzlülüğünün somut örneğidir. Ama sonuçta ne kadar erkek oyuncular bu dönemden paçayı sıyırmış gibi görünselerde bu filmlerde oynadıkları her zaman kayıtlarda not düşüldü. Saygınlıkları mutlaka zedelendi. Onlarda sistem tarafından istismar edildiler. Çeken yönetmenden, kameramanına, ışıkçısından, setçisine her biri henüz kısa bir zaman önce Yeşilçam’ın unutulmaz filmlerini var ediyorlardı. Ama şimdi sistem onlara bu filmlerde çalışmaları gerektiğini yoksa yerlerine çalışacakların getirileceğini söyledi. 

Bugün yetenekli birçok yapımcı, yönetmen, senarist, ekip çalışanları ve oyuncular onaylamadıkları hikâyelerde yeteneklerini sonuna kadar kullanıyorlar. 

Ve ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar, bin türlü bahanelerle inanmadan yer aldıkları işler onların bir sanatçı olarak saygınlıklarını her zaman gölgeleyecek. Bu da bir sanatçı olarak en büyük bedel olsa gerek! Bu dönemin erotik film döneminden bir farkı olduğunu düşünmüyorum. Sinema ya da televizyon, özgünlüğe, yaratıcılığa ve sanatsal ahlaka biraz daha alan açabilmeli. Ve bunun için herkesin bahanelerini bırakıp elini taşın altına koyması gerekiyor. 

Çıplaklık şimdi de sanatsal bir estetik olarak değil bir pazarlama aracı olarak kullanılıyor.

Parçalı Yıllar Yetkin dikinciler hamam sahnesi çıplak fotoğraf
Fotoğraf : Parçalı Yıllar, Yetkin Dikinciler Hamam Sahnesi

7- Bizim gibi toplumlarda seksin tabu olarak görülmesi ya da bu eylemden kimsenin haberi yokmuş gibi davranılması sanırım Türk sinemasının her döneminde benzer şekilde karşımıza çıkmıştı. Erotik avantür komedi alt başlığı bu filmlerin daha ılımlı bir hâle getirildiğini söylemek mümkün. Oysa günümüzde benzer anlatılar ve pornografi; cesur senaryo, cesur oyunculuk ya da cesur bir film olarak görülüyor.

Bu iki yaklaşım arasındaki fark sadece aradan geçen zaman mı, yoksa sansür yasasının evrimi mi?

Erotik film dönemi 80 darbesiyle bir gecede bitti. Ama sinemamızdaki çıplaklık uzun süre bitmedi. Erotik filmler yerini sanat sineması adı altında cesurmuş gibi görünmeye çalışan filmlere bıraktı. Burdaki çıplaklık daha sanatsal kodlarla okundu. Erotik film dönemi kadınları ahlâksızlıkla suçlanırken yeni dönem kadın oyuncular sanatçı alkışları topluyorlardı. Şu anda da dijital mecrada, sinemada, tv kanallarında en kolay satan şey erotizm. Ünlü oyuncuların cesur sahneleri adı altında pazarlanan sahneler erotik film dönemi üretimiyle aynı. Çıplaklık şimdi de sanatsal bir estetik olarak değil bir pazarlama aracı olarak kullanılıyor. Hikâyenin dramatik derinliğine katkıda bulunmayan birçok çıplak sahne izliyoruz. Sansür o dönemde göstermelik cezalar kesiyordu şimdi de. Hatta artık sansür bir reklam ve pazarlama aracı olarak bile kullanılır bir durumda. Bir iş sansür yediğinde o işe olan merak daha da artıyor. Bazen bilinçli bir kışkırtma tercih ediliyor sansür kuruluna karşı diye düşünüyorum. 

Parçalı Yıllar Yetkin dikinciler İlkin Tüfekçi hamam sahnesi çıplak fotoğraf
Fotoğraf : Parçalı Yıllar, Yetkin Dikinciler, İlkin Tüfekçi Hamam Sahnesi

8- Parçalı Yıllar, büyük bir emeğin ve inancın sonucunda bizlerle buluştu. Filmin her aşaması bence ayrı ayrı takdir edilmeyi hak ediyor. Özellikle oyuncu kadrosuna bayıldığımı belirtmek isterim. Üstelik bir örnekle hislerimi açıklamak istiyorum. Anayurt Oteli denildiği zaman Zebercet karekteri için herkesin aklına Macit Koper’in geldiğine eminim. Selam olsun. Kitaptaki karakterle neredeyse ikiz gibiydi. Sanki ikisi birbiri için yaratılmış. Bazı roller sanırım sahibinde parlıyor, sanki o karakter belirli bir oyuncu için yazılmış. Bu ve benzer hisleri Yetkin Dikinciler’in hayat verdiği Aytekin Aktaş’ta da bire bir hissettim. İyi ki Yetkin Bey ile yollarınız kesişmiş ve iyi ki Yetkin Bey’i izlemişiz.

