Bilinmezlerle dolu ama yine hayata inanmak istediğim bir dönemdeyim bu yüzden de farklı ruh hallerimi gözden geçirmek durumunda kaldım. Bir yolculuğa hazırlanıyorum ve bu serüvenin arifesinde keşfetmeye açığım. Sanırım buradan başlayacağım.
Bu yazı, Hisler Atlası serimizin üçüncü durağı. Hisler Atlası #3: İçsel Arayışa Giden 5 Film başlığı altında, bu döneme eşlik eden filmleri bir araya getiriyorum. Her biri başka bir ana, başka bir arayışa temas ediyor.
Hisler Atlası, her yazıda başka bir ruh hâlini kayda geçiren bir harita gibi ilerleyecek. Zamanla farklı yazarların duygularına eşlik eden filmlerle genişleyecek ve ortak bir duygu arşivine dönüşecek.

Keşif Heyecanı Hissettiğimde: Ad Astra (2019)
Zamanın bilinmezliğinin içinde iç dünyamda gezegenler arasında bir sarsılma yaşarım. Ad Astra da olduğu gibi bir arayışın içine girerim. Bildiğim şeyleri, yeniden öğrendiğim bir serüvene dönüşür.
Gitmediğim yerlerin gizemi ve yeni deneyimler yaşayacağımı bilme hissi sayesinde bir anda uzay boşluğunda sürüklendiğimi hissederim. Gerçek her zaman aynıdır ama kendinle yüzleşmek adına bizzat farklı anlar yaşayarak bir kez daha kendinle ve geçmişinle tanışırsın. İnsan böyledir. Dönüşmek için kendine neden yaratır.

Hayal Kırıklığının Arifesindeki Bunalımlı Dönemimde Ruh Halim: Vanishing Waves (2012)
Beynimin içine bir yolculuk gibi bir film… O uzaktaki karanlık eve doğru her yaklaştığımda, zaman kavramım farklılaşıyor ve duygusal durumum titreşerek başkalaşıyor. Bu yüzden de yaklaşamadığım hayallere dokunamamanın çaresizliğini yaşıyorum. Ani harabelerinde de buna benzer bir ev vardır. Uzaktan bakıldığından ulaşılamayan bir yer gibidir. Oraya ulaşmaya korkarsınız, çünkü tekinsiz suretinin heybeti sizi tedirgin eder.
Vanishing Waves’in verdiği his de budur. Biraz Röyksopp’un What Else Is There? Klibinde de benzer çaresizlik vardır. Kaybolmuşluk hissi ağırlık basar. Bu film de öyle bir filmdir.

Zaman Kavramımız Yok Olduğunda Hissettiğim: Akrebin Yolculuğu (1997)
İçinde yaşadığımız ülke, adaletsizlikler, bilinmezler ve geleceğe dair soru işaretleri yaşadığımda; Akrebin Yolculuğu’nun içinde gibi hissederim. Boşluğun ağırlığı üzerimize çöker ve zaman algısını yitiririz.
Zaman yoktur. Sadece yetişmeye çalıştığımız hedefler vardır. Bulaşmak istemediğimiz mevzular vardır. Ama içinizden hiçbir şey yapmak gelmez. Olayı akışına bırakırsınız. Zaman bazen lehinize işlemez.

Umut Etmek İstediğimde: *batteries not included (1987)
Mahalle filmlerini her zaman izlemeyi sevmişimdir. İnsanların hiç tanımadıkları kişilerle birlik olması ve bir sebep uğuna mücadele etmelerini beni duygulandırır. Doğal olmayanı anlamlandırma arayışı, tanımadığımız şeylere koşulsuz yardım etme isteği… Bu ve bunun gibi unsurlar bana ilham verir.
Umut etmek için hala zaman vardır. *batteries not included bir çocuk filmi konumlandırılsa da, dönemin en başarılı popcorn filmlerinden biridir ve küçük ziyaretçilerin varlığı nedense beni güvende hissettirir.
Minik uzay gemisinin yeniden başlamak için yaptığı ufak dokunuş, benim hayata tutunmamı sağlar.

İyileşmek İstediğimde: Veronique’nin İkili Yaşamı (1991)
Sinemanın iyileştirici bir etkisi vardır. Kimi sinemacılar teknik becerilerini sergilemek için, kimileri hikayelerini anlatmak için film yaparlar. Kieslowski ise insanın sinemayla bağlarını derinleştiren, atmosferiyle ruh halinizi yenileyen arınma kampı gibi filmler sunar size.
Veronique’in İkili Yaşamı da, bana bazen yaşadığımız hayat ve yaşamak istediğimiz hayat arasındaki o ince çizgiyi hatırlatır. Muhteşem görsel imgelerin birleşimiyle iyileştirir. Hayatı sinema olan birisi içinse bu iyileşme tabii ki böyle bir filmle gerçekleşecektir.


Bir Cevap Yazın