2001 yılında Mersin’de doğan Ece Su Uçkan, güzel sanatlar temelli bir eğitim geçmişine sahip. Kamera önü ve tiyatro eğitimlerinin ardından sinema ve dijital projelerde yer alan oyuncu, aynı zamanda modellik ve sosyal medya alanında çalışmalarını sürdürüyor.
20 Şubat’ta vizyona giren Can Evrenol imzalı Cam Sehpa’da, dijital görünürlük kültürünü temsil eden influencer bir karakteri canlandıran Uçkan, hikâyenin gerilimini ve karakterin sakinliğini kontrast üzerinden görünür kılan bir noktada konumlanıyor.
Merhabalar, öncelikle sizleri tebrik ederim filminiz 20 Şubat’ta vizyona girdi. Umarım seyirciden de hak ettiği karşılığı alır. Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. İlk olarak sizi daha yakından tanımak isterim.
Ece Su Uçkan kimdir? Oyunculuk ve sinema hayatınızda nasıl bir yer kaplıyor?
Oyunculuk benim için kendimi ve insan doğasını keşfetmenin en heyecan verici yolu. Sinema ise, hikâyelerin insanlara dokunabileceğine inandığım en güçlü ifade alanı. Sahne ve kamera karşısında olmak, disiplinle tutkuyu birleştirdiğim, sürekli öğrenmeye açık olduğum bir yolculuk.
Güzel sanatlar temelli bir eğitim geçmişiniz var. Sanatla ilişkiniz bugün hangi noktada? Hangi alanları profesyonel, hangilerini kişisel ifade alanı olarak görüyorsunuz?
Sanatla ilişkim bugün hem profesyonel hem de kişisel olarak yaşamımın merkezinde. Oyunculuğu profesyonel olarak geliştirdiğim, disiplin ve teknikle beslediğim bir alan olarak görüyorum. Diğer sanat dallarını ise daha çok kişisel ifade ve beslenme alanım olarak koruyorum. Yaratıcılığımı canlı tutmaya çalışıyorum ve sanat beni bu anlamda besliyor.

“Oyunculuk benim için kendimi ve insan doğasını keşfetmenin en heyecan verici yolu.”
Modellikten oyunculuğa uzanan bir yolculuk söz konusu. Beyaz perdeye tür sinemasında güçlü bir isim olan Can Evrenol’le adım attınız. Korku sineması sizin için nasıl bir yerde duruyor? Bu projeye sizi çeken temel motivasyon neydi?
Tür sineması, özellikle de korku, oyunculuk açısından cesaret ve kontrol duygusunu aynı anda test eden çok özel bir alan. Can Evrenol ile çalışmak, güçlü bir sinema diline sahip bir yönetmenle hikâyenin parçası olma fırsatı sundu. Korku sinemasını, karakterin iç dünyasını beden dili ve bakışlarla anlatmaya izin veren, minimal ama etkili oyunculuk gerektiren bir alan olarak görüyorum. Bu projeye beni çeken şey de tam olarak buydu: karanlığın estetiği, karakterin gücü ve sinemanın sınırları zorlayan tarafıyla temas etmek.