Kast sürecinden kısaca bahsetmenizi istesem, neler söyleyebiliriz? Sizin hayalinizdeki Aytekin ile bizim izlediğimiz Aytekin aynı mıydı? 

Hayal ettiğim Aytekin, Yetkin Dikinciler’in nefes verdiği, ruh üflediği Aytekin’in ta kendisiydi. Hatta Yetkin bey karakteri çok daha incelikli bir hâle büründürdü. Kendi hayatında da tam bir Aytekin olduğunu düşündüğüm birisiydi kendisi. Hayata karşı duruşu, fikirleri, idealleri olan birisiydi. Ve aslında Aytekin’i içine düşürdüğüm duruma Yetkin beyi düşürdüğümde olacakları izlemek beni çok heyecanlandırmıştı. Başka bir alternatifi olmayan karakter – cast eşleşmeleri vardır. Aytekin ve Yetkin eşleşmesi bence böyle bir eşleşmeydi. Yetkin bey hikâyeyi elle dokunulabilecek kadar sahici hâle getirdi. 

François Truffaut’un söylediği gibi; “Sinema, sanatlar arasında en talihsiz olanıdır. Çünkü bir sermaye ve ekip gücüne ihtiyaç duyar.”

9- Mine Çayıroğlu, İlkin Tüfekçi ve tabii ki Bilge Şen, bu muazzam kadınları yeniden beyaz perdede izlemek harikaydı.

Parçalı Yıllar’ın büyüsü devam ederken hiç vakit kaybetmeden sormak istiyorum, bir sonraki filminizle ne zaman buluşacağız? 

Mine Çayıroğlu ve Bilge Şen hikâye anlatıcılığımızda gerek sahnede gerek kamera önünde gerçek birer hazine. Kariyerlerinde öyle iyi filmler, oyunlar var ki onlarla aynı seti paylaşmak bile gurur. Seyirci Mine hanımı izlemeyi çok özlediğini her izlemede özellikle belirtti. Bu beni çok mutlu ediyor. Bilge hanımın enerjisi ise filmin sınırlarını çoktan aşmış durumda. Hakettiği bir Altın Portakal’ı alması da benim ayrıca mutluluk. İki oyuncu da filmi son derece inanılır kıldılar. Karakterlerinin trajedisini ve komedisini öyle melodisi, harmonisi doğru dağıtılmış bir yerden oynadılar ki sarılmak istiyorsunuz.

İlkin Tüfekçi zaten oyunculuk yeteneklerini iyi bildiğim bir arkadaşımdı. Ama onun asıl özel kılan oyunculuk mesleğine olan tutkusu ve hayata karşı duruşudur. Genç yaşında bunca kariyer basamaklarını hızla tırmanmışken oyunculuk sanatı adına yetkin işlerde yer alma seçiciliği onun bu sanata duyduğu saygının göstergesi. Alev karakterine o kadar sahici bir cesaret kattı ki, dönemin kadınlarına hitaben senaryonun satır aralarında olan; “sizi anlıyoruz” önermesinin altına kalın bir çizgi çekti. 

Bir sonraki filmimle gönül ister ki hemen buluşalım ama büyük yönetmen François Truffaut’un söylediği gibi; “Sinema, sanatlar arasında en talihsiz olanıdır. Çünkü bir sermaye ve ekip gücüne ihtiyaç duyar.” Bu şartları olgunlaştırdığımda mutlaka anlatmak istediğim bir başka hikâyeyle karşınızda olacağım. 

Parçalı Yıllar Yetkin Dikinciler, baba oğul dramatik konuşma sahnesi
Fotoğraf : Parçalı Yıllar Yetkin Dikinciler, Kaan Kayasan Baba Oğul Sahnesi

Yayınlanma :

Son Güncelleme :

YAZAR

Bir Cevap Yazın

Sinefil Atak sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin