“Odama sımsıcak iklimlerle geldiniz
Gözleriniz kararlıysa sevmeye, sevilmeye
Bu gece sabaha dek ipi siz çekeceksiniz.”
— Hümeyra, Gidemediklerimiz (Mehmet Teoman)
Bir tiyatro hocama iyi bir oyunu nasıl tanımladığını sormuştum. Bana, oyundan çıktıktan sonra aynı kişi olmadığına dair bir his kaldıysa ve oyun zihninde yaşamaya devam ediyorsa iyi bir oyun olduğunu söylemişti. Kırıldığımız Yerde Bi’ Boşluk‘u izledikten sonra aklımda kalan his tam olarak buydu. Oyunun sonunda zihnimde tek bir cevapla değil, birbirine dolanmış birçok soru ve fikirle salondan ayrıldım. Bu yüzden de bu yazıyı tamamlamak pek kolay olmadı.
Bir insan kelimelerine bile sahip olmadığı bir şeyi isteyebilir mi?
Bir insan sevdiği birini kurtarmaya çalışırken ona zarar verebilir mi?
İnsan kırıldığı yerde neye dönüşür?
Oyun, bu soruların hiçbirine kesin cevap vermiyor. Bunun yerine seyirciyi Abebıkı isimli distopik ülkenin içine yerleştirerek cevapları birlikte aramaya davet ediyor.

Yasaklı Kelimeler
Abebıkı ilk bakışta klasik bir distopya gibi görünse de baskısını fiziksel şiddetten çok düşünce üzerinde kuruyor. Gördüğümüz ve işittiğimiz kadarıyla savaş yok, sokaklarda kan yok, suç yok. Ancak özgür irade de yok. İnsanların kullanabileceği kelimeler sınırlı, kitapların büyük bölümü yasak ve dünyanın geri kalanına dair bilgiye ulaşmak mümkün değil. İnsanlar yalnızca kendilerine öğretilen gerçeklik kadarını biliyor.
Bu yüzden Abebıkı’nın asıl korkusu insanların eylemleri değil, düşünmesi.
Hayaller kelimelerle kurulur. İnsanlar birbirlerini kelimeler aracılığıyla bulur, fikirler kelimelerle yayılır, dönüşümler ve devrimler kelimelerle başlar. Eğer bir toplumun dilini sınırlandırırsanız yalnızca konuşma biçimini değil, hayal gücünü de sınırlandırırsınız. Abebıkı tam olarak bunu yapıyor. Yurttaşlarını korkuyla değil, düşünce alanlarını daraltarak yönetiyor. Çünkü bir insanın dünyası bildiği kelimeler kadar genişleyebilir.
Oyunun ilerleyen bölümlerinde Ritalin’in yasaklı bir kitapta karşılaştığı “muhalif” kelimesine yabancılaşması da bu fikrin sahnedeki en güçlü karşılıklarından birini oluşturuyor. Muhalefetin ne olduğunu bilmeyen bir toplumda itaat yalnızca bir tercih değil, tek seçenek hâline geliyor. Abebıkı’nın başarısı da burada yatıyor: İnsanlardan yalnızca özgürlüklerini değil, özgürlüğü düşleyebilecekleri dili de alıyor.
Doğuştan Gelen Aykırılık
Tam da bu nedenle oyunun merkezindeki Nexium ve Ritalin yalnızca iki kardeş değil, sistemin engelleyemediği bir bağın temsilcisine dönüşüyor. Annelerin çocuklarını doğurur doğurmaz öldürüldüğü, kardeşliğin neredeyse imkânsız olduğu bir ülkede iki ikizin var olması başlı başına politik bir mesele hâline geliyor. Abebıkı insanları yalnızlaştırarak ayakta kalıyor. Nexium ve Ritalin ise birbirlerinin hayatındaki ilk gerçek bağ olarak büyüyorlar.

Uyumsuzluğun Kırılganlığı: Nexium
Selana Demirli’nin canlandırdığı Nexium, daha ilk sahneden itibaren bu düzene ait olmadığını hissettiren bir karakter. Kekemeliği, kurallarla kurduğu sorunlu ilişki ve bitmek bilmeyen hayal gücü onu Abebıkı ülkesinde aykırı bir karakter kılıyor. Demirli’nin performansındaki en dikkat çekici nokta ise karakterin farklılığını yalnızca sözlerle değil, bedeniyle de görünür kılması. Nexium’un hayalleri, korkuları ve heyecanı fiziksel tiyatroya yaklaşan yaratıcı bir performansla sahnede karşılık buluyor.
Oyunun başındaki Nexium sürekli hareket hâlinde, enerjisi bedenine sığmayan, düşünceleriyle birlikte oradan oraya savrulan bir çocuk olarak karşımıza çıkıyor. Kekemeliği yalnızca konuşmasına değil, bedenine ve varoluşuna da işlemiş durumda. Zaman ilerledikçe bu taşkın enerji yerini daha kontrollü ve ölçülü bir varoluşa bırakıyor. Karakter büyüdükçe yalnızca düşünceleri değil, bedeni de değişiyor.