“Karakterin iç huzurunu ve sadeliğini korumaya odaklanarak, duyguyu zorlamadan doğal akışta aktarmayı tercih ettim.”
Oyuncu seçim süreciniz nasıl ilerledi? Cam Sehpa ile yolunuz audition aşamasından itibaren nasıl kesişti? Ayrıca korku, gerilim ve kara mizah arasında salınan bu anlatıda yer almak sizin için teknik bir meydan okuma mı yoksa daha sezgisel bir deneyim miydi?
Oyuncu seçim süreci benim için oldukça heyecanlı ve içgüdüsel başladı. Cam Sehpa ile yolum audition aşamasında kesişti. Sürecin belirsiz ilerlemesi aslında motivasyonumu artırdı; karakteri gerçekten sahiplenmek istediğim için tekrar çağrılma ihtimalini açık bırakarak “Bu hikâyenin içinde olmak istiyorum” demeyi tercih ettim. Teknik bir meydan okumadan çok, karakterin duygusal dünyasını taşıyabileceğime dair sezgisel bir inançla yaklaştım. Korku, gerilim ve kara mizahın kesiştiği bu anlatıyı da, performansın hesaplanmış teknik detaylarından ziyade karakterin ruhunu hissetmeye dayalı bir deneyim olarak yorumladım.
“Can Evrenol’un o sahneyi bana emanet etmesi büyük bir güven göstergesiydi.”
Film yüksek duygu geçişlerine sahip ve gerilim giderek yoğunlaşıyor. Buna karşın canlandırdığınız karakter daha kontrollü bir çizgide ilerliyor. Bu dengeyi kurarken nasıl bir hazırlık süreci izlediniz?
Cam Sehpa içinde canlandırdığım karakteri, hikâyenin genel gerilim atmosferinin dışında, daha saf ve kendi dünyasında yaşayan biri olarak ele aldım. Karakterin duygusal merkezini koruyabilmek için, psikolojik olarak kendimi yoğun gerilimden biraz uzak tutarak performansı daha kontrollü bir çizgide kurmaya çalıştım. Onu, etrafındaki karanlığın farkında olmayan, sevdiği insanın ailesiyle tanışmaya gitmiş ve aslında iyi bir haber verme heyecanı taşıyan bir kadın olarak yorumladım. Bu nedenle hazırlık sürecimde karakterin iç huzurunu ve sadeliğini korumaya odaklanarak, duyguyu zorlamadan doğal akışta aktarmayı tercih ettim.
“Sevdiğim adamın ailesiyle böyle bir haberle tanışmaya gitsem nasıl bir enerji taşırım?”

Karakterinizi yalnızca bir akşam yemeğine gelen misafir olarak sınırlı bir perspektiften tanıyoruz. Oyuncu olarak onun geçmişini, motivasyonlarını ve hayallerini nasıl kurguladınız?
Cam Sehpa içinde Ece karakterini yalnızca o akşamın sınırlarında bırakmamaya özen gösterdim. Metinde görmediğimiz geçmişini ve iç dünyasını kendimce detaylandırdım: Evlenme kararı almış, karnında bir bebek taşıyan, umutla yeni bir aileye adım atmaya hazırlanan bir kadın. Bu arka plan, onun sahnedeki tüm davranışlarının motivasyonunu belirledi.
Hazırlık sürecinde kendime çok basit ama etkili bir soru sordum: “Sevdiğim adamın ailesiyle böyle bir haberle tanışmaya gitsem nasıl bir enerji taşırım?” Buradan yola çıkarak karakterin yüksek ama saf bir enerjisi olduğunu düşündüm. Sürekli gülümsemesi, ortamı yumuşatma çabası ve pozitifliği aslında bilinçli bir tercih değil; onun doğasının bir parçası…
Karakteri, içindeki çocuksu tarafı hâlâ canlı olan, büyümüş ama saflığını kaybetmemiş bir kadın olarak yorumladım. Çocuk neşesi yüksek bir karakter .Bu yaklaşım, filmdeki yoğun gerilimin ortasında onun daha aydınlık ve umutlu bir kontrast yaratmasını sağladı.
“Oyunculuk söz konusu olduğunda asıl cesaret, duyguları saklamadan akışında yaşayabilmekte. Kırılganlığı “zayıflık” olarak değil, insani bir derinlik olarak görmek gerektiğini düşünüyorum.”
Filmde influencer kimliği üzerinden görünürlük, kırılganlık ve kamusal imaj arasındaki gerilim dikkat çekiyor. Karakteriniz hem görünür olma arzusunu hem de kırılgan bir iç dünyayı aynı anda taşıyor.
Sizce bir oyuncu için asıl cesaret, güçlü bir imaj inşa etmek mi yoksa kırılganlığını görünür kılmayı göze almak mı? Bu dengeyi kendi hayatınızda nasıl kuruyorsunuz?
Cam Sehpa influencer kimliği üzerinden tam da bu görünürlük–kırılganlık ikilemini tartışıyor. Bence güçlü bir imaj bu sektörün doğal bir parçası; duruşunuzun, çizginizin ve profesyonel kimliğinizin net olması gerekiyor. Ancak oyunculuk söz konusu olduğunda asıl cesaret, duyguları saklamadan akışında yaşayabilmekte. Kırılganlığı “zayıflık” olarak değil, insani bir derinlik olarak görmek gerektiğini düşünüyorum.
Ben kendi dengemi, duyguyu gerçekten hissettiğim gibi göstermek ama bunu yaparken tavrımı ve merkezimi kaybetmemek üzerinden kuruyorum. İmaj kontrol edilebilir bir alan; fakat sahici duygu kontrol edilmekten çok doğru yönlendirilmek ister. Oyuncu için kalıcı olanın da bu samimiyet olduğuna inanıyorum.
“Alper Kul, Algı Eke, Hatice Aslan ve Özgür Emre Yıldırım gibi güçlü isimlerle çalışmak benim için çok öğretici bir deneyimdi. Sette egodan uzak, birbirini gerçekten destekleyen bir atmosfer vardı.”

Partnerleriniz Alper Kul, Algı Eke, Hatice Aslan ve Özgür Emre Yıldırım gibi beyaz perdeden ve televizyondan aşina olduğumuz güçlü isimlerdi. Güçlü partnerlerle çalışma deneyiminiz nasıldı? Yoğun gerilim atmosferinde oyuncu partnerliği size ne kattı?
Cam Sehpa setinde Alper Kul, Algı Eke, Hatice Aslan ve Özgür Emre Yıldırım gibi güçlü isimlerle çalışmak benim için çok öğretici bir deneyimdi. Sette egodan uzak, birbirini gerçekten destekleyen bir atmosfer vardı. Bu da özellikle yoğun gerilim duygusunun olduğu sahnelerde oyuncu partnerliğini çok daha güvenli bir zemine taşıdı.
Modellikten gelen bir kamera rahatlığım var; ancak oyunculuk, kamera önünde iyi görünmekten çok daha fazlası. Bu projede, yüksek set tecrübesi olan partnerlerle aynı sahneyi paylaşmak beni yukarı taşıdı. Onların ritmi, konsantrasyonu ve sahne disiplini beni de daha cesur ve daha odaklı olmaya itti. Açıkçası bu motivasyon sayesinde performansımı kendi beklentimin de ötesine taşıyabildiğimi düşünüyorum.
Okurların merakını kaçırmadan filmin finaline dair sormak isterim: Senaryoyu ilk okuduğunuzda final sizi nasıl etkiledi? Hikâyenin dramatik yapısına dair ilk sezginiz neydi? Oyuncu olarak karakteriniz için zihninizde farklı bir final ihtimali oluşmuş muydu?
Cam Sehpa senaryosunu ilk okuduğumda final beni gerçekten şaşırttı. Hikâyenin dramatik yapısının gerilim üzerinden yükseleceğini hissediyordum ama bu ölçekte fiziksel ve aksiyon tarafı güçlü bir kapanış beklemiyordum. Özellikle son sahne, benim için de sürpriz bir kırılma anıydı.
Can Evrenol’un o sahneyi bana emanet etmesi büyük bir güven göstergesiydi. Ben de bu güvene karşılık verebilmek için elimden gelenin en iyisini yapmaya odaklandım. Teknik olarak zorlayıcı olsa da, karakterin o ana kadar biriktirdiği duygusal hattı korumayı öncelik gördüm.
Elbette bir oyuncu olarak insan, canlandırdığı karakter için daha umutlu bir ihtimali hayal ediyor. Ben de Ece’nin hayallerine kavuştuğu bir finali isterdim. Ama hikâyenin gücü biraz da o beklenmedik kırılmada saklı; seyirciyi sarsan tarafı da tam olarak bu.
“Hayatın sandığımız kadar uzun olmadığını çok net hissettim.”