Ancak Nexium’un hikâyesi yalnızca farklı olmanın değil, dönüşmenin hikâyesi. Hayalperest, kekeme ve kurallara mesafeli çocuk zamanla değişiyor; asker oluyor ve sistemin içinde yaşamayı öğreniyor. İlk bakışta bu değişim bir büyüme hikâyesi gibi görünse de oyun boyunca akılda kalan soru şu: Nexium gerçekten olgunlaşıyor mu, yoksa hayatta kalabilmek için uyumlanıyor mu?
Bu dönüşümün en hüzünlü yanı ise Nexium’un hayallerinden vazgeçmesi değil; onları sürdürebilmek için sistemle bir pazarlığa girişmek zorunda kalması. Bir zamanlar ait olmadığı hissini taşıyan çocuk, hayatta kalabilmek için ait görünmeyi öğreniyor. Kırıldığı yerde direnmek yerine uyumlanıyor. Belki de oyunun en büyük kırılmalarından biri burada yaşanıyor.
Sevgi ve Güvenin Sınırında: Ritalin
Nazlı Ocakcı’nın canlandırdığı Ritalin ise Nexium’un tam karşısında konumlanıyor. Öğretmenlerinin gözdesi, kuralların takipçisi ve sistemin ideal yurttaşı olarak yetişiyor. Bu karşıtlık yalnızca karakterlerin davranışlarında değil, sahne üzerindeki görünümlerinde de hissediliyor. Nexium’un dağınık enerjisinin karşısında Ritalin daha düzenli, daha kontrollü ve daha ölçülü bir figür olarak duruyor. Saçlarını kullanma şekilleri bile bunun görsel kanıtı hâline geliyor.
Fakat oyunun ilerleyen bölümlerinde karakterlerin konumları değişmeye başlıyor. Başlangıçta geleceği parlak görünen Ritalin’in başarısının büyük ölçüde ona sunulan bilgilerle sınırlı olduğu ortaya çıkarken, Nexium kendi ilgi alanlarını keşfettikçe gelişiyor ve dönüşüyor. Böylece oyunda başlangıçta sisteme uyum sağlayan Ritalin ile sisteme uyum sağlayamayan Nexium’un konumları zamanla tersine dönüyor. Oyun yalnızca iki kardeşin hikâyesini değil, bilgiyle, özgürlükle ve hayatla kurdukları ilişkinin hikâyesini de anlatıyor.
Ritalin’in trajedisi ise daha sessiz ilerliyor. Çünkü onun kırılması yalnızca kardeşi tarafından aldatılması değil; hayatı boyunca güvendiği her şeyin birer birer çökmesi anlamına geliyor. Öğretmenleri, sistemi, kitapları ve en önemlisi ikiz kardeşi. Bu nedenle kırıldığı yerde özgürleşmiyor; kurallara sığınıyor. Güvende hissedebilmek için yeni sınırlar, yeni şartlar ve yeni adalet biçimleri üretmeye çalışıyor. Oyunun kırılma anındaki pazarlık da aslında bunun bir yansıması.
Ancak Ritalin’in trajedisi, kuralların bazen hiçbir şeyi koruyamayacağı gerçeğini kabul etmekte zorlanmasında yatıyor. Aslında Ritalin’in aradığı şey adaletten çok güven. Bu yüzden kırıldığı yerde özgürleşmek yerine yeni kurallar üretmeye çalışıyor.
İşte burada oyunun adı anlam kazanmaya başlıyor:

Kırıldığımız Yerde Bi’ Boşluk.
Bu boşluk yalnızca yaşanan acının ardından oluşan bir yara değil; iki kardeşin birbirlerinin hayatında bıraktığı eksiklik. Nexium ve Ritalin yıllar boyunca aynı hayatı paylaşsalar da ayrıldıkları andan itibaren birbirlerinin hayatlarında bir boşluğa dönüşüyorlar. Üstelik bu boşluk ikisi için aynı anlama da gelmiyor. Nexium kaybettiği kardeşinin yokluğuyla yaşamayı öğrenmeye çalışırken, Ritalin belki de hiç yaşayamadığı bir hayatın yasını tutuyor.
Oyunun en etkileyici taraflarından biri de sevgiye yaklaşımı. Nexium ve Ritalin birbirlerini kurtarmaya çalışırken birbirlerine zarar veriyorlar. Bu nedenle oyundaki sevgi ne tamamen kurtarıcı ne de tamamen yıkıcı bir güç olarak karşımıza çıkıyor.
Daha çok dönüştürücü.
Belki de oyunun en güçlü fikri burada yatıyor. Çünkü hikâye boyunca yalnızca karakterler değil, yaşadıkları dünya da değişiyor. Nexium değişiyor. Ritalin değişiyor. Abebıkı değişiyor. Kimse hikâyenin başındaki kişi olarak kalmıyor.