Sorularımı hazırlarken 2022’de yaşadığınız trafik kazasına dair haberlere rastladım. Böyle deneyimler insanların hayatında büyük dönüşümlere yol açabiliyor. Sizin hayata bakışınızda bir değişim oldu mu?
2022’de yaşadığım trafik kazası ister istemez hayatla kurduğum ilişkiyi daha bilinçli bir yere taşıdı. Böyle bir deneyim, insanı hem kırılganlığıyla hem de gücüyle yüzleştiriyor. İlk anda bir şok etkisi yaratsa da, sonrasında benim için ciddi bir farkındalık alanına dönüştü.
Hayatın sandığımız kadar uzun olmadığını çok net hissettim. Ertelediğim ya da “sonra” dediğim şeylerin aslında ne kadar kıymetli olduğunu fark ettim ve gerçekten istediğim şeylerin üzerine daha kararlı gitmeye başladım. O süreci bir travma olarak taşımak yerine, bir uyanış olarak konumlandırmayı tercih ettim.
Yaşadığım olumsuzluğu dönüştürüp, bilinçaltımın gördüğü bir kabus gibi geride bırakmayı seçtim. Bugün geriye dönüp baktığımda, o deneyimin beni daha cesur, daha net ve daha kararlı biri hâline getirdiğini söyleyebilirim..

Cam Sehpa sizin için nasıl bir eşik oldu? Bu projeden sonra kendinizi oyuncu olarak hangi hatta konumlandırıyorsunuz? Gelecek projeleriniz hakkında okurlarımız için bilgi verebilir misiniz?
Cam Sehpa benim için gerçek anlamda bir eşik oldu. Oyunculuk eğitimi almış olmama rağmen, uzun süre kendimi tam olarak “hazır” hissettiğimi söyleyemem. Bu proje ve aldığımız geri dönüşler, aslında ne kadar hazır olduğumu ve kamera önünde nasıl bir karşılık bulduğumu görmemi sağladı. Bu anlamda hem özgüvenimi hem de mesleki duruşumu netleştiren bir iş oldu.
Ardından Büyü 3’te ana cast içinde yer almak da bu hattın güçlenerek devam ettiğini gösterdi. Korku türünde parladığımı hissediyorum; ancak kendimi yalnızca tek bir türe konumlandırmak istemem. Farklı türlerde, özellikle dramatik derinliği olan projelerde de yer almak istiyorum.
Şu anda hem sinema hem de dizi projeleri için görüşmelerim ve sunum süreçlerim devam ediyor. Hikâyesi güçlü, karakteri olan işlerde yer almayı öncelik görüyorum ve önümüzdeki dönemde bu çizgide güzel projelerle seyirci karşısına çıkacağıma inanıyorum.
Oyunculuk aslında benim için yalnızca bir meslek değil, çocukluğumdan beri kurduğum bir hayaldi. Kamera önünde iş yapmış olsam da, bu alanın benim iç dünyamla kurduğu bağ çok daha kişisel bir yerden geliyor. Günlük hayatta duygularımı çoğu zaman bastırarak, kontrollü yaşamayı öğrenmiş biriyim. Sahneye ya da kamera önüne geçtiğimde ise kendime izin verebildiğim, duygularımı özgürce yaşayabildiğim bir alan açılıyor. Belki de bu yüzden oyunculukla kurduğum bağ çok güçlü; orada gerçekten kendim olabiliyorum ve bunu çok seviyorum.
Bu yol düşündüğümden daha zordu ama her zorluğun beni biraz daha olgunlaştırdığını ve bu mesleğe daha sağlam bağladığını hissediyorum..


Bir Cevap Yazın