Zaman ve Hayal Kırıklıklarının Sahnedeki İzdüşümü
Bu dönüşümün sahnedeki karşılığı da yönetmenlik tercihleriyle destekleniyor. Işık ve ses kullanımıyla kurulan zaman geçişleri sayesinde anlatı doğrusal ilerlemiyor. Karakterlerin çocuklukları ile yetişkinlikleri arasında gidip gelirken onların dönüşümlerine ve kırılma anlarına tanıklık ediyoruz. Geçişlerde kullanılan ritim, ağır çekime yaklaşan fiziksel hareketler ve oyuncuların beden kullanımı bu zaman yolculuğunu görünür kılıyor.
Sahnedeki mahkeme kürsüsünü andıran alan, Abebıkı yurttaşlarının her gün ülkeye olan bağlılıklarını kanıtladıkları bir törene dönüşüyor. Bu seremoniyi denetleyen ve yalnızca sesiyle var olan memur karakteri de oyunun dikkat çekici tercihlerinden biri. Memur ilk bakışta sistemin baskıcı yüzü gibi görünse de zamanla başka bir şeyi temsil etmeye başlıyor: sıradanlaşmış itaat. Büyük ideallere sahip biri değil; başını belaya sokmadan işini yapmaya çalışan, kuralların neden var olduğunu sorgulamayan sıradan bir insan.
Belki de bu yüzden Abebıkı’nın varlığı yalnızca baskıcı yöneticilerle açıklanamıyor. Sistem, ona karşı kayıtsızlaşmış, düşünmeyen ve yalnızca itaat eden insanların varlığıyla ayakta kalıyor. Bu yönüyle Abebıkı yalnızca sahnede kurulan bir distopya değil, seyircinin kendi dünyasına da dönüp bakmasına neden olan bir ayna işlevi görüyor.
Oyunun dikkat çekici sembollerinden biri de annelik meselesi. Abebıkı anneleri ortadan kaldırarak insanların bağ kurma kapasitesini yok etmeye çalışıyor. Ancak oyunun ilerleyen bölümlerinde karşımıza çıkan hamilelik, sistemin bastırmaya çalıştığı yaşam döngüsünün yeniden ortaya çıkışı gibi okunabilir. Bağın, sevginin ve geleceğin tamamen ortadan kaldırılamayacağını hatırlatan sessiz ama güçlü bir karşı çıkış.
Kırıldığın Yerden Dönüşmek
Oyunun sonunda bende kalan en güçlü düşünce özgürlükten çok sevginin dönüştürücü gücü üzerineydi. Nexium ve Ritalin’in hikâyesi, doğru ile yanlışın ya da gitmek ile kalmanın hikâyesi olmaktan çok insanların birbirlerini nasıl değiştirdiğinin hikâyesine dönüşüyor. Birbirlerini severek hayatlarını zorlaştırıyor, birbirlerinden uzaklaşarak eksiliyor ve yıllar sonra yeniden karşılaştıklarında o boşluğun hâlâ orada olduğunu fark ediyorlar.
Abebıkı ülkesindeki hiçbir çocuğun sahip olmasına izin verilmeyen sevgi, aynı zamanda yıkımın ve yeniden inşanın da yakıtı oluyor. Oyunları, şehirleri ve filmleri zihnimde bir şarkıyla kodlamayı sevdiğim için bu yazıyı yazarken Hümeyra’nın Gidemediklerimiz şarkısı da istemsizce zihnimde dönüp durdu. Nexium ve Ritalin, aslında ulaşmak istedikleri hayatların tam tersine savruluyorlar; üstelik buna sebep olan şey de birbirlerine duydukları sevgi oluyor. Belki de oyunun sonunda geriye kalan şey bir ayrılıktan çok, gidemedikleri hayatların hüznü.
Belki de Kırıldığımız Yerde Bi’ Boşluk’un asıl sorusu şudur:
İnsan kırıldığı yerde neye dönüşür? Ya da kırgınlığının yarattığı boşluğu neyle doldurur?
Oyun bu soruya kesin bir cevap vermiyor. Ancak şunu gösteriyor: Bazen insanı değiştiren şey yaşadığı acının kendisi değil, o acının ardından hayatında kalan boşluğu neyle doldurduğudur. Nexium o boşluğu uyumlanarak, hayata tutunarak ve yeni bağlar kurarak doldurmaya çalışırken; Ritalin güvenini kaybettiği bir dünyada kurallara sığınarak doldurmaya çalışıyor. İnsanlar aynı yerden kırılmasalar da kırıldıktan sonra bıraktıkları boşlukla yaşamanın bir yolunu bulmak zorunda kalıyorlar.
Ve bazen o boşluk, yıllar geçse bile adını koyamadığımız bir sevginin izi olarak kalmaya devam ediyor.


Bir Cevap Yazın